Şehirden enstantaneler: FRAGMENTPOLIS - womenist.net 

Şehirden enstantaneler: FRAGMENTPOLIS

Binalar, trafik sıkışıklığı, insan yığını; İstanbul’da bazı günler, sonbaharın geldiğini hafif bir esinti ile haber veren, eylül ayının başladığı, buna rağmen uzun günlerin de henüz bitmediği yazın bu son zamanlarında, eğlenmek ve yemek yemek için dışarıda bir masa arayan insanlar... Bugün Cuma ve saat akşamüstü 6.00. Şehirle ilgili konuşmak için bundan daha özel bir zaman ve gün seçemezdik. Bir şehri ÖZEL yapan nedir? Neden insanlar şehrin bir parçasını seçer ve buralarda eserler yaratırlar? Biz Tünel’de, Beyoğlu’nun tam kalbinde, sokakta bir masada oturuyoruz. Kaldırımda yürüyenler için neredeyse hiç yer kalmamış; satıcılar, çocuklar hatta sokak köpekleri dahi kaldırımda yerlerini almışlar. Tüm bu kargaşa ve turist gruplarının içinde; ben ve Pablo anın keyfini çıkararak bu keyifli söyleşiyi yaptık. Şehirden bölümler: FRAGMENTPOLIS

None İspanya’nın Valencia şehrinde doğan 31 yaşındaki Pablo Muñiz elinde fotoğraf makinesi ile gezen ve şehirlerin hikâyelerini kare kare, bina bina anlatan bir sanatçı. Şehirlerin, binaların ve orada yaşayanların aralarındaki ilişkileri, saygı, demokrasi ve yaşayanların gücünü anlatan, bazen terk edilmiş binaların şehrin ortasındaki halini resmeden bir sanatçı.Pablo, aşağı yukarı son 10 yıldır İstanbul’da yaşıyor. Bu şehirle olan ilişkisi ona bu son çalışmasında ilham kaynağı olmuş. Bu sergide Pablo, duvarlar örmemize neden olan korkular, şehirdeki sınırlar, üstlerine kameralar yerleştirilen duvarlar, insanların birbirlerine karşı olan güvenlerini, anlayışlarını ve içtenliklerini nasıl da kaybettiğini anlatıyor. Pablo öyle bir sanatçı ki “şehir” adını verdiğimiz o kocaman sevgi dolu şeyi bize, bir başka şekilde gösteriyor.Tatilini geçirdiği Berlin’den yeni döndü ve bu söyleşiyi yapabildik.

Berlin’e ilk seyahatin mi?
Evet, ilk seferim ve çok etkilendim. Ancak burada yaptığım bu çalışmayı, orada yapamazdım.
Evet. Berlin mimari ve insana saygı anlamında çok güzel bir şehir. Bu şehirde hem geçmişe saygı hem de geleceğin planına uyum çok ön planda. Bu şehirde insanların çalıştığı mahallelerle, yaşadıkları mahalleler arasında fark yok. Hepsi birbirinin içinde, bu da şehre çok keyifli bir dinamik kazandırıyor. Aynı zamanda bir huzur da katıyor; bu da demokrasiyi gözler önüne seriyor. Örneğin, İstanbul’un tam tersine Berlin’de ben her istediğim devlet dairesine gidip fotoğraf çekebilirim ve bunu yaparken hiçbir şekilde güvenlikle karşılaşmam. Bu beni çok etkiledi; özellikle insanlar ve devlet alanları arasındaki ilişki çok etkileyici. Ayrıca en sevdiğim mimarlardan Norman Foster’ın yaptığı Parlamento binasını ve Reichstag binasını görmek de benim için çok etkileyici. Parlamento binasının cam kaplı çatısı içerideki politikacıların halk tarafından izlenmesine izin veriyor. Yani demokrasi, saygı ve güven öğeleri burada ön planda.

None Sınırlardan konuşursak….
Sınırlar, 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti ofisince maddi ve manevi olarak desteklenen bir proje. İspanyol sanatçı Antoni Muntadas başkanlığındaki bir ekibin üyesiyim. Beraber ‘arada ki İstanbul’ adlı bir proje hazırladık. Bu projenin amacı çok katı çizgiler koymadan İstanbul’daki sınırları belirleyerek göstermek, sınırları belirlemekten çok insanlar üzerinde bunun etkisini vurgulamak.

None Proje geçmişle başlıyor. Bizans ve Osmanlı’nın sınırlarını anlatıyor. Daha sonra bugüne askeri, dini ve elçiliklerdeki izleme şeklini anlatarak geliyor. Burada birçok araç kullanılıyor; resimler, kitaplar, defterler… Kitap 2010 Ocak’ta basılacak.Ben Pablo ile 2003 yılında tanıştım. Farklı şehirlerden, farklı durumlar sonucu farklı zamanlarda gelip bu şehirde karşılaştık. Bu süre zarfında birbirimizin her türlü yardımına koşan ve kendi evrimimizi geliştirirken birbirimize yardım ettiğimiz çok keyifli bir dostluk kurduk. Bence Pablo’nun sanatı bu şehre duyduğu saygı ve sevgiyi gösteriyor. Şehrin hikâyesini çok iyi biliyor ve ‘Bu şehir birçok kereler yerle bir edilmiş, tekrar inşa edilmiş. Şehir öyle bir enerjiye ve güce sahip ki hala bizi burada olmaya çekebiliyor.’ diyor Pablo. Aynı zamanda şehrin biraz dışında kontrolsüz olarak ve doğaya da zarar vererek gelişen yapılanmanın da fazlasıyla farkında. Fragmentpolis diye adlandırdığı projesi büyük bir hızla büyüyen küçük mahallecikleri, etrafında örülen duvar ve güvenlik kameraları ile yaratılan, içlerinde bankaları, süpermarketleri, spor salonları ile yalnız hayatları ve mahalleleri anlatıyor.

None Gece iyice bastırıyor, Tünel’deki müzik sesi de gittikçe artıyor. Sokaktaki müzik ve eğlenen insan sesleri aslında İstanbul’da bir yaz gecesinin nasıl yaşanacağını en güzel şekilde anlatıyor... Büyük arkadaş grupları ile yapılan keyifli yemekler... Pablo ile daha sakin bir yere gidip güzel bir İspanyol şarabı içip ve yemek yemeden biraz daha yürümeye karar verdik.

Bir fotoğraf sanatçısı olarak şehirde çok yürüyor musun?
Ben her İstanbulluyum diyenden daha çok şehri tanıyorum çünkü şehirde çok yürüyorum. Bazen Türk arkadaşlarım ne yaptığımı soruyor, gittiğim yerleri söylediğimde öyle bir mahallenin varlığından bile haberdar değiller.

Yani bu şehri avucunun içi kadar iyi bildiğini söyleyebilir miyiz?
Kesinlikle...Pablo’nun çalışmaları ile ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz www.hanviajasolo.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Dünyanın En Pahalı Kedileri!

Evde beslenen en popüler hayvanlardan biri olan kedilerin en pahalı türlerini sizler için derledik!

Dünyanın En Pahalı Kedileri!

Norwegian Forest

Soyları Vikinglere dayanan bu kediler soğuk iklim şartlarına adeptedirler. Eğer bu kediden edinmek istiyorsanız dikkat etmeniz gereken tek ...

Dünyanın En Pahalı Kedileri! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!