Canım Kuşum, - womenist.net 

Canım Kuşum,

Umarım oralarda herşey yolundadır, burası hala bıraktığın gibi…

None Ben kanepemden kalktım, bu ay sana Berlin’den sesleneceğim. Berlin beni, ilk gördüğüm andan beri çok etkileyen bir şehir oldu, hatta oradan dönünce bile etkisi hala sürer bende… Bu sefer tam duvarın yıkılışının 20. yılına rastlayan gün oradaydım.20 yıl önce de televizyona yapışıp iki tarafın birbiriyle kucaklaşmasını saatlerce izlemiştim ve hiç oralar ile ilgim olmamasına rağmen, çok etkilenmiş hatta “gözlerim nemli, burnum ıslak” ne bu alaka demiştim. Galiba “alakayı” oralara gittikçe buldum; ikiye ayrılmışlık ve birleşme hali…Berlin’de “kalkmış duvarı” sembolize eden iki sıra parke taşı, Check Point Charlie Müzesi, duvardan atlayarak karşı tarafa geçmeye çalışan insanların fotoğrafları, kaçarken hayatını kaybeden sayısız insan… Turist gözüyle buraları ziyaret beni hep derinlere götürüyor.

Eski Doğu Berlin tarafı bana çok enteresan geliyor, bazı binalar son derece totaliter ve soğuk savaş döneminin kasvetini taşırken, çok güzel ve bozulmamış yerleri de huzur veriyor.Neyse, tüm Berlin ahalisi, 3 Ekim günü, Branderburg Tor’da, ellerinde biralar ve sosisli sandviçler, şarkılar söyleyerek, çoluk çocuk, cümbüş şamata parkta Fransız bir sanatçının yaptığı dev kukla gösterisindeydi, ben de gittim ama o kalabalıkta sıkışıp kaldım ve dayanamayıp geri döndüm. Yolda gözüm hep o iki sıra kaldırım taşına takıldı, şimdi insanlar bir adım oraya, bir adım öbür tarafa gidip geçerken, yine “bana ne oluyor da ben buna bakakalıyorum” dedim…Düşündüm de, yıllarca burunlarının dibinde gri bir duvarla doğup büyüyenler, veya sevdiklerini o duvardan kaçarken kaybedenler, şimdi o parke taşlarından bir oraya bir buraya öylece geçerken ne hissederler? Anlamsızlık, isyan, huzur, dün dündür, bugün bugün…???Tabii böyle ağır takılınca, daha da ileri giderek “amanın, o Berlin duvarı, ya insanın içindeki duvarlar, sınırlar, hiç öte tarafa geçememek, geçebilmek varken o sıkışmışlıkta kalıp hiç kendiyle buluşamamak” demem ile o kalabalık daha da bir üstüme geldi…

Esasında, kendimize ne kadar da çok sınır koyuyoruz, kimisi işe yararken, kimisi de bize hayatı ne kadar da boşu boşuna zorlaştırıyor.Hem de bizde Checkpoint Charlie’ deki gibi nöbetçi de yok, hani “evraklar tamamsa bir karşı tarafa gidip geleyim mi abi” gibi “eğer bir maniniz yoksa, böyle değişik davransam olur mu?” diyecek…Yasssakhh, kafadan olmaz, mümkünü yok o taraf, o his, o düşünce bile yaşatılmaz vallahi…Hani şöyle yapılmaz, böyle yapılmalı, hissedilmemeli, doğrusu şu aşağıdaki 448 maddelik listedir, ve gerisi summe haşa olmazdır kalıplarından söz ediyorum, yok, no way out, karşıya geçiş yok ve dahi havada bulut, no umut…Örnek mi; bol… Sana “yanlış” yapanı anlamaya çalışmak, affedebilmek (“bunu da mı?” bile dediğimizi), farklı olanı kabul edebilmek, (burun kıvırmadan), hislerine (o 448 maddeye uymayanına da ) tamam diyebilmek, egomuzu susturabilmek vs vs vs…Kimbilir ne çıkar o zaman duvarın öbür tarafında karşımıza, ne karşılar bizi, belki de “ne iyi ettin de geldin , buraları çok tatsızdı vallahi” diyen kocaman açık kolları ve sevgiyle bekleyen bambaşka biri veya başka biri olması da gerekmez, hiç bilmediğimiz ya da unuttuğumuz bir yönümüz… O totaliter bölümde unutulan, hiç bozulmadan, aynı saflıkla kalmış Doğu Berlin’in o güzel yüzü gibi…Yaa böyle oluyorum işte ben Berlin’de…Bir tarafım ile öbür tarafım buluşsun mu buluşmasın mı, kalk gidelim mi, oturup karpuz mu keselim, bir kahve daha mı içseydik, hepsi bir arada birşey… Bir de herkesin çoğu “Turkishce” konuşuyor, uzaktaki yıkık duvarın orada tanıdık bir yer…

Neyse, gelecek mektuba kadar, bu duvarın dibinden duvarsız yerlere ve sana kocaman kocaman sevgiler…

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!

Dünyanın en sevimli yavru hayvanlarıyla güne kısa bir ara verin!

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!
Kalplerinizi Isıtacak Yavrular! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!