Sevgili dünyalılar, - womenist.net 

Sevgili dünyalılar,

Geçtiğimiz aylar boyunca, dış görünüşümü, neye benzediğimi, soran bir dolu mektup aldım. Tabii aslında ben size, dünya üzerinde yaşadıklarımla ilgili şeyler yazmayı daha çok seviyorum. Ancak bu soruları da yanıtlamanın zamanı artık geldi.

None Yaşadığım gezegende beş farklı cinsiyet olduğunu daha önce yazmıştım, benim de dünyaya gelmemi sağlayan beş ebeveynim var. Orada bebek yapmak dünyadaki gibi zevk ve mutluluk verici bir süreç içermiyor. Herkesin sadece beş bebek yapma şansı var ama bu bir kanun değil, tamamiyle biyolojik yapı ile ilgili. Kimsenin bünyesi altı çocuk yapmaya uygun değil.

Çocuk yapmak, çok büyük emek ve özveri istiyor. Bu nedenle herkes, haklarının tamamını kullanmadığından giderek eksiliyoruz. Bebekler laboratuar ortamında ebeveynlerinin yaptığı seçimler doğrultusunda oluşturuluyor. Bu seçimler elbette oldukça zor çünkü herkes yapabileceğinin en iyisini ortaya çıkarmak istiyor. Yavrumuz neye benzeyecek? Neleri yapabilme kabiliyetleri olacak? Şekli nasıl olsun ki hayatı daha kolay olsun? Algısının daha gelişkin olması için neler lazım? Bunun gibi bir dolu maddeyi, kendi yapılarında olanlardan, belirli sayıda özelliği vererek tamamlıyorlar. Kimsenin, ne kadar mükemmel olursa olsun, kendisine birebir benzeyen bir çocuk sahibi olma şansı yok. Bebek oluşturulduktan sonra, gelişimi ve yaşaması için, sistem ona gereken herşeyi sağlıyor, yani o noktadan sonra yaşamak ve kendini geliştirmek tamamen, yeni doğanın sorumluluğunda.

Ben ebeveynlerimin benim için en harika seçimleri yaptıklarına eminim çünkü müthiş fonksiyonlarla donatılmış harika bir bedenim var.
 
Şeklim yuvarlak. Bildiğiniz top gibi ancak yapma toplar gibi kusursuz düzlükte değil hafif eğrilikler var. Bu beni diğerlerinden ayıran özellik. Eğer dümdüz, mükemmel yuvarlaklar olsaydık, ebeveynlerimiz nasıl bizi birbirimizden ayırabilirdi ki?
 
Üstüm kadife gibi incecik tüycüklerle kaplı. Bu benim istediğim yere kolayca takılıp tutunabilmemi sağlıyor. Tüycüklerin altında duymamı, nefes almamı, beslenmemi ve boşaltımımı sağlayan binlerce minik delik var. Kendimi büyütüp size gösterme şansım olsaydı, benim değil bir uzaylı, canlı bile olduğumu tahmin edemezdiniz. 
 
Sevgili E3’ümün (ebeveynlerimden bir tanesi) ben küçükken benimle paylaştığı, görme duyumla ilgili seçimin hikâyesini sizlerle paylaşmak istiyorum. “E1,E2,E4,E5 birbirlerine girmişler. Üçü 360 derece görüş açısı sağlayan sabit göz, diğeri fırlatılabilen dış göz olsun” diye diretmekteymiş. E3’üm “Bakın, bu hayat bize, başkalarını gözlemekten ziyade, kendimizi yaşamamız için verilmiş. Ben kendimi tanımadan, ne yaptığımı bilmeden ne kadar ileri gidebilirim ki? Ben evladımın başkalarının hayatları ile zaman kaybetmek yerine, önce kendisine neler oluyor? Kendisi neler yapıyor? İşte bunun farkında olmasını isterim” demiş.
 
Böylelikle, nereye bakarsam bakayım, kendimi de uzaktan görebildiğim, fırlatılabilen dış gözüm olmuş. Kendimi çok şanslı hissediyorum çünkü kendimi gözlemleyebiliyorum.
 
Yuvrika’nın evinde, genelde giyinip süslenirken baktığı bir sürü ayna var. Yine de bedenine ve hayatına neler yaptığının farkında değil.
 
Geçen akşam “Komşu Bey” her zaman uğradığı saate ortada yoktu. Yuvrika gitti kapısını çaldı;kimse yok!, kesmedi bir de kapıcıya “onu görüp görmediğini” sordu, o da “ gelmedi, arabası da garajda yok” dedi. Yuvrika hemen telefona sarılıp, bir de  “aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor…” mesajı ile karşılaşınca, çirkin tuhaf renkler yaymaya başladı. Korku, kızgınlık, üzüntü, merak ve endişe ile baş etmekte zorlanıyordu. Buzdolabına gitti, önce koca bir kap dondurmayı bitirdi. Ardından ekmek arası peynir, sonra biraz cips, yanında meyve suyu, derken biraz fındık yedi. En sonunda bunları bastırmak ve midesini rahatlatmak için bir soda içti. Mutfağa gitti, geldi, gitti, geldi, yerinde duramıyordu. Bu gidip gelmelerin ve yemelerin arasında, anlayamadığım bir şekilde tırnak kenarlarındaki derileri yoldu, yüzündeki sivilceyi koparıp kanattı. Artık midesi rahatsız, parmakları sızlayan, sivilcesi de yandığı için kendisine de kızgınlık duyan birine dönüşmüştü. 
 
Allahtan, krizin başlangıcından tam 42 dakika sonra bizim yakışıklı kapıdaydı. Yuvrika avaz avaz söylenirken, sakince kafasını okşadı, ona sarıldı. Sakinleştiğinde ise, başına gelenler ve eve olabildiğince çabuk varmak için yaptıklarını anlattı.
 
42 dakikalık krizin faturası; Yuvrika’nın  midesinde, parmaklarında ve yüzünde rahatsızlık, içinde utanç  ve pişmanlıktı.
 Benim tatlı okuyucularım, anlık hislerinizin, ömürlük hasarlar vermemesi için, yeni bakış açıları diliyorum.
 
Sizi çok seviyorum.Bol bol öpüyorum

Silla

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!

Dünyanın en sevimli yavru hayvanlarıyla güne kısa bir ara verin!

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!
Kalplerinizi Isıtacak Yavrular! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!