İstanbullu Bir Amerikalı - womenist.net 

İstanbullu Bir Amerikalı

Geçtiğimiz ayı, 2000’li yılların muhasebesini yaparak geçirdik. Bu 10 senede giderek globalleşen sanat alanında çok mesafe kat ettik, çok da tükettik. Birbirinden çok farklı anlatım yollarıyla sunulan “sanat”ı hayatlarımıza dahil ettik. Beğendik, beğenmedik, algılamaya çalıştık, kimi zaman da kendimize ait bir şeyler bulmayı umduk. Bu ay size farklı kültürlerin öğelerini ödünç alıp onları soyutlayarak bize kendimizden, kültürümüzden gizemli parçalar sunan Mike Berg’i tanıtmak istedim.

None Hiç tanımadığın bir kültüre uyanmakMike Berg, New York’un çılgın temposunda 30 sene yaşamış bir sanatçı. Daha o yıllarda resimlerine deneysel yaklaşabilmiş ve henüz 25 yaşındayken katıldığı bir grup sergisinde eleştirmenlerden aldığı tam notla dikkatleri üzerine çekmiş. Sonradan Balthus, Giacometti, Miro gibi devleri pazarlayan bir galeriye girebilme başarısını göstermiş. Bu galeriyle ilişkisi uzun soluklu olmamış, ama halen Amerika’da çalıştığı iki galerisi var. Sanatçının temel kaygısı işlerindeki yüzeylerin dokusu olmuş hep.

Önceleri resimlerindeki katmanlarla oynamış, sonraları resmin sınırlarına sığmaz olunca, tual üzerine dikiş tekniğine (embroidery) ve metal çalışmalarına yönlenmiş. Çizgilerle ve motif tekrarlarıyla yakaladığı anlatım, yerini zamanla büyük boy imgelere bırakmış. Metal levhaları keserek yarattığı heykelleri duvarlara asarak bir yandan resimle hesaplaşmasına da devam etmiş.

None Berg, sanat hayatında yakalamak istediği deneyselliği ve farklılığı özel hayatına da taşıyarak, ani bir kararla kendisini İstanbul’da buluvermiş. 1999’da sadece bir seneliğine İstanbul’un kültürünü deneyimlemek üzere yerleştiği Arnavutköy’den bir daha ayrılamamış.

Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden büyülenip, bu şehrin çok çeşitliliği içinde barındıran gizemiyle sarmalanmış.Şehrin ara sokaklarında, Kapalıçarşı’daki demir atölyelerinde, Rüstem Paşa Camii’nin duvarlarındaki İznik çinilerinde adeta sanatında anlamlandırmaya çalıştığı sembol, hikaye ve tanımlarla yüzleşmiş.Tesadüfler Mike Berg’i Dulcinea’da, İstanbul’daki ilk sergisini açmasına yol açmış. 2000’de ‘Little House of Our Desires’ adlı sergisi ardından kapanan bu mekanın sahibi onu 2003’te Galeri Nev’e yönlendirmiş. ‘Bronze Age’ sergisini, 2006’da ‘You Can’t Say it That Way Anymore’ ve 2008’de ‘The Aftermath of Sunny Days’ takip etmiş.

None Son sergisi ise ‘Heavy Metal’ adını taşıyor. Geçtiğimiz ay açılışı gerçekleştirilen bu sergide, malzeme olarak çeliği kullandığı yepyeni çalışmaları sergilenmekte. İlk kez üç boyutlu olarak tasarladığı dev metal işleri silindir formlarıyla şaşırtıyor. Duvarda sergilenen metalleriyse tuallerden fırlamış boya lekelerini ve fırça darbelerini anımsatıyor.

Metallerin önlerinde hareket ettikçe derinlik algımız ışık ve gölge sayesinde farklılıklar yakalıyor. Bu serideki tanımsız semboller, sanatçının sessizce anlatmaya devam ettiği hikayesinin parçalarını oluşturuyor.Türk sanat ortamına farklı bir soluk kattığına inandığım Mike Berg çalışmalarıyla kültürümüze ayna tutarken, yansıttığı sembollerin izleyici tarafından deşifre edilmesini bekliyor adeta…

Dünyanın En Pahalı Kedileri!

Evde beslenen en popüler hayvanlardan biri olan kedilerin en pahalı türlerini sizler için derledik!

Dünyanın En Pahalı Kedileri!

Norwegian Forest

Soyları Vikinglere dayanan bu kediler soğuk iklim şartlarına adeptedirler. Eğer bu kediden edinmek istiyorsanız dikkat etmeniz gereken tek ...

Dünyanın En Pahalı Kedileri! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!