Canım kuşum, - womenist.net 

Canım kuşum,

Kısa ancak çok hareketli bol hesaplaşmalı bir ay daha geçti. Kar, kış, soğuk, çok soğuk, gel-git, duygusal gel-git, hatta kal oralarda bir aydı vallahi.

Biliyorsun benim mektuplarım kafama takılanların dokumu oluyor, işte dökülüyorum:Seyahatler tatil ise, ve tatiller dinlenmek içinse, niye bu seyahatlerden yorgun savaşçı gibi gelinir?Benim tatil ile ilgili zihinsel programlamamda şöyle bir error var: “ hep ve her an görülmesi ve yapılması gereken yer, müze ve şeyler var, eğitim şart, mutlaka ayakların baloncuk olana kadar yürü gez, sonra beslenme - dinlenme - alışveriş vs gibi temel ihtiyaçlara ayrılacak süre için bir plan program yap ve sümme haşa o programdan dışarı çıkmamaya gayret et, zira program bozulursa bütün olay bozulur” gibi birşey…

A be kadın! bu programı yapan sen isen, değiştirdim de, koy yenisini,  ama ne mümkün, hesap vereceğim iç kimlikler sayısı çok fazla, hangi biriyle uğraşayım…Tabii dolayısıyla, her zaman pek hoş bir yol arkadaşı olmuyorum ama program programdır!Aklıma takılan bir başka şey de, bu Fransızlar’a hangi okulda nasıl bir sabır eğitimi verilmiş ki bir küçük espresso’yu 45 dakika da içerler ve hesabı ödedikten sonra bile uzuuun uzuuun (min. 10-15 dakika ) konuşurlar. Hiç mi işleri güçleri yok bu insanların… yani bizim buradaki Fransız okullarında eğitim almış arkadaşlarımız da aynen benim gibi, ancak sıkı bağlarsan o iskemlede o kadar uzun otururlar, acaba eğitimden değil de, espressonun içindeki kafein farkından mı oluyor?Bunu da geçtim, başka bir konuya geldim. Eğitim iyi ve şart, ancak bazen bilmemek de insanı mutlu edebiliyor mu acaba, beklentilerini azaltıp daha net bir bakış açısı mı veriyor? Neden mi?

Geçenlerde gerçek müzikseverler ile gayet amatör bir dinleyici olarak bir elektrogitar sanatçısının konserine gittim. Herkes konserden çok beklentiliydi ve heyecanlıydı, ben de onlar kadar tanımasam da mutlu bir şekilde bu konsere gittim. Çok eğlendim ve beğendim, ancak bu işin bilenleri benim kadar sevemediler konseri, çünkü sanatçının daha evvel ki performansları daha iyiymiş ve bu sefer daha popüler olma uğruna kalitesinden ödün vermiş. “Mis” diyorum çünkü benim dinlediğim konserde hiç bunlar yoktu, ben sadece olanı dinledim, eski ve obur parçaları bilmediğim için gayet keyifli bir 2 saat geçirdim,Her parçayı, her yorumu bilmemek o kadar da kötü birşey değilmiş, bilmemenin ise yaradığı durumlar varmış. Tabii, karizmanın biraz çizilme olasılığı var “beğendim” derken ama olacak o kadar, hepsi birden olmuyor.Bu bilmek / bilmemek arasındaki denge bazen beni düşündürüyor. Bilmek ile daha huzurlu olma arasında nasıl bir ilişki var? Ya da herşeyi bilmek insanı ne kadar mutlu eder? Bildikçe insanın artan bir sorumluğu oluyor, çocuklar bile okula gidip öğrendikçe, omuzlarındaki yük artıyor, halbuki “Ali topu atıp tutarken “ veya “Ela ve Leyla el ele “ fişlerini yazarken bir sıkıntıları yoktu bu çocukların…

Önce o tren bir Ankara’dan bir de Eskişehir’den yola çıktı, sonra ufak ufak dünya meseleleri vs derken bilgi altında ezilme başladı. Ayrıca artan bilgi, artan seçenekleri getiriyor ve eğer iyi bir ayıklama mekanizman yoksa gelsin ayaktaki baloncuklar, koştur koştur içilen kahveler…Bilmek diye düşündükçe aklıma başka örnekler de geliyor, mesela ben ve benim kuşaktaki hiçbir tanıdığım yüzmeyi bilerek öğrenmedik, hepimizi suya attılar ve debelenerekten su yuta yuta öğrendik. Travmalarımız nasıl ne zaman çıktı bilmiyorum ama yine ben ve benim kuşak hiçbir anne çocuğunu suya atmadı, hep öğretmenler eşliğinde, çok daha akademik ve çok daha uzuuuun sürede bu süreyi geçirdik. Eeee, hangi kuşak daha iyisini biliyordu acaba çıkartamıyorum…İste böyle kuşum, senin oralarda kim neyi ne kadar biliyor acaba? Uzaklardan bakınca burası nasıl görünüyor? “ Bir bilene sormalı” derler ya, nerede bu bilen? Sertifikası var mı? Nereden biliyor? Nereden bileceğiz bildiğini?Ya da düşünürün dediği gibi “ Tek bildiğim, hiç birşey bilmediğim”, bak bu uydu bana…Atalarımızın dediği de iyi geliyor kulağa: “ Sen seni bil, Sen seni” (ense kısmını es geçiyorum)Zira iş dönüp dolaşıp orada bitiyor, gidebildiğin yere kadar, ya da yüreğinin seni götürdüğü yere kadar gitmek- giderken de kendine iyi bakmak, ayaklarında baloncuk yapmadan, çok su yutmadan, yumuşacık gitmek…İşte böyle kuşumcum, çok mu uzattım bilemedim, gelecek mektuba kadar buralardan oralara ve daha da ötelere kocaman sevgiler.

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!

Dünyanın en sevimli yavru hayvanlarıyla güne kısa bir ara verin!

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!
Kalplerinizi Isıtacak Yavrular! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!