Kapalı Kutu Mardin - womenist.net 

Kapalı Kutu Mardin

Uçsuz bucaksız Mezopotamya ovası geceleri sanki bir deniz görünümünü alıyor.

None Mardin’e yapacağım gezi hem korkutuyor hem de bir yandan heyecanlandırıyordu. Haberlerde devamlı o bölgelerden şehit ve çatışma haberleri duyuyordum. Mardin’in çok etkileyici, çok çekici bir yer olduğunu duymuştum ancak bu kadarını beklemiyordum.

Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan, tarih derslerinde okuduğumuz Mezopotamya ovası gerçekten nefes kesiciydi. Mö. 3000 yılından başlayarak birçok medeniyete evsahipliği yapan Harran ovasına bakan bir dağın yamacına kurulan şehir, tüm ovayı kucaklıyor. Oraya daha önceden gidenlerin, özellikle “ovaya gece bak deniz görüntüsüne kavuşuyor” demesini ovayı gece görene dek anlayamamıştım...

Oraya vardığımda Mardin’in ne kadar “kapalı bir kutu” olduğunu gördüm… Ateşin tam orta yerinde kalmış ancak hiçbir şekilde ateşe bulaşmamış bir kent.

Kente vardığımızda günlerden pazardı o yüzden de şehir çok sessizdi. Hemen çantaları bırakarak şehri dolaşmaya koyulduk. “1.cadde” diye adlandırılan şehrin eski caddesinde yürümeye başladık. Yapıların muhteşemliği, insanların sıcaklığı bizi düşler ülkesinde gibi hissettirdi. Ara sokaklara girdikçe, tarihi yapıları ve evlerin içlerini gördükçe Mardin’e hayran kaldım. Hele insanları…

None Mardin, birçok medeniyeti barındıran bir açık hava müzesi gibi. Süryaniler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar hep beraber içiçe dostça yaşıyorlar; Arapça, Kürtçe ve Türkçe konuşuluyor beraberce dostça iş yapıyorlar, eğleniyorlar.
Mardinler o kadar dost canlısı ki. Ne paraya kıymet veriyorlar ne pula, onlar için önemli olan sohbet,dostluk.. Bir kahvehanede içtiğimiz kahvenin parasını almayacak kadar paraya önem vermeyen insanları görmek beni çok şaşırttı.
Bu şehrin efsaneleri de filmlere konu olmuş… Şahmaran efsanesinin geçtiğine inanılan Mardin Kalesi bir taç gibi şehrin tepesinde konumlanmış. Ulu Camii, evleri birbirine bağlayan Abaraları, Zinciriye ve Kasımiye Medreseleri,  Meryem Ana Kilisesi ve şimdi müze olan eski patrikhane, Deyr-ul Zaferan Manastırı, bizi gerçekten bu şehre hayran bıraktıran mimari eserlerin başında geldi.. Deyr-ul Zaferan yakın bir geçmişe dek Süryani Kadım Cemaatinin merkeziyken terör korkusu, bu merkezin Suriye’ye taşınmasına yol açmış.

Aslında sadece Mardin değil etrafı da bir o kadar güzel..Midyat eski Mardin’in küçük bir kopyası ancak daha güzeli çünkü oralarda pek fazla betonarme yapı yok, biraz ilerisindeki Mor Gabriel Kilisesi ise bir şaheser... Ancak giden Süryani ailelerin hikayelerini dinleyince ister istemez insanın içine bir hüzün çöküyor. Bazı köylerde sadece yaşlılar kalmış artık.

None Midyat’tan şırnak’a doğru biraz daha giderseniz yol sizi Hasankeyf’e götürüyor. Hasankeyf başlı başına bir saheser. Dicle’nin kenarına konumlanmış yüzlerce mağara evlerini ve ilk darphanenin olduğu antik şehri gezip aşağıda nehrin üzerine kurulmuş tahtlarda soluklanıp, Malabadi köprüsünü seyredebilirsiniz. Oranın sular altında kalma ihtimali insanı dehşete düşürüyor. Umarım bu ihtimal başbakanın verdiği söz ile geride kalmıştır.
Biz, hava fazla sıcak olduğundan, ne yazık ki Dara harabelerini hakkıyla gezemedik ancak orası da mutlaka görülmesi gereken bir yer.

Mardin mutfağı oldukça değişik bir mutfak, et yemekleri, mezeleri oldukça zengin. Kaburga dolması yörenin en  özel yemeklerinden sadece biri..tabii tüm Güneydoğu gibi kebap burada da damgasını vuruyor. Mardin’in içinde yeralan ve içki servisinin tek yapıldığı yer olan Cercis Murat Konağı özel bir lezzet diyarı. Garsonumuz Soner sayesinde tattığımız yemeklerin İstanbul’daki şubelerinde de olduğunu  duyunca sevindik.
Mardin’de taş ustalığı çok özel bir sanat. Aynen unutulan sanatlardan cam altı boyama, telkari, bakır işçiliği ve iğne oyası gibi o da hayata tutunmaya çalışıyor bu şehirde.

None Unutulan  sanatlardan  “telkari” sanatını altınla çalışan ve 1. caddede yer alan Can kuyumculuğun modern mücevherleri de gerçekten görülmeye değer. Yavaş yavaş yok olan basmacılık sanatını icra eden, tek sanatçı Nasra Hanım’ın basmaları da herkesi büyülüyor. Mardin’e gidip de sakın “bıttım sabunu” almadan  dönmeyin. Prens Charles’ın da kullandığı söylenen bu özel sabun saç dökülmesine iyi geliyor.

Kısacası yolunuz Mardin’e düşerse demiyorum, çünkü yolunuzu Mardin’e mutlaka düşürün. Bu tarihle harmanlanmış Anadolu şehrinin ve insanlarının sıcaklığı, unuttuğumuz birçok güzel hatırayı canlandırıyor.

Tuana Zeynep Bilgin

None Mardin’e yapacağım gezi hem korkutuyor hem de bir yandan heyecanlandırıyordu. Haberlerde devamlı o bölgelerden şehit ve çatışma haberleri duyuyordum. Mardin’in çok etkileyici, çok çekici bir yer olduğunu duymuştum ancak bu kadarını beklemiyordum.

Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan, tarih derslerinde okuduğumuz Mezopotamya ovası gerçekten nefes kesiciydi. Mö. 3000 yılından başlayarak birçok medeniyete evsahipliği yapan Harran ovasına bakan bir dağın yamacına kurulan şehir, tüm ovayı kucaklıyor. Oraya daha önceden gidenlerin, özellikle “ovaya gece bak deniz görüntüsüne kavuşuyor” demesini ovayı gece görene dek anlayamamıştım...

Oraya vardığımda Mardin’in ne kadar “kapalı bir kutu” olduğunu gördüm… Ateşin tam orta yerinde kalmış ancak hiçbir şekilde ateşe bulaşmamış bir kent.

Kente vardığımızda günlerden pazardı o yüzden de şehir çok sessizdi. Hemen çantaları bırakarak şehri dolaşmaya koyulduk. “1.cadde” diye adlandırılan şehrin eski caddesinde yürümeye başladık. Yapıların muhteşemliği, insanların sıcaklığı bizi düşler ülkesinde gibi hissettirdi. Ara sokaklara girdikçe, tarihi yapıları ve evlerin içlerini gördükçe Mardin’e hayran kaldım. Hele insanları…

None Mardin, birçok medeniyeti barındıran bir açık hava müzesi gibi. Süryaniler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar hep beraber içiçe dostça yaşıyorlar; Arapça, Kürtçe ve Türkçe konuşuluyor beraberce dostça iş yapıyorlar, eğleniyorlar.
Mardinler o kadar dost canlısı ki. Ne paraya kıymet veriyorlar ne pula, onlar için önemli olan sohbet,dostluk.. Bir kahvehanede içtiğimiz kahvenin parasını almayacak kadar paraya önem vermeyen insanları görmek beni çok şaşırttı.
Bu şehrin efsaneleri de filmlere konu olmuş… Şahmaran efsanesinin geçtiğine inanılan Mardin Kalesi bir taç gibi şehrin tepesinde konumlanmış. Ulu Camii, evleri birbirine bağlayan Abaraları, Zinciriye ve Kasımiye Medreseleri,  Meryem Ana Kilisesi ve şimdi müze olan eski patrikhane, Deyr-ul Zaferan Manastırı, bizi gerçekten bu şehre hayran bıraktıran mimari eserlerin başında geldi.. Deyr-ul Zaferan yakın bir geçmişe dek Süryani Kadım Cemaatinin merkeziyken terör korkusu, bu merkezin Suriye’ye taşınmasına yol açmış.

Aslında sadece Mardin değil etrafı da bir o kadar güzel..Midyat eski Mardin’in küçük bir kopyası ancak daha güzeli çünkü oralarda pek fazla betonarme yapı yok, biraz ilerisindeki Mor Gabriel Kilisesi ise bir şaheser... Ancak giden Süryani ailelerin hikayelerini dinleyince ister istemez insanın içine bir hüzün çöküyor. Bazı köylerde sadece yaşlılar kalmış artık.

None Midyat’tan şırnak’a doğru biraz daha giderseniz yol sizi Hasankeyf’e götürüyor. Hasankeyf başlı başına bir saheser. Dicle’nin kenarına konumlanmış yüzlerce mağara evlerini ve ilk darphanenin olduğu antik şehri gezip aşağıda nehrin üzerine kurulmuş tahtlarda soluklanıp, Malabadi köprüsünü seyredebilirsiniz. Oranın sular altında kalma ihtimali insanı dehşete düşürüyor. Umarım bu ihtimal başbakanın verdiği söz ile geride kalmıştır.
Biz, hava fazla sıcak olduğundan, ne yazık ki Dara harabelerini hakkıyla gezemedik ancak orası da mutlaka görülmesi gereken bir yer.

Mardin mutfağı oldukça değişik bir mutfak, et yemekleri, mezeleri oldukça zengin. Kaburga dolması yörenin en  özel yemeklerinden sadece biri..tabii tüm Güneydoğu gibi kebap burada da damgasını vuruyor. Mardin’in içinde yeralan ve içki servisinin tek yapıldığı yer olan Cercis Murat Konağı özel bir lezzet diyarı. Garsonumuz Soner sayesinde tattığımız yemeklerin İstanbul’daki şubelerinde de olduğunu  duyunca sevindik.
Mardin’de taş ustalığı çok özel bir sanat. Aynen unutulan sanatlardan cam altı boyama, telkari, bakır işçiliği ve iğne oyası gibi o da hayata tutunmaya çalışıyor bu şehirde.

None Unutulan  sanatlardan  “telkari” sanatını altınla çalışan ve 1. caddede yer alan Can kuyumculuğun modern mücevherleri de gerçekten görülmeye değer. Yavaş yavaş yok olan basmacılık sanatını icra eden, tek sanatçı Nasra Hanım’ın basmaları da herkesi büyülüyor. Mardin’e gidip de sakın “bıttım sabunu” almadan  dönmeyin. Prens Charles’ın da kullandığı söylenen bu özel sabun saç dökülmesine iyi geliyor.

Kısacası yolunuz Mardin’e düşerse demiyorum, çünkü yolunuzu Mardin’e mutlaka düşürün. Bu tarihle harmanlanmış Anadolu şehrinin ve insanlarının sıcaklığı, unuttuğumuz birçok güzel hatırayı canlandırıyor.

Tuana Zeynep Bilgin

Görülmeye Değer San Sebastian Gitmeye Ne Dersiniz?

İspanya'nın en popüler yaz destinasyonlarının başında gelen San Sebastian; tarihi, doğası ve kültürüyle herkesi büyülemesinin yanı sıra bol Michelin yıldızlı bir şehir olmasıyla da tüm dünyadan gurmelerin ilgisini çekmeyi başarıyor. ..

None

Yemek cenneti olarak bilinen kent, dünyanın en iyi lezzetlerini sunduğu söylenen Bask mutfağının da ana merkezi.

Guipuzcoa bölgesinin başkenti olan San ...

Görülmeye Değer San Sebastian Gitmeye Ne Dersiniz? Devamını Oku >>

Yorum Yapın!