18 Mayıs, 2012
Womenist.net in English
ARA
 
   Ana Sayfa       Üye Kayıt Formu    Üye Girişi     
Seyahat önceki sayfaya geri dön

Kapalı Kutu Mardin

Uçsuz bucaksız Mezopotamya ovası geceleri sanki bir deniz görünümünü alıyor.
Mardin’e yapacağım gezi hem korkutuyor hem de bir yandan heyecanlandırıyordu. Haberlerde devamlı o bölgelerden şehit ve çatışma haberleri duyuyordum. Mardin’in çok etkileyici, çok çekici bir yer olduğunu duymuştum ancak bu kadarını beklemiyordum.

Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan, tarih derslerinde okuduğumuz Mezopotamya ovası gerçekten nefes kesiciydi. Mö. 3000 yılından başlayarak birçok medeniyete evsahipliği yapan Harran ovasına bakan bir dağın yamacına kurulan şehir, tüm ovayı kucaklıyor. Oraya daha önceden gidenlerin, özellikle “ovaya gece bak deniz görüntüsüne kavuşuyor” demesini ovayı gece görene dek anlayamamıştım...

Oraya vardığımda Mardin’in ne kadar “kapalı bir kutu” olduğunu gördüm… Ateşin tam orta yerinde kalmış ancak hiçbir şekilde ateşe bulaşmamış bir kent.

Kente vardığımızda günlerden pazardı o yüzden de şehir çok sessizdi. Hemen çantaları bırakarak şehri dolaşmaya koyulduk. “1.cadde” diye adlandırılan şehrin eski caddesinde yürümeye başladık. Yapıların muhteşemliği, insanların sıcaklığı bizi düşler ülkesinde gibi hissettirdi. Ara sokaklara girdikçe, tarihi yapıları ve evlerin içlerini gördükçe Mardin’e hayran kaldım. Hele insanları…

Mardin, birçok medeniyeti barındıran bir açık hava müzesi gibi. Süryaniler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar hep beraber içiçe dostça yaşıyorlar; Arapça, Kürtçe ve Türkçe konuşuluyor beraberce dostça iş yapıyorlar, eğleniyorlar.
Mardinler o kadar dost canlısı ki. Ne paraya kıymet veriyorlar ne pula, onlar için önemli olan sohbet,dostluk.. Bir kahvehanede içtiğimiz kahvenin parasını almayacak kadar paraya önem vermeyen insanları görmek beni çok şaşırttı.
Bu şehrin efsaneleri de filmlere konu olmuş… Şahmaran efsanesinin geçtiğine inanılan Mardin Kalesi bir taç gibi şehrin tepesinde konumlanmış. Ulu Camii, evleri birbirine bağlayan Abaraları, Zinciriye ve Kasımiye Medreseleri,  Meryem Ana Kilisesi ve şimdi müze olan eski patrikhane, Deyr-ul Zaferan Manastırı, bizi gerçekten bu şehre hayran bıraktıran mimari eserlerin başında geldi.. Deyr-ul Zaferan yakın bir geçmişe dek Süryani Kadım Cemaatinin merkeziyken terör korkusu, bu merkezin Suriye’ye taşınmasına yol açmış.

Aslında sadece Mardin değil etrafı da bir o kadar güzel..Midyat eski Mardin’in küçük bir kopyası ancak daha güzeli çünkü oralarda pek fazla betonarme yapı yok, biraz ilerisindeki Mor Gabriel Kilisesi ise bir şaheser... Ancak giden Süryani ailelerin hikayelerini dinleyince ister istemez insanın içine bir hüzün çöküyor. Bazı köylerde sadece yaşlılar kalmış artık.

Midyat’tan şırnak’a doğru biraz daha giderseniz yol sizi Hasankeyf’e götürüyor. Hasankeyf başlı başına bir saheser. Dicle’nin kenarına konumlanmış yüzlerce mağara evlerini ve ilk darphanenin olduğu antik şehri gezip aşağıda nehrin üzerine kurulmuş tahtlarda soluklanıp, Malabadi köprüsünü seyredebilirsiniz. Oranın sular altında kalma ihtimali insanı dehşete düşürüyor. Umarım bu ihtimal başbakanın verdiği söz ile geride kalmıştır.
Biz, hava fazla sıcak olduğundan, ne yazık ki Dara harabelerini hakkıyla gezemedik ancak orası da mutlaka görülmesi gereken bir yer.

Mardin mutfağı oldukça değişik bir mutfak, et yemekleri, mezeleri oldukça zengin. Kaburga dolması yörenin en  özel yemeklerinden sadece biri..tabii tüm Güneydoğu gibi kebap burada da damgasını vuruyor. Mardin’in içinde yeralan ve içki servisinin tek yapıldığı yer olan Cercis Murat Konağı özel bir lezzet diyarı. Garsonumuz Soner sayesinde tattığımız yemeklerin İstanbul’daki şubelerinde de olduğunu  duyunca sevindik.
Mardin’de taş ustalığı çok özel bir sanat. Aynen unutulan sanatlardan cam altı boyama, telkari, bakır işçiliği ve iğne oyası gibi o da hayata tutunmaya çalışıyor bu şehirde.

Unutulan  sanatlardan  “telkari” sanatını altınla çalışan ve 1. caddede yer alan Can kuyumculuğun modern mücevherleri de gerçekten görülmeye değer. Yavaş yavaş yok olan basmacılık sanatını icra eden, tek sanatçı Nasra Hanım’ın basmaları da herkesi büyülüyor. Mardin’e gidip de sakın “bıttım sabunu” almadan  dönmeyin. Prens Charles’ın da kullandığı söylenen bu özel sabun saç dökülmesine iyi geliyor.

Kısacası yolunuz Mardin’e düşerse demiyorum, çünkü yolunuzu Mardin’e mutlaka düşürün. Bu tarihle harmanlanmış Anadolu şehrinin ve insanlarının sıcaklığı, unuttuğumuz birçok güzel hatırayı canlandırıyor.

Tuana Zeynep Bilgin

Etiketler:
Mardin
Mezopotamya ovası
Fırat ve Dicle nehirleri
Harran ovası




    Bu makale için henüz yorum yapılmamış     
İsim-Soyisim

e-mail

yorum
         
 
Arkadaşınla paylaş Yazdır
Konuyla ilgili diğer makaleler  

Lütfen rahatsız etmeyin!

Ev alma ada al!

İstanbul’un baharda mutlaka görülmesi gereken yerleri!

Buyurun Cruise tatiline

Barselona’da yılbaşı

Kapadokya’da çöl sıcağında ultra maraton; Runfire Cappadocia
  Seyahat- Diğer makaleler Bütün makaleler
“Göbekli Tepe” ile zamanda yolculuğa hazır mısınız?
  Göbekli Tepe, dünyanın bilinen ilk mimari yapısı ve ilk tapınağı.
   
Kapadokya’da çöl sıcağında ultra maraton; Runfire Cappadocia
  Argos Kültür Sanat tarafından düzenlenen bu zorlu yarış 7-15 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek.
   
Büyük Britanya biletiniz Prontotour’dan!
  Prototour’un düzenlediği özel turla Büyük Britanya çok yakınınıza geliyor.
   
Balayı için 4 sıra dışı adres!
  Gözlerden uzak, el ele ve diz dize geçecek bir balayı için muhteşem destinasyonlar var elimizde
   
Araç kiralamanız mı gerekiyor?
  Türlü fırsat ve kampanyalar, oldukça avantajlı indirim ve hizmetler sunan araç kiralama şirketlerini incelemeden karar vermeyin
   
 
| | | | | | | | | | | | | |

© 2009 - 2012 | Tüm hakları saklıdır. Web sitemizde yer alan yazı, görsel ve haberler izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Womenist.net'i açılış sayfanız yapın! Womenist.net'i favorilerinize ekleyin! Womenist.net'i takip edin Womenist.net'i takip edin
Womenist.net'i açılış sayfanız yapın! Womenist.net'i favorilerinize ekleyin! Womenist.net'i takip edin Womenist.net'i takip edin