Sevgili dostlar... - womenist.net 

Sevgili dostlar...

Bu sonbahar, seyahat rotamızı Rusya’ya çevirdik.. 6 arkadaş, yapacağımız seyahatin programını birlikte Planladık. St. Petersburg ve Moskova’da karşılaşacağımız dil sorunundan dolayı profesyonel rehberlerin yardımını almaya karar verdik. Rusya seyahatimiz öncesi bize yapılan uyarıların hepsinin, haklı ve yerinde olduğunu yaşayarak gördük. . Kiril alfabesi gerçekten de ülkeyi ziyaret eden turistler için ciddi bir sorun. Biz bu konuda çok şanslıydık, her iki rehberimiz de konularına vakıf, işini bilen rehberlerdi. Bu seyahat benim rehber eşliğinde yaptığım ilk tur olmasına rağmen bazı anlar gerçekten oldukça sıkıldım.

None İlk olarak Moskova’ya vardık. Otelimiz şehir merkezine çok yakındı. Aslında bu şehirde kolay kolay bir yerden bir yere yürümeniz mümkün değil, çünkü şehrin her yerindeki dev bulvarlar kimsenin karşıdan karşıya geçmesine izin vermeyecek derecede büyük. Bu bulvarlar aynı zamanda şehrin etrafını çevreliyor, bu yüzden de “a” noktasından “b” noktasına yürüyerek 10 dakikada gidebilecekken araba ile yarım saatten fazla dolaşmanız gerekmekte. Bu güvenlik açısından önemli bir durum ancak hayatı kolaylaştırmadığı kesin.

Moskova’da hala Sovyetlerin ağırlığını hissedebiliyorsun..Eğer Stalin döneminden kalan neo-gotik tarzı seviyorsanız bu şehir oldukça etkileyici, gerçekte Stalin’nin 7 kulesi ( Seven Sisters) diye adlandırılan, büyük, hantal art deco yapılar, parklar, devlet binaları, meydanlardaki birçok dev heykeller gibi bizim kaldığımız otel de onlardan biriydi, ve Batı Kapitalizminin sunabileceği kadar şık  bulvarlar...

None Moskova’da aklınıza gelecek tüm büyük moda evlerinin bir mağazası var.  Ancak fiyatlar diğer yerlerle karşılaştırdığınızda oldukça yüksek kalıyor. Seçenek ve kalite ise her yerden daha farklı ve oldukça fazla. Ne var ki servis, henüz çeşit ve kalite ile doğru oranda gelişmemiş. Bana göre Rusların servis yapabilmeyi öğrenmesi kadar, gülümsemeyi öğrenebilmesi için bir kuşak daha geçmesi gerekiyor. Pahalı dükkanlarda dahi sanki havaya bir şüphe ve güvensizlik tozu serpilmiş gibi. Maalesef çok az İngilizce konuşan var Rusya’da, onlar da turistlere pek yardımcı olma heveslisi değiller. Dil problemi ciddi bir problem. Ancak onları kim suçlayabilir ki; onca yıllık karanlık geçmişten sonra 15 senede gelinen nokta aslında küçümsenecek bir gelişme değil.

Ben özellikle gittiğimiz 2 şehirde de yemek kalitesi, restoranların dekoru ve ambiyansından çok etkilendim. Ancak tabii burada da servisin yavaşlığı ve tatsızlığı servis konusunda anlattıklarımı doğrulayan nitelikte, kimse sizi memnun etmek için uğraşmıyor. Tüm seyahat boyunca biz de aramızda sık sık konuştuk “biraz daha zamana ihtiyaçları var”.

None Sanırım Lenin, rejim değiştiğinden beri, Kızıl Meydan’ın yakınındaki anıt mezarında, biraz ilerde satılan rengârenk sakızları, lüks tüketim dükkanlarını, dünyadaki en büyük Louis Vuitton mağazasını, kısacık şortla gezen kızları gördükçe, sık sık dönüyordur. Bazı modern Ruslar için, en azından parası olanlar için, keyifli bir hayat sürmek en büyük intikam diye düşünüyorum.

Moskova’da benim en beğendiğim yer Kremlin veya Kızıl Meydan oldu. Kültürel açıdan her ikisini de gördüğüme çok memnunum ancak hiçbiri nefesimi kesmedi, hatta o kocaman Louis Vuitton dükkanı bile...eğer merak ediyorsanız!

Kızıl Meydan’daki, içini görmenize izin verilmeyen, katedral bana Disneyvari bir dünyadayım hissi verdi. Kremlin hala işleyen bir devlet müzesi, o yüzden de birçok yaptırım var. Eğer kurallara uymazsanız ellerinde silah olan görevlilerce uyarılıyorsunuz. Tüm devletvari düzenler paranoyak, ancak sanırım bazıları diğerlerinden biraz daha fazla. Neyse Kremlin’deki uyum, eğer faberge yumurtaları ve çarların hüzünlü ve şiddet dolu sonları düşünülürse, görülmeye değer.

None Metro istasyonlarına yaptığımız tur beni oldukça etkiledi. Çok güzel yerler olabilirmiş ancak Bolşevik fikirlerinin hüzünlü çöküşünün ve yaşanan hasarların göstergesi gibiydi. İstasyonların büyüklüğü karşısında çok şaşırdım.

Benim en çok etkilendiğim, devletin, Puşkin Müzesi’nde barındırdığı 19. ve 20. yüzyıla ait birbirinden eşsiz tablolar oldu. Benim en sevdiğim tarz empresyonistlerin ve post-empresyonistlerin güzel bir koleksiyonuna sahip.

Ne zaman St. Petersburg Hermitage’a gittik o zaman Moskova’da gördüklerimin aslında o kadar da muhteşem olmadığını anladım. Bu arada her iki şehirde de klasik müzik cd’lerinin çeşitsizliği karşısında ciddi hayal kırıklığı yaşadım.. Sanırım o birbirinden muhteşem Rus kompozitörleri düşünerek burada çok farklı müzik seçenekleri ile karşılaşacağımı umuyordum.

Moskova’dan trenle ayrıldık. Beş buçuk saat süren bir yolculuktan sonra St. Petersburg’a vardık. Birinci sınıf yolculuk yapmamıza karşın çok hatırlanacak bir kısmı yoktu yolculuğun. Servis idare eder, koltuklar da rahattı. St. Petersburg’a vardığımızda bu şehri daha çok seveceğim hissine kapıldım. Daha aydınlık, daha dost canlısı ve daha güzel bir şehirdi St. Petersburg. Moskova daha bürokrasi dolu bir şehir aynı Ankara gibi, St. Petersburg ise İstanbul gibi daha yaşanabilir bir şehirdi... Moskova sert, ciddi bir şehirken St Petersburg daha şirin, daha alımlı ve daha parıltılı idi. Moskova daha sert hatlı bir şehirken St. Petersburg Sovyet başkentinde olmayan daha fazla ışığa, yumuşaklığa sahip bir şehir, belki de bu coğrafik yapısından kaynaklanıyor, denize yakın olmak şehirleri ve insanları bu denli etkileri mi bilemiyorum, bu onları daha hoşgörülü yapmıyor sanırım ancak deniz sayesinde Sovyet rejimi St. Petersburg şehrini fazla katılaştıramamış.

Otelimiz bile farklıydı. Moskova’daki otelimiz tüm lüksünün yanı sıra sanki eski casus filmlerini andıran havası ile kapalı kapılar arkasında her an bir KGB ajanı ile karşılaşacağım hissini veriyorken, St. Petersburg’daki otelimiz ise çok şirin tam anlamı ile bir Avrupa şehri şıklığında butik bir oteldi.. Evet, belki çalışanlar çok sıcak ve arkadaş canlısı değildi, ancak onlar da arada bir gülümsüyordu. Ya da bize öyle geliyordu. Devamlı kendime hatırlatıyordum biz Rusya’dayız diye.

Petersburg oldukça güzel bir şehir..belki insan yapımı bir güzellik, Peter The Great şahsen bu büyük projeyi hayal edip uygulamış ancak bu şirin şehir Moskova’daki tüm lüks butiklerden yoksun. Bütün büyük alışveriş merkezleri ve butikler Moskova’da,  burada ise sadece köhne dükkanlar var.

Romanov’lar şehre hiçbir zaman silinmeyecek izlerini bırakmışlar; ancak Rusların izi bu şehirde o kadar baskın olamamış. Dört yıl süren ve ne yazık ki ardında 1 milyon ölü bırakan Alman bombardımanları bile Romanov’lar kadar iz bırakamamış.

Hermitage’ı ziyaret etmeyi senelerdir istiyordum ve gördüğüm an nefesim kesildi. Hiçbir yerde böylesine muhteşem iç ve dış mimari ile karşılaşmadık. Romanov’ların kışlık sarayı gördüğüm hiçbir şeye benzemiyordu.. Ne Louvre,  Versailles, Hofburg Sarayı, Schönbrunn ya da herhangi başka bir müze ya da sarayda Romanov’lar da ki gibi zenginlik ve ihtişam görmedim. Koleksiyonu Avrupa’da ki  hiçbir müzeden eksik değil, bazı, Rusya dışında hiç görülmemiş, 19. ve 20. yüzyıl Avrupa’sının eserleri burada sergileniyor.

Yekateringburg’da Lenin’in adamları tarafından katledilen Romanovlar, Peter&Paul Katedrali’nde ebedi mezarlarındalar. Orada huzur içindeler mi bunu söylemek biraz zor. Biz Rasputin’i öldüren Felix Yusupof adındaki zengin asilzadenin sarayını da ziyaret ettik. Belki Yusupof’un atalarının Türk olması sizin ilginizi çekebilir.

St. Petersburg’da, Romanov ve etrafındakilerin çok güzel bir hayat yaşadıklarına şahit olduk. Peter the Great, Peterhof’un yazlık sarayı da göz kamaştıran bir yapı.. Oradayken Baltık denizinin havasını iyice içimiz çektik. Bahçeler, Peter ve misafirlerini eğlendirmek amacı için tasarlanmış. Tüm kraliyet üyeleri gibi altınla oynamayı çok seven Peter, çeşmeleri bile altından yaptırmış. Puşkin kenti; bu şehre adını veren şair, kendi ülkesinde, birçok diğer Rus edebiyat devinden tahmin edebileceğimden bile çok daha fazla popüler,  Katherina’nın sarayı, Romanov hanedanın üyelerinin Bolşevikler tarafından tutuklanıp Sibirya’ya ölüme sürüldüğü şehir olan St. Petersburg çok güzel bir şehir.

Yakınlarındaki Pavlovsk Sarayı da yine Çar’ın ve ailesinin en sevdiği saraymış.
Günün sonunda eğer Mr. Putin biraz votka ve havyar ile beni dünya barışı için görüşmeye çağırmadığı sürece bir daha Moskova’ya gideceğimi sanmıyorum; ancak St. Petersburg’a keyifle tekrar gidebilirim.

Gelecek aya dek hoşça kalın...
Sevgilerimle...

None İlk olarak Moskova’ya vardık. Otelimiz şehir merkezine çok yakındı. Aslında bu şehirde kolay kolay bir yerden bir yere yürümeniz mümkün değil, çünkü şehrin her yerindeki dev bulvarlar kimsenin karşıdan karşıya geçmesine izin vermeyecek derecede büyük. Bu bulvarlar aynı zamanda şehrin etrafını çevreliyor, bu yüzden de “a” noktasından “b” noktasına yürüyerek 10 dakikada gidebilecekken araba ile yarım saatten fazla dolaşmanız gerekmekte. Bu güvenlik açısından önemli bir durum ancak hayatı kolaylaştırmadığı kesin.

Moskova’da hala Sovyetlerin ağırlığını hissedebiliyorsun..Eğer Stalin döneminden kalan neo-gotik tarzı seviyorsanız bu şehir oldukça etkileyici, gerçekte Stalin’nin 7 kulesi ( Seven Sisters) diye adlandırılan, büyük, hantal art deco yapılar, parklar, devlet binaları, meydanlardaki birçok dev heykeller gibi bizim kaldığımız otel de onlardan biriydi, ve Batı Kapitalizminin sunabileceği kadar şık  bulvarlar...

None Moskova’da aklınıza gelecek tüm büyük moda evlerinin bir mağazası var.  Ancak fiyatlar diğer yerlerle karşılaştırdığınızda oldukça yüksek kalıyor. Seçenek ve kalite ise her yerden daha farklı ve oldukça fazla. Ne var ki servis, henüz çeşit ve kalite ile doğru oranda gelişmemiş. Bana göre Rusların servis yapabilmeyi öğrenmesi kadar, gülümsemeyi öğrenebilmesi için bir kuşak daha geçmesi gerekiyor. Pahalı dükkanlarda dahi sanki havaya bir şüphe ve güvensizlik tozu serpilmiş gibi. Maalesef çok az İngilizce konuşan var Rusya’da, onlar da turistlere pek yardımcı olma heveslisi değiller. Dil problemi ciddi bir problem. Ancak onları kim suçlayabilir ki; onca yıllık karanlık geçmişten sonra 15 senede gelinen nokta aslında küçümsenecek bir gelişme değil.

Ben özellikle gittiğimiz 2 şehirde de yemek kalitesi, restoranların dekoru ve ambiyansından çok etkilendim. Ancak tabii burada da servisin yavaşlığı ve tatsızlığı servis konusunda anlattıklarımı doğrulayan nitelikte, kimse sizi memnun etmek için uğraşmıyor. Tüm seyahat boyunca biz de aramızda sık sık konuştuk “biraz daha zamana ihtiyaçları var”.

None Sanırım Lenin, rejim değiştiğinden beri, Kızıl Meydan’ın yakınındaki anıt mezarında, biraz ilerde satılan rengârenk sakızları, lüks tüketim dükkanlarını, dünyadaki en büyük Louis Vuitton mağazasını, kısacık şortla gezen kızları gördükçe, sık sık dönüyordur. Bazı modern Ruslar için, en azından parası olanlar için, keyifli bir hayat sürmek en büyük intikam diye düşünüyorum.

Moskova’da benim en beğendiğim yer Kremlin veya Kızıl Meydan oldu. Kültürel açıdan her ikisini de gördüğüme çok memnunum ancak hiçbiri nefesimi kesmedi, hatta o kocaman Louis Vuitton dükkanı bile...eğer merak ediyorsanız!

Kızıl Meydan’daki, içini görmenize izin verilmeyen, katedral bana Disneyvari bir dünyadayım hissi verdi. Kremlin hala işleyen bir devlet müzesi, o yüzden de birçok yaptırım var. Eğer kurallara uymazsanız ellerinde silah olan görevlilerce uyarılıyorsunuz. Tüm devletvari düzenler paranoyak, ancak sanırım bazıları diğerlerinden biraz daha fazla. Neyse Kremlin’deki uyum, eğer faberge yumurtaları ve çarların hüzünlü ve şiddet dolu sonları düşünülürse, görülmeye değer.

None Metro istasyonlarına yaptığımız tur beni oldukça etkiledi. Çok güzel yerler olabilirmiş ancak Bolşevik fikirlerinin hüzünlü çöküşünün ve yaşanan hasarların göstergesi gibiydi. İstasyonların büyüklüğü karşısında çok şaşırdım.

Benim en çok etkilendiğim, devletin, Puşkin Müzesi’nde barındırdığı 19. ve 20. yüzyıla ait birbirinden eşsiz tablolar oldu. Benim en sevdiğim tarz empresyonistlerin ve post-empresyonistlerin güzel bir koleksiyonuna sahip.

Ne zaman St. Petersburg Hermitage’a gittik o zaman Moskova’da gördüklerimin aslında o kadar da muhteşem olmadığını anladım. Bu arada her iki şehirde de klasik müzik cd’lerinin çeşitsizliği karşısında ciddi hayal kırıklığı yaşadım.. Sanırım o birbirinden muhteşem Rus kompozitörleri düşünerek burada çok farklı müzik seçenekleri ile karşılaşacağımı umuyordum.

Moskova’dan trenle ayrıldık. Beş buçuk saat süren bir yolculuktan sonra St. Petersburg’a vardık. Birinci sınıf yolculuk yapmamıza karşın çok hatırlanacak bir kısmı yoktu yolculuğun. Servis idare eder, koltuklar da rahattı. St. Petersburg’a vardığımızda bu şehri daha çok seveceğim hissine kapıldım. Daha aydınlık, daha dost canlısı ve daha güzel bir şehirdi St. Petersburg. Moskova daha bürokrasi dolu bir şehir aynı Ankara gibi, St. Petersburg ise İstanbul gibi daha yaşanabilir bir şehirdi... Moskova sert, ciddi bir şehirken St Petersburg daha şirin, daha alımlı ve daha parıltılı idi. Moskova daha sert hatlı bir şehirken St. Petersburg Sovyet başkentinde olmayan daha fazla ışığa, yumuşaklığa sahip bir şehir, belki de bu coğrafik yapısından kaynaklanıyor, denize yakın olmak şehirleri ve insanları bu denli etkileri mi bilemiyorum, bu onları daha hoşgörülü yapmıyor sanırım ancak deniz sayesinde Sovyet rejimi St. Petersburg şehrini fazla katılaştıramamış.

Otelimiz bile farklıydı. Moskova’daki otelimiz tüm lüksünün yanı sıra sanki eski casus filmlerini andıran havası ile kapalı kapılar arkasında her an bir KGB ajanı ile karşılaşacağım hissini veriyorken, St. Petersburg’daki otelimiz ise çok şirin tam anlamı ile bir Avrupa şehri şıklığında butik bir oteldi.. Evet, belki çalışanlar çok sıcak ve arkadaş canlısı değildi, ancak onlar da arada bir gülümsüyordu. Ya da bize öyle geliyordu. Devamlı kendime hatırlatıyordum biz Rusya’dayız diye.

Petersburg oldukça güzel bir şehir..belki insan yapımı bir güzellik, Peter The Great şahsen bu büyük projeyi hayal edip uygulamış ancak bu şirin şehir Moskova’daki tüm lüks butiklerden yoksun. Bütün büyük alışveriş merkezleri ve butikler Moskova’da,  burada ise sadece köhne dükkanlar var.

Romanov’lar şehre hiçbir zaman silinmeyecek izlerini bırakmışlar; ancak Rusların izi bu şehirde o kadar baskın olamamış. Dört yıl süren ve ne yazık ki ardında 1 milyon ölü bırakan Alman bombardımanları bile Romanov’lar kadar iz bırakamamış.

Hermitage’ı ziyaret etmeyi senelerdir istiyordum ve gördüğüm an nefesim kesildi. Hiçbir yerde böylesine muhteşem iç ve dış mimari ile karşılaşmadık. Romanov’ların kışlık sarayı gördüğüm hiçbir şeye benzemiyordu.. Ne Louvre,  Versailles, Hofburg Sarayı, Schönbrunn ya da herhangi başka bir müze ya da sarayda Romanov’lar da ki gibi zenginlik ve ihtişam görmedim. Koleksiyonu Avrupa’da ki  hiçbir müzeden eksik değil, bazı, Rusya dışında hiç görülmemiş, 19. ve 20. yüzyıl Avrupa’sının eserleri burada sergileniyor.

Yekateringburg’da Lenin’in adamları tarafından katledilen Romanovlar, Peter&Paul Katedrali’nde ebedi mezarlarındalar. Orada huzur içindeler mi bunu söylemek biraz zor. Biz Rasputin’i öldüren Felix Yusupof adındaki zengin asilzadenin sarayını da ziyaret ettik. Belki Yusupof’un atalarının Türk olması sizin ilginizi çekebilir.

St. Petersburg’da, Romanov ve etrafındakilerin çok güzel bir hayat yaşadıklarına şahit olduk. Peter the Great, Peterhof’un yazlık sarayı da göz kamaştıran bir yapı.. Oradayken Baltık denizinin havasını iyice içimiz çektik. Bahçeler, Peter ve misafirlerini eğlendirmek amacı için tasarlanmış. Tüm kraliyet üyeleri gibi altınla oynamayı çok seven Peter, çeşmeleri bile altından yaptırmış. Puşkin kenti; bu şehre adını veren şair, kendi ülkesinde, birçok diğer Rus edebiyat devinden tahmin edebileceğimden bile çok daha fazla popüler,  Katherina’nın sarayı, Romanov hanedanın üyelerinin Bolşevikler tarafından tutuklanıp Sibirya’ya ölüme sürüldüğü şehir olan St. Petersburg çok güzel bir şehir.

Yakınlarındaki Pavlovsk Sarayı da yine Çar’ın ve ailesinin en sevdiği saraymış.
Günün sonunda eğer Mr. Putin biraz votka ve havyar ile beni dünya barışı için görüşmeye çağırmadığı sürece bir daha Moskova’ya gideceğimi sanmıyorum; ancak St. Petersburg’a keyifle tekrar gidebilirim.

Gelecek aya dek hoşça kalın...
Sevgilerimle...

Görülmeye Değer San Sebastian Gitmeye Ne Dersiniz?

İspanya'nın en popüler yaz destinasyonlarının başında gelen San Sebastian; tarihi, doğası ve kültürüyle herkesi büyülemesinin yanı sıra bol Michelin yıldızlı bir şehir olmasıyla da tüm dünyadan gurmelerin ilgisini çekmeyi başarıyor. ..

None

Yemek cenneti olarak bilinen kent, dünyanın en iyi lezzetlerini sunduğu söylenen Bask mutfağının da ana merkezi.

Guipuzcoa bölgesinin başkenti olan San ...

Görülmeye Değer San Sebastian Gitmeye Ne Dersiniz? Devamını Oku >>

Yorum Yapın!