|
Biriyle sevişmeyi sevdik mesela, sözün bittiği noktada. O kadar çok tabu, sakın, aman, kelimesi çıkmıştı ki hayatımız boyunca karşımıza, hepsine tokat atıp yaşamak istedik. Herkeslerden sakladığımız, onların ayıp dedikleri, tutkuların dibinde olan gerçekleri. Bir gece yarısı evine gidip çıplak kaldık. Biliyor musun karanlıktan bile kaçtık o zamanlarda. Işıkları açtık. Soyundukça katman katman, ruhun içerisinde gizlediğimiz sırları da attık. Konuşmadık da değil, hem de neler anlattık. Arkadaşımızdan daha yakın, sevgiliden dürüst olduk o adama. Beklentimiz yok diye birbirimizi kandırdık. Ama o kadar uzaktı ki gitme kal diyebilmek, başkasına kaçıştığımızda gülümseyip de ağladık. Kimse görmedi, duymadı, anlatmadı.
Diğeri. O karıştı biraz. Yalnızdık. Aslında değildik ama hissiyatı oydu. Sabah kalkınca aradı, öbür kadınları sıfırladı, yanımızda ağladı, en sevdiğimiz şarkıyı koydu müzik setine, televizyonu vakti gelince kapadı. Önce güzel geldi bu romantik komedi, sonra çek beni kurtar buralardan dedi. İstemedik. Tek ayakkabılı Cindrella, uyuyan güzel, kulede tutsak Rapunzel. Beyaz atlı prensi beklerken onun kendimiz olabileceğini tahmin edemedik. Gittik. Naz, niyaz, piyaz üçlemesinde değil ama. Sahici. Öbürü. Macera. Beraber bir şeyler keşfetmeyi sevdik. Binaların tepesine bakıp balkondaki kadınlar hakkında hikayeler yazmayı, liseli aşıklar gibi gece onda telefonda konuşmayı, olmayacağını bile bile yarına planlar yapmayı, elini tutmayı, mandalinalara bak demeden poşetle geldiği anı. Ama onunla da birinci sınıf kimya tutmadı, adam bizi öptüğünde tüylerimiz ürpermedi, kelebekler uçuşmadı. Olmadı. Hep bir dördüncüyü hayal ettik. Yanımızda olmadıkça, mükemmel olan adamı. |