Şımarık kız - womenist.net 

Şımarık kız

Merhaba ben şımarık kız, ben bir alışverişkoliğim! Alışveriş yapmak benim için o kadar güzel bir keyif ki anlatamam. Ancak ben aldığım şeylerin %90’ını ilk bir ay içinde kullanırım, yani bilinçsiz alışveriş yapanlardan da değilim. Alışveriş hastalığına yakalananlar genellikle aldıklarını kullanmazlarmış... Yaşasın yırttım!

None Bu sabah uyandığımda tek yapmak istediğim “alışverişti”…
Artık bu kriz lafları çok canımı sıkıyordu. Herkes krizi konuşurken İstinye Park’ta ya da Kanyon’da, elimde poşetlerle kimseye görünmek de istemiyordum. Allahtan internet vardı. Ne var ki o da alışveriş duygumu tam anlamıyla tatmin etmiyordu. Sonunda dayanamadım kalkıp giyindim ve çıktım. Bu kış modası inanılmazdı…

Nereden işe başlasaydım? Sonunda İstinye Park’a gitmeye karar verdim. Neyse ki fazla trafik yoktu. Oraya vardığımda arabamı “valet parking’e” verip kendimi büyük, çok katlı dükkânın içine attım. Üst kattaki kadın bölümüne girer girmez yaşasın diye bağırmak istedim, her şey gözüme ne kadar da güzel gözüküyordu. Birkaç şey denedikten sonra beğendiklerimi alıp kasaya yöneldim ödememi yaptım, paketleri eve yollayacaklardı. Şimdi elimde paketlerle burada dolaşmak istemiyordum.

Tam çıkarken telefonum çaldı, inanılmazdı bizim kızlar da burada yemek yiyorlarmış. Hemen onların yanına gittim. Konu, tabii her zamanki şeylerdi, biraz moda, biraz dedikodu. Çocukların okulu başlamıştı. Herkes Şeker Bayram’ı tatili rehavetinden ancak çıkıyordu. Etrafıma bakarken dikkatimi çekti; ne gariptir ki buradaki tüm kadınlar bir şekilde birbirine benziyordu, bir de çantaları! İstanbul’da henüz Hermes açılmamıştı ancak neredeyse kadınların hepsinin elinde bir tane vardı. …

Ne var ki hanımların bazıları çantayı değil, çanta onları taşıyordu… Ben de bir tane edinmek istiyordum artık ne renk bulabilirsem! Bu çantada seçici olma şansı pek yok. Kuzenimin tanıdığı ve Paris’teki Hermes’te çalışan, Bertrand da maalesef artık yoktu; tanıdık olmadan da bu çantaya sahip olmak neredeyse bir rüyaydı… Hermes, her ürününde olduğu gibi “Birkin” ve “Kelly” modeli çantaları ile bir statü sembolü. İster NewYork, ister Londra, ister Paris ya da belli başlı diğer şehirlerde ol; her şık hanımın elinde güzel bir Hermes çanta görürsün. Ancak iş İstanbul’da farklı…

Ne hikâyeler duymadım ki bu çanta ile ilgili... Kimileri Dubai ya da Bahreyn’e Hermes’ten çanta alabilmek için günübirlik gidiyormuş…O kadarını gözü yemeyen, Kapalıçarşı’da satılan sahtesinden ediniyormuş... Galiba biraz daha sabırlı olmam gerekiyor.

Geçen ilkbahar Amerika’dan bir arkadaşım arayıp, Chanel çalışanından birinden duyduğu dedikoduyu verdiğinde de inanamamıştım: Chanel dünyadaki en pahalı çantasını  İstanbul Chanel’de ki dükkanında satmış! Galiba bizim ülkede bazıları, başbakanın dediği gibi, krizi teğet geçti!!!
Gelecek ay daha “juicy” dedikodularla görüşmek üzere

Cioa!

None Bu sabah uyandığımda tek yapmak istediğim “alışverişti”…
Artık bu kriz lafları çok canımı sıkıyordu. Herkes krizi konuşurken İstinye Park’ta ya da Kanyon’da, elimde poşetlerle kimseye görünmek de istemiyordum. Allahtan internet vardı. Ne var ki o da alışveriş duygumu tam anlamıyla tatmin etmiyordu. Sonunda dayanamadım kalkıp giyindim ve çıktım. Bu kış modası inanılmazdı…

Nereden işe başlasaydım? Sonunda İstinye Park’a gitmeye karar verdim. Neyse ki fazla trafik yoktu. Oraya vardığımda arabamı “valet parking’e” verip kendimi büyük, çok katlı dükkânın içine attım. Üst kattaki kadın bölümüne girer girmez yaşasın diye bağırmak istedim, her şey gözüme ne kadar da güzel gözüküyordu. Birkaç şey denedikten sonra beğendiklerimi alıp kasaya yöneldim ödememi yaptım, paketleri eve yollayacaklardı. Şimdi elimde paketlerle burada dolaşmak istemiyordum.

Tam çıkarken telefonum çaldı, inanılmazdı bizim kızlar da burada yemek yiyorlarmış. Hemen onların yanına gittim. Konu, tabii her zamanki şeylerdi, biraz moda, biraz dedikodu. Çocukların okulu başlamıştı. Herkes Şeker Bayram’ı tatili rehavetinden ancak çıkıyordu. Etrafıma bakarken dikkatimi çekti; ne gariptir ki buradaki tüm kadınlar bir şekilde birbirine benziyordu, bir de çantaları! İstanbul’da henüz Hermes açılmamıştı ancak neredeyse kadınların hepsinin elinde bir tane vardı. …

Ne var ki hanımların bazıları çantayı değil, çanta onları taşıyordu… Ben de bir tane edinmek istiyordum artık ne renk bulabilirsem! Bu çantada seçici olma şansı pek yok. Kuzenimin tanıdığı ve Paris’teki Hermes’te çalışan, Bertrand da maalesef artık yoktu; tanıdık olmadan da bu çantaya sahip olmak neredeyse bir rüyaydı… Hermes, her ürününde olduğu gibi “Birkin” ve “Kelly” modeli çantaları ile bir statü sembolü. İster NewYork, ister Londra, ister Paris ya da belli başlı diğer şehirlerde ol; her şık hanımın elinde güzel bir Hermes çanta görürsün. Ancak iş İstanbul’da farklı…

Ne hikâyeler duymadım ki bu çanta ile ilgili... Kimileri Dubai ya da Bahreyn’e Hermes’ten çanta alabilmek için günübirlik gidiyormuş…O kadarını gözü yemeyen, Kapalıçarşı’da satılan sahtesinden ediniyormuş... Galiba biraz daha sabırlı olmam gerekiyor.

Geçen ilkbahar Amerika’dan bir arkadaşım arayıp, Chanel çalışanından birinden duyduğu dedikoduyu verdiğinde de inanamamıştım: Chanel dünyadaki en pahalı çantasını  İstanbul Chanel’de ki dükkanında satmış! Galiba bizim ülkede bazıları, başbakanın dediği gibi, krizi teğet geçti!!!
Gelecek ay daha “juicy” dedikodularla görüşmek üzere

Cioa!

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!

Dünyanın en sevimli yavru hayvanlarıyla güne kısa bir ara verin!

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!
Kalplerinizi Isıtacak Yavrular! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!