Defilelerde görür beğenirim, imrenirim, o anda isterim, tamam bu sefer leopar desenli bir parça ekleyeceğim dolabıma derim. Sezonun alınacaklar listesine eklerim büyük harflerle: LEOPAR. Fakat istemekten öteye geçemem, daha kasaya ulaşamadan vazgeçerim. Hep aynı soruyu sorarım kendime: Kaç defa giyeceğim ki?
Çok kadınsı kokar bana leopar. Artık 28 yaşında evli bir kadın olduğumu olgunlukla kabul etmeye yavaştan başlasam da, leopar bir elbise veya bir palto giyersem kendimi 68 hissedeceğimden korkarım. Leopar fobim mi var acaba benim? Ya da gizliden bir yaşlanma korkusu? Veya küçükken şahit olduğum leopar desenli kötü kombinasyonlar mıdır ben de bu denli bir etki bırakan? Bilemiyorum.
Fikir olarak hazırım aslında. Leopar deseninin belki de en en çok olduğu sezonlardan biri olan 2011 Kış’ta en azından bir tane leopar desenli parça edinmeyi planlıyorum. Küçük ve tamamlayıcı bir parça. Bir anda palto, ceket veya elbise kadar büyük bir adım atamam sanırım. Atsam da taşıyamam bence; kendimi rahat hissedemem içinde...
Sadece sezonun trendi diye olur olmaz her şeyin giyilmesine karşı olanlardanım. Taşıyabilmek lazım. İnsanın karakteriyle, giyim tarzıyla uyuşması lazım. Yoksa olmaz. Yakışmaz. Hele de bence en riskli desenlerden biri olan leopar deseni hiç olmaz.
Her ne kadar Balmain cekete, Gucci paltoya, Dries Van Noten’ın leoparlı kombinasyonlarına bayılsam da, bu trendi bir atkı, eldiven, el çantası, ince bir kemer veya bir babet ile basic kombinasyonları tamamlama düşüncesindeyim ben. Yavaş yavaş, sindire sindire. En azından şimdilik. |