 |
Beril Stock |
bstock@womenist.net
|
|
Kabul edin, bazı şeyleri sadece marka oldukları için alıyoruz |
| Hep birlikte itiraf edelim, markaların tuzağına düşüyoruz, etiketle beraber geldiğine inandığımız yaşamın hayali hepimizi büyülüyor. O markanın kullanıcılarından biri, bir bütünün parçası olmak adına sınırlarımızı zorluyoruz bazen. O etiket olmasaydı almazdık biliyoruz. |
Bir reklam filmi, moda dergilerindeki ilanlar, içimizde bir yerlere dokunmayı başarıyor. Markalar, alırsak daha güzel, daha mutlu, daha seksi, daha başarılı, daha zengin, daha genç, daha entellektüel ve kimi zaman daha zeki hissetmemizi sağlayacak stratejileri ile hep bir parçası olmak istediğimiz yaşamların kapılarını araladıkları için tercih ediliyor. Yoksa aşağıdaki örneklerden hiçbirini satın alacağımızı düşünmüyorum. Siz ne dersiniz? Lanvin, Paris’le, Alber Elbaz’la, son birkaç sezondur tüm dünyayı etkisi altına alan feminen çizgileri, fiyonkları, drapeleri ile anılıyor. Lanvin’e ait herhangi bir ürün satın aldığınızda lüks, rafine bir yaşam, Parizyen şıklık da beraberinde geliyor. Peki ya bu balayı seti? İçinde aynı desende pareo, terlik, kanvas plaj çantası bulunan, 740$ değerindeki bu çanta için aynı şeyi söylemek mümkün mü?
Hermes dünyanın sayılı lüks markalarından. Arzu nesnesi çantaları için oluşan bekleme listelerini bilmeyen yok. Binicilik, el işçiliği, gelenek ve zanaat kelimeleri ile birlikte anılan, deri ürünler ve aksesuarlarda ikon kabul edilen modelleri ile yüzlerce yıllık bir kültürü temsil eden markadan, küçük de olsa bir parça da benim olsun diyenlerin sayısı hiç de azımsanacak gibi değil. İşte tam da bu kişileri hedef alan boyama kitabı, markayı ve özendirdiği yaşamı çocuklarının zihnine vakit kaybetmeden işlemek isteyen ebeveynler için. 12 sayfadan oluşuyor, fiyatı 130$.
Fiyatı, yukarıda sözü geçen markalarla kıyaslandığında pahalı görünmese de köpek formlu plastik Agatha tokalarının ününü azımsamak mümkün değil. Kurucusunun İşkoç terrierinden ilham alınarak yaratılan tasarımlarına ve taklitlerine son yıllarda sıkça rastlıyoruz. Agatha olmasa, Agatha, Fransız şık bir takı markası olmasa, tüm kurumsal kimlik çalışmalarında kadınlara o çok sevdikleri Paris’i ve romantizmi çağrıştırmasa, Agatha’yı bilmeyenler, diğer ünlü markalarda olduğu gibi kolayca tanınan bir sembolü üzerinde taşıma derdine düşmese, o plastik köpekler olur olmaz herkesin saçlarını süsler miydi? Hiç sanmıyorum.
Moda tasarımı alanında yüzyılımızın dehalarından kabul edilen Karl Lagerfeld’in kanatları altındaki Chanel’in plastik mağaza torbasını andıran deri çantalarını da unutmayalım. Uzakdoğulu kadınların üzerinde Chanel yazan her türlü ürüne gösterdikleri ilahi boyutlara varan sevgi ve saygıyı doğru değerlendirip kendi lehine kullanan bir marka stratejisine söylenecek söz yok. Dünyanın her yerinde kadınların ellerinde Chanel mağazalarından çıktıklarını gösteren bir torba-ufacık da olabilir- ile salınmaktan ne kadar büyük gurur ve mutluluk duyduklarını hepimiz biliyoruz. Çünkü çoğu zaman sadece Chanel olduğu için satın alıyoruz. |
Etiketler:
|

|
Bu makale için henüz yorum yapılmamış |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|