Ben bir Alexander Wang severim. Ta ilk günden, 2007’de çıkardığı ilk koleksiyonundan beri artan bir hayranlıkla bağlıyım O’na. Her sezon heyecanla yeni koleksiyonunda ne yapacak diye New York Fashion Week’i sabırsızlıkla bekleyenlerden, her çıkarttığı koleksiyona hayran olanlardanım. Nitekim bu sezon da New York Fashion Week’de ilk baktığım defile oldu Alexander Wang.
Moda kritiklerinin yorumlarını görmezden gelerek önce hızlıca defile görsellerine baktım, sonra minimum 5 defa, sindire sindire, her looku en ince ayrıntısına kadar inceledim gene. Kimileri ‘yeni bir şey göremedim’, ‘pek etkilenmedim’, ‘90’ların Helmut Lang’ini, Ann Demeulmeester’ını gördüm’, dese de fark etmez; ben gene çok beğendim. Kayıtsız şartsız her parçayı beğendiğimi söyleyemeyeceğim ama beyazın saflığı Alexander Wang’in karanlık tarzı ile birleşince ortaya baktıkça büyüyen, büyüleyen bir koleksiyon çıkmış. Açıkçası, baştan aşağı ve kat kat, bembeyaz giyinmek bana hiç bu kadar çekici gelmemişti...
Süper rahat ama aynı zamanda süper cool pantolonlar, diz üstü shortlar, tulumlar, oversized kazaklar, elbiseler, montlar, yelekler ve tabiki muhteşem botlar... Üstelik bunlar sadece defilede giyilebilen show parçaları değil, gerçek hayatta bayıla bayıla, rahatlıkla giyilebilecek veya giyilmek istenecek parçalar... İşte ben bu yüzden Alexander Wang’i, O’nun sokak modasını yaşadığı ve yaşattığı boyutu seviyorum. |