Bir Terapistin Arka Bahçesi' nden Aşkın Halleri' ne geçen; Dr. Alper Hasanoğlu.. - womenist.net 

Bir Terapistin Arka Bahçesi' nden Aşkın Halleri' ne geçen; Dr. Alper Hasanoğlu..

Çeşitli Almanca ve Türkçe kitaplarda kitap bölümleri, Türk ve yabancı bilimsel dergilerde yayınlanmış çok sayıda bilimsel makalesi ve yeni çıkacak olan kitabı ile çokça ses getiren Dr. Alper Hasanoğlu ile gerçekleştirdiğimiz keyifli söyleşi..

None 1967 yılında İstanbul’da doğan Alper Hasanoğlu, İstanbul Erkek Lisesi’ni ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi‘ni bitirdikten sonra Çorlu Devlet Hastanesi’nde mecburi hizmetini tamamlayıp daha sonra Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Fizyoloji ihtisası yaptı. 1997 yılında İsviçre’ye psikiyatri ihtisası yapmaya gitti. İsviçre Basel Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda ihtisasını tamamladıktan sonra 2007 yılına kadar Psikiyatri Polikliniği’nde öğretim görevlisi olarak görev yaptı. Psikiyatri ihtisasına paralel olarak Basel Üniversitesi Psikoloji Enstitüsü bünyesindeki Advenced Study Center‘da Bilişsel Davranışçı Terapi eğitimini tamamladı. 2007- 2009 yılları arasında Bilişsel Davranışçı Terapiler içinde üçüncü dalga olarak değerlendirilen Şematerapi eğitimini yaptı. Kendisi  İsviçre Bilişsel Davranışçı Terapiler Derneği (SGVT/SSTCC) üyesi olup dernek tarafından onaylanmış, "bilişsel davranışçı terapist ve süpervizör“dür. Alper Hasanoğlu, 15 gün Türkiye'deki,, 15 gün de İsviçre'deki muayenehanesinde hizmet vermektedir. Çok sayıda bilimsel makalelere sahip olan Hasanoğlu'nu Womenist için yazmış olduğu yazıları ile de hatırlayacaksınız. Şimdi ise sizleri Alper Bey'in Türkiye'deki ofisinde gerçekleştirdiğimiz keyifli söyleşi ile başbaşa bırakıyoruz.

Öncelikle çok taze olduğu için soruyorum. Yeni çıkacak olan kitabınızın içeriğinden biraz bahseder misiniz?
Kitabın ismi Aşkın Halleri. Aşkın Halleri'nden kısaca bahsetmek gerekirse de, kitap ilişkilerle ilgili. Ben kitabı şu formatta düşündüm. Bir aşkın başlamasını, bitmesini ve bir başka aşkın ortaya çıkmasını bir daire olarak ele aldım. Önce aşkı özlemek gerektiğini, daha sonra da aşkın kendisini özlemek nedeniyle insanların birilerini aradığını ve aşk yaşamaya başladığını, o aşkın sürdüğünü, o sürme evresinde de aşkın solmaya başladığını, bitişe doğru yaklaştığını, o sırada ise tekrar kişinin aşkı özlemeye başladığının ayrıntılarına bu kitapta yer verdim. Ama, "bu neden böyle oluyor?"sorusunu anlamak için de çeşitli etkenleri incelemek gerektiğini düşündüm. Bu etkenler de; günlük yaşam, iş hayatı, çocukluğumuzdan getirdiğimiz travmalar, geçmiş ilişkilerimizde yaşadıklarımız, globalizasyon ve bunlarla bağlantılı olarak kadının iş hayatına atılmış olması; yani erkekle kadının eskiye göre daha farklı ilişkiler kurmaya başlamasının etkilerini araştırdım. Bütün bunlar, 2000 yılından beri var olan ve aynı şekilde yol almış olan, duygusal düzeyde yaşanan ve aşk ilişkilerini etkileyen günümüzün faktörleri. Ben günümüzün faktörleri bu durumu nasıl etkiliyor sorusunu irdeliyorum. Ve kitabın en son bölümünde de aile kavramını ele alıyorum.

None Psikoterapiyi çokça yanlış yorumlayan kişiler olabiliyor. Bunu bir de sizden duysak?
Benim psikoterapiden anladığım şey şu; insanlar ne tür psikolojik sıkıntılar yaşarlarsa yaşasınlar aslında onları ilişkileri üzerinden yaşıyorlar. Yani ilişkileri iyi olan  insanlar ve de ilişkilerini düzeltebilen insanlar daha az anksiyeteli, daha az depresif oluyor. İlişkilerini daha bozuk yaşayan insanlar ise, daha anksiyeteli ve depresif oluyor. Mesela, son günlerde bana gelen insanların çoğunda "son günlerde hayat bana çok anlamsız geliyor", "depresifim" gibi şeyler duyuyorum. Bu kişilerin çoğunda ise insanlarla olan ilişkilerinde hep bir sorun olduğunu görüyorsunuz. Bir insanın kişisel gelişimi de iki insan arasındaki ilişkide ortaya çıkıyor. Bu sadece sevgili olmak değil, anne- baba ile olan ilişkide ve arkadaşlarla olan ilişkide de kendini belli ediyor. Çünkü hepimizin birşeylere ihtiyacı oluyor. Bu nedir? Mesela onaylanma ihtiyacı. Hepimizin onaylanmaya ihtiyacı vardır. Fakat, bazı insanların buna çok az ihtiyacı olur iken, bazı insanların ise inanılmaz derecede çok olur. Böylelikle de her zaman için onaylanmak isterler. Biz, bu kişilere "narsist" diyoruz. Narsist kişilerin altında da  kendine olan güven eksikliği yatar. İşte, bu gibi ilişkilerdeki onay düzeyini ve miktarını ayarlayabildiğiniz zaman; insanların narsistlik yapıları, kendilerine olan güveninin azlığı ve çokluğu regüle edilir ve böylece daha sağlıklı ilişkiler kurulur.

Birçok çalışan kadının işini kaybetme endişesi yaşadığını görüyoruz. Bunun altında yatan psikolojik nedenler var değil mi?
Evet var. Bu gibi şemalarla başa çıkma stratejilerimiz farklı farklı olabiliyor. Kişinin eğer terkedilme şeması var ise, insanların onu  bir şekilde terkedip gidebileceğinden korkuyor olabiliyor. Bu iş hayatına, "ya işten atılırsam", "ya işimi kaybedersem" diye yansıyor.  
 
Öyle mi, yoksa şema bu hisle bilerek geliştirilen bir maske mi?
 Hayır. Bu en temelde gelişmiş olan, hayatımızın ilk üç senesinde en yakınlarımız ile yaşadığımız ilişkide ortaya çıkan bir durumdur. Örneğin, anne baba çocukla çok ilgilenmemiştir ya da anne hastaneye yatmıştır ve çocuğu ile bir şekilde ilgilenememiştir. Buna benzer tüm durumlar kişide terkedilme şeması yaratır. Bu iş yerinde işten atılabilirim korkusu, arkadaş ilişkilerinde beni aramayacaklar korkusu ve sevgili ile olan ilişkide de beni terkedebilir korkusuna dönüşebilir. Tüm bunların hepsinde kişi farklı başa çıkma stratejileri uygular. Kişi aşk ilişkisinde terkedilmemek için fazla kontrollü davranabilir. İş yerinde ise daha alttan alan, ılımlı bir kişiye dönüşür. Arkadaş ilişkilerinde ise hep onların istediğini yapan bir başka kişiye dönüşebilir. Tüm bunların arka planında ise tek bir şey yatar o da; terkedilme korkusu şemasıdır. Zamanla ise şemalar değişmez fakat, başa çıkma stratejileri değişebilir.

None Şemalarımızı bilmeme, tanıyamama gibi bir durum söz konusu mudur?
Tabii ki. Şemalarımızı biz tanımayız, bilmeyiz. Çünkü bu durum çok temelde olan bir şeydir. Örneğin, "neden sevgilim beni yarım saat geç aradı da ben bu kadar dehşet duygusuna kapıldım?" Bu durumun nedenini hiç bilmeyiz ve anlam veremeyiz. Yalnız bunun kökeninde, "annemin beni 6 aylıkken kendi başıma uyuyabileyim diye odada yalnız bırakması ve dışarı çıkması yatıyordur", ama bizim bu durumu bilebilme şansımız hiç olmaz.
 
İlaçla tedaviye nasıl bakıyorsunuz?
İlaç etkisiz birşey değil. İlacı doğru kullanıp kullanmamanızla alakalı birşey. Örneğin, sevgiliniz sizi terketti; çok mutsuzsunuz, üzgünsünüz, işe gidemiyorsunuz, uyuyamıyorsunuz, bütün gün bitkinsiniz ve hayat size çok boş geliyor. Siz bana terkedildiğinizi söylemeseniz dahi ben bu sahneden ötürü size derim ki; "siz depresyondasınız, hemen bir antideprasana başlıyoruz." Bu tedavi yöntemi doğrudur. Eğer bu süreç iki haftadan daha fazla sürerse bunun adı depresyon olur. Ama sevgiliniz sizi terkettiği için bunu yaşarsanız bunun adı da; mutsuzlukdur, kederdir, yastır; bunu yaşamanız lazım. Bu durumu tedavi edemezsiniz. Depresyon üzerinden gidersek eğer, depresyon aynı zamanda biyolojik birşey  de olabiliyor. Yani bazı insanlar depresyona doğuştan yatkın olabiliyor. Ve deyelim ki, bir insanı çok az etkileyen bir yaşam olayı sizi fazlası ile etkileyebiliyor. Ve siz depresyona girebiliyor ve kendi gücünüz ile bunun üstesinden gelemiyorsunuz. İşte böle bir durumda antideprasan kullanıldığında çok etkili olur. Bu bütün psikiyatrik ilaçlar için de geçerlidir.

None Günümüz hastalığı olan panik atak hakkında neler düşünüyorsunuz ve tedavisi nedir?
Öncelikle panik atak şudur; kalbin çok hızlı çarpmaya başlaması, derin ve hızlı hızlı nefes almaya başlamak, soğuk soğuk terlemek ya da sıcak basması, ellerimizin terlemesi, başımızın dönmesi, ya çıldırıcak ya bayılacak ya da kalp krizinden ölecekmiş gibi bir korkuya kapılmakdır. Bunun adı panik ataktır. Yani panik bozukluğu ve panik bozukluğu içerisinde görülen ataklar. Panik atakların tekrarlanmasına neden olabilecek en önemli etken ise beklenti korkusudur. Panik atak yaşayan insan ondan sonra hep kendi vücudunu dinlemeye başlar. Kendi vücudundan çıkacak olan tüm sinyallere aşırı duyarlı hale gelir. Ufacık bir belirtide endişelenir ve "eyvah yine başlayacak" diye düşünür ve işte o zaman başlar. Neden? Çünkü korktuğunuz için başlar.  O sırada sempatik sinir sitemi denilen bunlardan sorumlu olan kısımı aktive edersiniz ve o bu durumu tetiklemiş olur. Bu tetikleme sonucunda da panik atak ortaya çıkar. Bizim panik atak tedavisindeki en önemli konseptimiz ise psikoterapidir ve 2- 3 seans sürer.

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!

Dünyanın en sevimli yavru hayvanlarıyla güne kısa bir ara verin!

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!
Kalplerinizi Isıtacak Yavrular! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!