Ve Carrie’den sonra Serena ile Blair de Paris’e gider! - womenist.net 

Ve Carrie’den sonra Serena ile Blair de Paris’e gider!

Sex And The City dizisinin finalinde Carrie’yi Paris’te izlemiştik. Şimdi sıra Gossip Girl’den Serena ve Blair’de. Ne de olsa New York Upper East Side’ın tüm ikonları pırıltılı yaşamlarını Avrupa’dan özellikle de Paris’ten esen bir rüzgarla dönem dönem taçlandırmak ister.

None Carrie’nin Alexander Petrovsky’nin ardından Paris’e gittiği ve hayatının aşkı Big’le New York’ a geri döndüğü iki bölüm halinde izlediğimiz SATC  finali, masalsı lezzetiyle televizyon tarihinin en şık prodüksiyonları arasında yerini almıştı. Tüm gün makaron ve kruvasan yiyen, kat kat kabarık tül etekler içinde Paris’in soğuğuna aldırmadan incecik topukluları üzerinde yürüyen, nasıl olduysa bir hafta gibi bir sürede Paris’in tüm müzelerini iki kez ziyaret edip bitiren ve söylemeye dilim varmıyor ama neredeyse Paris’te yapacak şey bulamamaktan şikayet eden Carrie, elbiseleri, mücevherleri ve aşkları ile kadınların yaşama, lükse ve aşka dair tüm fantezilerini gerçekleştirmişti.

None Sıra Gossip Girl’in dünyaca ünlü kızları Serena ile Blair’e geldi. 4. sezonun ilk iki bölümü tüm yazını Paris’te geçirdikten sonra New York’a dönmeye hazırlanan kızlarla açılıyor. Moda, lüks, aşk ve ek olarak bolca entrika bir kez daha başrolde. Parizyen prensler, Chanel ve makaron derken geçip gidiveren yaz bitmiş kızlar New York’taki yaşama dönmeye hazır. New York’ta dünyanın tam merkezinde yaşarken, o merkezdeki tüm nimetlerden sonuna kadar ve en üst düzeyde faydalanırken, örnek olarak zaten Chanel giyer ve zaten ünlü Parizyen pastane zincirlerinin makaronlarını yerken kalkıp Paris’e gitme ihtiyacı neden? Görülen o ki Avrupa havasının Upper East Side prenseslerine bile çok iyi gelen bir yanı var.

None Paris özgürlükle, kendini ifade çeşitliliğiyle, tarihi mirasıyla, sanatla nefes alan kalabalıklarıyla, yüzyıllar öncesine dayanan tasarım kültürü ile ünlü. Ben de varım buradayım demek isteyen her moda tasarımcısı, Londra, New York ve Milano bir yana, kendini Paris’te kanıtlamak zorunda. Moda otoriteleri, dünyanın geri kalanına ilham veren moda markaları ve haute couture denince akla hala önce Paris geliyor. Tek fark Paris’in diğer moda başkentlerinin varlığıyla esnemesi, gelişmesi, etkileşime girmesi. Prenseslerimiz burada daha şık, daha özgün bir stille buluşuyor, Amerika sınırlarının dışına çıkar çıkmaz kendilerini yeni, heyecanlı ve tutkulu bir aşk macerasının kollarına atıyor, hayatları ile ilgili olumlu ya da olumsuz köklü bir değişiklik sürecinden geçiyorlar. Paris etkisi ne diyelim?

None Paris’e giden diğerleri
Sunduğu benzersiz alışveriş deneyimi için mutlaka ziyaret edilmesi gereken Paris I. Elizabeth’in annesi Anne Boleyn’in tutkulu, cüretkar, isyankar stilinin de sorumlusu. Devil Wears Prada, Vogue Amerika’nın efsanevi editörü Anna Wintour’a gönderme yapsa da filmdeki düğüm New York’ta değil, Paris’te çözülüyor. Anne Hathaway’in canlandırdığı karakter Andy’i  Paris’te önce her zamankinden ince, her zamankinden zarif ve feminen görüyoruz ardından kendinden beklenmeyen cesur bir aşk adımı atarken izliyoruz hemen ardından da ortada dönen bir sürü entrikaya cevaben işinden ayrılmaya karar verirken…

None Stiliyle kendinden söz ettirmek isteyen tüm kadınlar, alışverişinizi nereden yaparsanız yapın son dokunuş için Paris’e gidin. Sonbahar mevsiminde en az New York ve Londra kadar cazip üstelik daha da romantik…

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!

Dünyanın en sevimli yavru hayvanlarıyla güne kısa bir ara verin!

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!
Kalplerinizi Isıtacak Yavrular! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!