23 Mayıs, 2012
Womenist.net in English
ARA
 
   Ana Sayfa       Üye Kayıt Formu    Üye Girişi     
Yaşam önceki sayfaya geri dön

Hayatınızı ve Kendinizi Kutlayın!

Hayatı kutlamaya şu anda başlayın... Hiç beklemeden, vakit kaybetmeksizin atılın hayatın içine. Hergün yarattıklarınızın dışında, bir kerecik de olsa sadece kendinizi kutlayın çünkü hayat anda yarattığınız çılgınlığınızın dışavurumundan ibarettir... Düşşel gerçekçilik dedikleri aslında tam da budur!
Sıradan günlerden çok farklıydı o gün... 2 kadın bir otel odasında anı yaşamaya karar verdiler. O kadar sıkılmış, bunalmışım ki günlük hayatımın rutinliğinden... Zeynep’i aramış, özlemişim senelerdir. Nerede bu kız nereye gitti demişim... Hayat monotonlaştı mı bana zaten hep birden gelirler. Bir barda arkadaşlarımla içki içip sohbet ederken bunu yapmaktan bile sıkıldığımı farkettim. Hemen telefonu elime aldım ve fotoğrafçı bir arkadaşımı aradım. “Müsait olduğun an gel ve beni çek” dedim. Hayırdır falan dedikten sonra gün kararlaştırdık, bir otel odası ayarladık, bir sürü kıyafet topladık gittik. Eee haliyle sordu tabi “ne çekiyoruz?” diye. “Hiçbir şey” dedim “an’ı” kutlayacağız. Canım arkadaşım da beni tanıdığından sesini çıkarmadan aldı eline fotoğraf makinasını... Sadece eğlenmek adına geçtim objektifin karşısına, birşey düşünmüyor, beklemiyordum. Amaç, kendimi yaşamaktı. Bunun için de yargısız bir objektife ihtiyacım olduğunu düşündüm. İlk başta hiçbir şey umduğum gibi olmadı tabiki... Deneyimsiz, kasılmış ve korkak bir sokak kedisi gibi kalakaldım, dondum. İçeride yıllarca unuttuğum “beni” serbest bırakmak üzere işe koyuldum. Ne kadar utanmışım kendim olmaktan, fotoğrafçı arkadaşımı en az bir saat yorduktan sonra artık elime viski uzatmaya karar verdi. Sabahın 10’nunda o bardağı yuvarladıktan sonra, içimdeki çığlıkları duyurmaya çalıştım, objektiften fotoğrafçının kalbine... Neymiş, kimmiş bu kadar ürktüğüm, çekindiğim? Ben olmaktan, beni yaşamaktan nasıl bu denli korkmuşum. Kendimden köşe bucak kaçarken insanları ne kadar da ciddiye almışım! Kendi varlığımı ne kadar da küçümsemişim meğerse…

Yatağın üzerinde bir o tarafa bir bu tarafa yuvarlanırken ve kendimi iyice salak gibi hissetmeye başlamışken, fotoğrafçı arkadaşım bana dönüp, “Zeynep, burada sadece sen ve ben varız, nedir korktuğun?” dedi. İçimdeki canavarı salmaktan korktuğumu ona söleyemedim. Yıllardır “aman hata yapmayayım” diye kendimi ezip büzüp bir takım şekillere soktuğumu söyleyemedim. O anda bir kızgınlık kapladı içimi tabi... Ve o kızgınlıkla bir anda kendimi balkonda delice pozlar verirken buldum. Neymiş kimmiş bu kadın dedim içimden. Ne kadar güzelmiş, ne kadar da hayat doluymuş oysa. Bir anda geçmiş ve geleceği kaybettim. Saçlarımı savurdum, kahkahalar attım, dans ettim ve ben o gün hayatı kutladım. Ne kadar da zor gelmiş bana hayatı kutlamak. Sadece varolmak bile ne kadar büyük olaymış oysa...

Kafamın içindeki kısıtlamaları, korkuları o odada bırakmak istedim. Ailemin koruma amaçlı baskısını, toplumun yargılarını, insanların hasetliğini, acizliğimi orada öylece bırakmak istedim, sonra da belki üzerinde tepinmek! Bunları düşünürken, balkondan Haliç’i seyredip derin derin nefesler çektim içime. Oh be dedim! Hayat böyle birşey olmalı, her zaman böyle olabilmeli! Bunun bir yolu yok mu? Sadece kendin gibi olabilmenin tek yolu kulaklarını, gözlerini ve ağzını kapatmak mı? Bütün bunları düşünürken kendimi birileri tarafından kurulmuş bir kampta gibi hissettim ve ürktüm. Kendimi, gizli mi yaşamam gerekiyordu yani! Yada hiç birşey yokmuşçasına anda varolmak çok mu tehlikeliydi? Hiçbir sorumluluğum olmamasına rağmen, ekonomik özgürlüğüm bile varken nasıl oluyor da kendimi özgür hissedemiyordum.

Günlük hayatın getirdiği anlamsız tantanadan kendi sesimi duymaz hale gelmişim. O kadar çaresiz hissetmişim ki, objektifle hayat bulmuşum çünkü objektif beni yargılamaz, bana ne yapmam gerektiğini söylemezdi. O sadece beni olduğum gibi kabul etti... Ve ben o gün, o otel odasında hayatı kutladım, varoluşumu kutladım... Zeynep’i yaşadım! Hep içimde bir sıkıntıyla dolaşırdım, sanki dışarıdan başka birşeylere ihtiyacım varmış gibi... Yeni bir aşk mı?; yeni bir iş mi?; yeni bir heyecan mı?... Aslında kendimizi gerçekten varolduğumuz gibi yaşamaktan başka hiç birşeye ihtiyacımız yokmuş. Çok büyük anlamlar yüklediğimiz herşey, bizim yüklediğimiz kadar varmış. Halbuki güne nasıl başlamak istediğim sadece bana ait bir duygu durumuymuş. O balkonda saçlarımı bir sağa bir sola savururken, “hiç birşey düşünmediğim tek an o andı galiba” dedim içimden. Ne oradan çıkınca ne yapacağımı, ne de oraya gelene kadar ne olduğunu bir saniye düşünmedim. Hatta oldukça uzun bir süre benliğimi bile unuttum, neysem oyum dedim, açtım kollarımı İstanbul’a doğru ve kahkahalarla güldüm. Hiç o kadar yürekten gülmüş müydüm acaba, hem de hiç birşeye… “Huzura bak” dedim… Hiçliğin verdiği bir huzur. Hayatı yaşamanın verdiği, kutlamanın getirdiği bir mutluluk.

Bir sabah kalkın ve hep yapmayı hayal ettiğiniz fakat kendinize bin tane bahane yarattığınız bir konunun üzerinde düşünün. Onu o hafta içersinde, hiç vakit kaybetmeksizin yaşayın. Kendinizi “ama alışverişe gitmem gerekiyor, toplantım var, bir arkadaşımla kahve içecektim” gibi bahanelerle oyalamayın çünkü zaten siz yıllardır bunların hepsini yapıyorsunuz ve büyük ihtimalle yapmaya da devam edeceksiniz. Kendiniz olmaktan korkmayın. Her ne pahasına olursa olsun deneyiminizi yaşayın. Mutluluğun sırrı anlarda gizli! Geleceğe ait planlar veya geçmişe dair anılarda değil.

Kendinizi zaman ve mekanın dışına çıkardığınızda, sizin de kutlamanız başlayacaktır. Bunu illa ki bir proje veya üzerinde kara kara günlerce düşünülmüş bir iş gibi görmeyin. Müziği açın çırılçıplak dansedin. Hayal gücünüzü kullanın. Bir gün bir yerlerde unuttuğunuz “sizi” bulun ve asla saçmalamaktan korkmayın. Aklınız size bir sürü şey söyleyecektir; “aptal gibi göründüğünüzü, bunu yapmanızın anlamsız olduğunu, böyle şeylerle bir yere varılamayacağını..." Fakat akıl hep yanılır çünkü hepimizin hayatta istediği tek şey mutlu olmaktır. Kendinizi her gün en az bir saat yaşayın ve bunun için kendinize zaman ayırın.

Haydi siz de hayatı ve kendinizi kutlamaya başlayın… Ertelemekten sakının!...

Zeynep Çavuşoğlu 
zeynep@womenist.net

Etiketler:
hayatı kutlama
düşşel gerçekçilik
rutin
monoton




    Toplam 1 yorum yapılmış    
İsim-Soyisim

e-mail

yorum
         
   melike acar 24 Ekim 2009, Cumartesi
HARİKA!!! yarattığımız mükemmelliyetçilik baskısı yüzünden varlığımızdan utanır sıkılır olduk. Fakat Zeynep bu duyguları gerçekten MÜKEMMEL yansıtmış ve enerjisini bu yazıyla bize de yansıtıyor. Şuan müziğin sesini biraz daha açtım :)
 
Arkadaşınla paylaş Yazdır
Konuyla ilgili diğer makaleler  

İşte motivasyonunuzu kaybetmeyin!

Nedir bu Slow City hareketi?
  Yaşam- Diğer makaleler Bütün makaleler
Fatih Sultan Mehmet dönemine ait lezzetler Asitane’de
  Asitane Restaurant, İstanbul Fethi’nin 558. Yıl dönümünü Fatih Sultan Mehmet dönemine ait lezzetlerle kutluyor. Siz de Osmanlı Saray Mutfağının bu en özel lezzetlerini tadmak isterseniz...
   
Çocukluk travmalarınız hayatınızı etkilemesin!
  Travmatik bir çocukluk dönemi geçirmiş olsanız da olmasanız da, başınıza gelen bazı olaylar bugünkü hayatınızda karşılaştığınız problemlerin nedeni olabilir
   
Eski İstanbul’u arayanlar burada buluşuyor
  Aktaş Boğaziçi Evleri, ahşap köşkleri, mor sümbüllü bahçeleri, lezzetli balıkçıları ve deniz kokan havası ve sahile 15 dakika yürüme mesafesi ile sizi keyifli bir yaşama davet ediyor
   
Tirbuşon gerektirmeyen şarap şişeleri!
  Yazın keyfi, çevir-aç kapak özelliğine sahip Vinkara şaraplarıyla çok daha güzel çıkacak
   
Balya Organik yanı başınızda!
  Sürdürülebilir yaşama tam desteğini veren bir organik market, aynı zamanda samimi ve sıcak bir kafe
   
 
| | | | | | | | | | | | | |

© 2009 - 2012 | Tüm hakları saklıdır. Web sitemizde yer alan yazı, görsel ve haberler izinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


Womenist.net'i açılış sayfanız yapın! Womenist.net'i favorilerinize ekleyin! Womenist.net'i takip edin Womenist.net'i takip edin
Womenist.net'i açılış sayfanız yapın! Womenist.net'i favorilerinize ekleyin! Womenist.net'i takip edin Womenist.net'i takip edin