Londra’da jazz nerede dinlenir? - womenist.net 

Londra’da jazz nerede dinlenir?

Londra’ya üniversite ögrencisi olarak ilk gittiğimde 1975 yılı idi. Biraz etrafa alıştıktan sonra yukardaki konu başlığı soruyu yeni tanışmış olduğum İngiliz dostlarıma sormaya başladım. Neredeyse hemen hepsi, ağız birliği yapmışcasına, tek bir mekandan söz ettiler...

None Ronnie Scott’un kendisi aslında İngiliz Jazz camiasında çok tanınan bir saksafoncuydu. O nedenle, dünyaca ünlü jazz müzisyenlerini hem bir işletmeci olarak, hem de bir jazz yoldaşı olarak çok iyi tanıyordu. 1959 yılında açtığı bu mekan, dünyanın en tanınmış ve en büyük isimlerinin Avrupa turnesinde iken gelip çaldıkları bir Jazz kulübü idi. Şu anda ne yazık ki aramızda olmayan Ronnie Scott, 1927 doğumluydu. Onu yıllar boyunca, kulübünün başında bir patron olarak, kimi zaman müşterilerinin arasında bir ev sahibi olarak, kimi zaman da sahnede diğer müzisyenlerle saksafon çalarken görmek mümkündü. Bunlar yetmiyormuş gibi, her müzik setinden sonraki aralarda, mikrofonu eline alır, güzelce kulübünü ve personelini anlatır, espriler yaparak müşterilerini kahkahalara boğardı. Londra’da geçirdiğim tüm bu süre içinde bu mekana defalarca gittim ve şunu farkettim; Merhum Ronnie Scott’un esprileri her akşam ve 5 yıl boyunca aynı idi. İnsanlar hala gülüyor, kimileri de ezbere bildikleri için onunla birlikte tekrarlıyorlardı.

None Bu kulüpten kimler geldi kimler geçti, saymakla bitmez; Zoot Sims, Johnny Griffin, Lee Konitz, Sonny Rollins, Stan Getz, Sonny Stitt, Woody Herman, Dizzi Gillespie, Chet Baker, Bill Evans, Oscar Peterson, Joe Pass, Wes Montgomery, Ella Fitzgerald, Sarah Vaughn, Nina Simone, Horace Silver, Cedar Walton, Eliane Elias, Tania Maria, Irakere, Hermeto Pascoal, Jeff Beck, Jamie Cullum,... Ve daha niceleri...

Ronnie Scott’sa ilk gittiğim akşamı daha dün gibi hatırlıyorum. Türkiye’den iki arkadaşım beni ziyarete gelmişti ve ben de onlara müjdeyi vermiştim. Ronnie Scott’s denen bir yere gidilecek ve dünyaca ünlü Jazz üstadlarından o akşam kimin konseri varsa, izlenecekti. Gitar üstadı Joe Pass’ın solo konseri vardı. Ergen görünümümüz ve ögrenci gibi giyinmiş olmamızdan dolayı olsa gerek, bizi en dipte bir masaya yerleştirdiler. Sahneyi görmek, önümüzdeki taşıyıcı kolondan dolayı, imkansızdı ancak güzel gitar sesleri duyabiliyorduk ve o bile bizi çok mutlu etmişti. Yine de şansımızı deneyip, etrafta dolaşan garsonlara yerimizden hiç memnun olmadığımızı söyledik ve aldığımız cevap şu oldu; “kapıda duran Martin isimli şahısa bahşiş vermeliydik”, “demek ki bu sistem burada da geçiyormuş” diye düşündük. Her birimiz ögrenci harçlıklarımızı bir araya getirerek 1’er pound toplayıp Martin Bey’e! verdik, dakikalar içinde bizi en ortada ve sahnenin tam karşısında olan torpilli bir masaya aldılar. Üstelik de, sonradan bir “VIP masası” olduğunu öğrendiğimiz yanımızdaki masa, uzun bir süre boş kaldı. Biz, bir yandan konserimizi izlerken, yanımızdaki o boş masaya ünlü piyanist “Oscar Peterson” gelip oturdu.

None Müziğe son derece aç olduğumuz o dönemlerde bu kadar yüce bir Jazz üstadının bu denli yakınına oturmak, onunla kısa da olsa bir sohbet etmek bizi çok heyecanlandırmıştı. Oscar Peterson’u maalesef 2 yıl önce kaybettik.

Ronnie Scott’sun en hoş taraflarından biri de şudur; Konser salonunda izlediğiniz bir performansta, sanatçılar kulisten sahneye çıkar, gösterileri de bitince derhal kulise girerler. Ancak torpilli olmalı veya bir tanıdık bulmalısınız ki, kulise girip o sanatçı ile bir iki kelime edebilesiniz.

None Ronnie Scott’s da ise durum çok farklıdır. Müzisyenler set aralarında veya kendi soloları bittiğinde, bir sonraki müzisyen solo yaparken, sahneden inip arkadaşlarını bardan izlerler, kendilerine içki alırlar ve yakınlarındaysanız sizinle sohbet ederler. Şu anda hayatta olmayan “Stan Getz’i” izlediğim akşam, birkaç dakika kadar barda onunla da konuşma şansına sahip olmuştum. Bir keresinde de Tania Maria’ya alt katta çorba içerken rastladım ve sohbet ettim.

None Mekanı merak edenler için; dışarıda simsiyah tentelerle kaplı gizemli bir giriş ve parlak neon ışıklarla yazılmış Ronnie Scott’s tabelası var. İçerisi ise orta büyüklükte, son derece loş, klasik dekore edilmiş, duvarlarda orada konser vermiş dünyaca ünlü Jazz’cıların çerçeveli resimleri ve her masada birer minik abajur var. Genel atmosfere gelince, son derece şık ve abiye giyinmiş müşterilerin yanısıra, spor ve rahat giyinmiş turistler ve öğrenciler de burada konser izleyebiliyor. Kısaca ortam oldukça samimi ve protokol gerektiren bir “dress code” yok.

Kulüp sadece bir canlı müzik barı değil, aynı zamanda da bir restaurant. Et, tavuk veya somon balığı gibi ana yemekler ve hafif başlangıç yemeklerinden oluşan, kısıtlı ancak dikkat çekici bir “ala carte” mönüsü var. Ayrıca, barda yüksek taburede oturanlar bile, farklı bir mönüden hafif “snack” türü yemekler yiyebilir.

Bu yıl 50. yılını kutlamakta olan Ronnie Scott’s halen Londra’nın, hatta nerdeyse tüm Avrupa’nın en başarılı Jazz kulüplerinden biri olma ünvanını korumaktadır.

None Ronnie Scott’un kendisi aslında İngiliz Jazz camiasında çok tanınan bir saksafoncuydu. O nedenle, dünyaca ünlü jazz müzisyenlerini hem bir işletmeci olarak, hem de bir jazz yoldaşı olarak çok iyi tanıyordu. 1959 yılında açtığı bu mekan, dünyanın en tanınmış ve en büyük isimlerinin Avrupa turnesinde iken gelip çaldıkları bir Jazz kulübü idi. Şu anda ne yazık ki aramızda olmayan Ronnie Scott, 1927 doğumluydu. Onu yıllar boyunca, kulübünün başında bir patron olarak, kimi zaman müşterilerinin arasında bir ev sahibi olarak, kimi zaman da sahnede diğer müzisyenlerle saksafon çalarken görmek mümkündü. Bunlar yetmiyormuş gibi, her müzik setinden sonraki aralarda, mikrofonu eline alır, güzelce kulübünü ve personelini anlatır, espriler yaparak müşterilerini kahkahalara boğardı. Londra’da geçirdiğim tüm bu süre içinde bu mekana defalarca gittim ve şunu farkettim; Merhum Ronnie Scott’un esprileri her akşam ve 5 yıl boyunca aynı idi. İnsanlar hala gülüyor, kimileri de ezbere bildikleri için onunla birlikte tekrarlıyorlardı.

None Bu kulüpten kimler geldi kimler geçti, saymakla bitmez; Zoot Sims, Johnny Griffin, Lee Konitz, Sonny Rollins, Stan Getz, Sonny Stitt, Woody Herman, Dizzi Gillespie, Chet Baker, Bill Evans, Oscar Peterson, Joe Pass, Wes Montgomery, Ella Fitzgerald, Sarah Vaughn, Nina Simone, Horace Silver, Cedar Walton, Eliane Elias, Tania Maria, Irakere, Hermeto Pascoal, Jeff Beck, Jamie Cullum,... Ve daha niceleri...

Ronnie Scott’sa ilk gittiğim akşamı daha dün gibi hatırlıyorum. Türkiye’den iki arkadaşım beni ziyarete gelmişti ve ben de onlara müjdeyi vermiştim. Ronnie Scott’s denen bir yere gidilecek ve dünyaca ünlü Jazz üstadlarından o akşam kimin konseri varsa, izlenecekti. Gitar üstadı Joe Pass’ın solo konseri vardı. Ergen görünümümüz ve ögrenci gibi giyinmiş olmamızdan dolayı olsa gerek, bizi en dipte bir masaya yerleştirdiler. Sahneyi görmek, önümüzdeki taşıyıcı kolondan dolayı, imkansızdı ancak güzel gitar sesleri duyabiliyorduk ve o bile bizi çok mutlu etmişti. Yine de şansımızı deneyip, etrafta dolaşan garsonlara yerimizden hiç memnun olmadığımızı söyledik ve aldığımız cevap şu oldu; “kapıda duran Martin isimli şahısa bahşiş vermeliydik”, “demek ki bu sistem burada da geçiyormuş” diye düşündük. Her birimiz ögrenci harçlıklarımızı bir araya getirerek 1’er pound toplayıp Martin Bey’e! verdik, dakikalar içinde bizi en ortada ve sahnenin tam karşısında olan torpilli bir masaya aldılar. Üstelik de, sonradan bir “VIP masası” olduğunu öğrendiğimiz yanımızdaki masa, uzun bir süre boş kaldı. Biz, bir yandan konserimizi izlerken, yanımızdaki o boş masaya ünlü piyanist “Oscar Peterson” gelip oturdu.

None Müziğe son derece aç olduğumuz o dönemlerde bu kadar yüce bir Jazz üstadının bu denli yakınına oturmak, onunla kısa da olsa bir sohbet etmek bizi çok heyecanlandırmıştı. Oscar Peterson’u maalesef 2 yıl önce kaybettik.

Ronnie Scott’sun en hoş taraflarından biri de şudur; Konser salonunda izlediğiniz bir performansta, sanatçılar kulisten sahneye çıkar, gösterileri de bitince derhal kulise girerler. Ancak torpilli olmalı veya bir tanıdık bulmalısınız ki, kulise girip o sanatçı ile bir iki kelime edebilesiniz.

None Ronnie Scott’s da ise durum çok farklıdır. Müzisyenler set aralarında veya kendi soloları bittiğinde, bir sonraki müzisyen solo yaparken, sahneden inip arkadaşlarını bardan izlerler, kendilerine içki alırlar ve yakınlarındaysanız sizinle sohbet ederler. Şu anda hayatta olmayan “Stan Getz’i” izlediğim akşam, birkaç dakika kadar barda onunla da konuşma şansına sahip olmuştum. Bir keresinde de Tania Maria’ya alt katta çorba içerken rastladım ve sohbet ettim.

None Mekanı merak edenler için; dışarıda simsiyah tentelerle kaplı gizemli bir giriş ve parlak neon ışıklarla yazılmış Ronnie Scott’s tabelası var. İçerisi ise orta büyüklükte, son derece loş, klasik dekore edilmiş, duvarlarda orada konser vermiş dünyaca ünlü Jazz’cıların çerçeveli resimleri ve her masada birer minik abajur var. Genel atmosfere gelince, son derece şık ve abiye giyinmiş müşterilerin yanısıra, spor ve rahat giyinmiş turistler ve öğrenciler de burada konser izleyebiliyor. Kısaca ortam oldukça samimi ve protokol gerektiren bir “dress code” yok.

Kulüp sadece bir canlı müzik barı değil, aynı zamanda da bir restaurant. Et, tavuk veya somon balığı gibi ana yemekler ve hafif başlangıç yemeklerinden oluşan, kısıtlı ancak dikkat çekici bir “ala carte” mönüsü var. Ayrıca, barda yüksek taburede oturanlar bile, farklı bir mönüden hafif “snack” türü yemekler yiyebilir.

Bu yıl 50. yılını kutlamakta olan Ronnie Scott’s halen Londra’nın, hatta nerdeyse tüm Avrupa’nın en başarılı Jazz kulüplerinden biri olma ünvanını korumaktadır.

Dünyanın En Pahalı Kedileri!

Evde beslenen en popüler hayvanlardan biri olan kedilerin en pahalı türlerini sizler için derledik!

Dünyanın En Pahalı Kedileri!

Norwegian Forest

Soyları Vikinglere dayanan bu kediler soğuk iklim şartlarına adeptedirler. Eğer bu kediden edinmek istiyorsanız dikkat etmeniz gereken tek ...

Dünyanın En Pahalı Kedileri! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!