Saat sabahın üçü ya da dördü, yönetmen “motor!” diye bağırıyor, makyöz birkaç dakika önce alnını pudraladığı başrol oyuncusunun yanaklarına allığı dokunduruyor, ışık tamam, seste sorun yok, çekim bir, çekim iki, çekim üç derken ekip yorgun, ekip “Artık eve gitsek...” kafasında...
“Artık eve gitsek?” Bizler evlerimizde oturup 90 dakikalık dizimizi keyifle izlerken o dizilerin oluşmasına binbir emek harcayan sesçisinden ışıkçısına kostümcüsünden oyuncusuna pek çok insan, kendisine bu soruyu soruyor.
Dizilerin yayın süresinin gerekenden çok daha uzun olması, günde 14-15 saat boyunca çekimlerin yapıldığı yerde konaklayan set işçilerinin zor koşullarda çalışmasına neden oluyor. Kimi zaman bu durum, sette yaşanan kazaları, hastalıkları ve hatta ölümleri tetikleyerek ürkütücü bir tabloyu önümüze koyuyor.
Bundan iki yıl önce 24 Aralık 2008’de gecenin geç saatlerine kadar süren bir setin ardından evlerine giderken trafik kazası geçiren ve hayatlarını kaybeden Zehra Sezgin ve Tülay Ergildi, ne acı ki bu tablonun kurbanları.
İşte bu yüzden; tam iki yıl sonra 24 Aralık 2010’da, dizilere emek veren yüzlerce insanın uzun saatler boyunca az maaşa çalışmasına karşı çıkmak için İstanbul’da Taksim Meydanı’ndaki AKM binası önünde bir protesto gösterisi düzenleniyor. Başta Senaryo Yazarları Derneği ve Sinema Emekçileri Sendikası olmak üzere “Yerli dizi yersiz uzun” sloganıyla yola koyulacak olan sektör çalışanları, saat 19:00’da seslerini duyurmaya hazırlanıyor. Bir başka deyişle 8 Kasım’da Cumhurbaşkanı’na gönderilen toplu dilekçe, bu defa yazıdan sese dönüşüyor.
Senaryo yazarlarının kalemlerini bırakacağı, yönetmenlerin ‘stop’ diyeceği, şalterlerin ineceği bu günde , oyuncu Mehmet Ali Alabora’nın sunuculuğuyla dizilerin 45 dakikaya inmesi talep edilecek. Gösteride dizi müziklerinden oluşacak bir konser de yer alıyor.
‘Bazıları’nın gelirlerini biraz daha arttırmak için süresini sinema filmi kıvamına getirip uzattıkları dizileri izlemekten yorulduysanız bu çağrıya kulak verin.Unutmayın; diziler kısayken hayat uzundu. Diziler kısayken hayat diye bir şey vardı. Fatmagül’ün, Ezel’in, Polat Alemdar’ın değil, bizim hayatlarımız. Hadi biraz da bunu düşünün.