Pinterest http://pinterest.com/hazalyilmaz/Fotoğraf paylaştım, albüm yaptım, elaleme bu çantaları istiyorum, yakışıklı bulduğum adamlar, ayakkabı fetişim dosyalarını umarsızca gösterdim. Bakmalık, tatmalık, vakit geçirmeden profil açıp paylaşmalık site. Daha yeni. Ama içime öyle doğuyor ki geleceğin fenomeni. İnternette güzel fotoğraflardan daha çekici ne olabilir ki?
Duvar ResmiBbase. Tag’lemek gerekirse: Pano. Poloroid. Kanepe. Kahve. Plak. Koltuk. Simit. İnternet. Jot Division. Proje. Müzik. Latte. Freelance çalışanların, sanat sevenlerin, reklam, mimari, yazarların alanı. Galata Dibek Sokak 17 numarada. Geç kalmadan bir koltuk kapın.
İstanbul’da yaşamak...Minimüzikhol’de saat 04:00. 15 Ocak Cumartesi. Sarhoş değiliz. Bunu kelimelerin anlamlarını çarpıtmadan söylüyorum. Sadece eve dönmek isteyen iki kız olmak, topuklu ayakkabı, mini etek, yanımızda eksik olan erkek figürü taksicilerin algı seviyelerinde düşük sınıftan bilet kapmamıza yetiyor.
İlk falso nereye gideceksiniz sorusuyla başlıyor. Binince söyleriz diyorum. Bu pazarlık hali yeterince kafamı bozuyor zaten. İki durak diyoruz. Sonu Caddebostan.
O sırada ön kapıya şöförün arkadaşı olduğundan emin olduğum bir adam kuruluyor. Arkadaşa arabayı teslim edeceğim de sakıncası yoktur sizin için bizimle gelmesinin değil mi diyor. Var diyoruz. Şimdi isterseniz teslim edin arabanızı siz. Peki o zaman Taksim’de indirecek. Yardım etmeye eğilimli kişiliğimiz onayı veriyor. 500 metre için.
Konuşmaya dalıyoruz. O sırada fazla çevremizle ilgilenmeden, hayat, gelecek, İstanbul’un bizi bunaltan (o sırada tam da önümüzde oturmakta olan) persona’lar üzerine. Camdan dışarı baktığımda Maçka ışıkları, Swiss Otel, İTÜ binası. Arkadaşı nerede bırakacaktık diyorum. Taksim’den gelmedik trafik vardı bahanesi önüme seriliyor. Beşiktaş’ta atlayacakmış arabadan. Şimdi o zaman diyorum, burası daha uygun. Taksi kenara yanaşıyor, yolcu koltuğunda oturmakta olan arabadan iniyor. Tecavüze uğramadık, bıçak çekilmedi, silahlar patlamadı, şırınga enjekte edilmedi dediğimiz şanslı (!) gece.
Az sonra taksinin plakasını da alarak iniyorum. Arkamda bıraktığım kadın sorun yok dese de, refleks, altıncı his, güvensizlik. Metropol’de yaşamanın insanda yarattığı mecburi birikimler.
30 dakika sonra çalan telefonda şunları anlatıyor kadın kulağıma: İçim geçmiş otuz saniyeden fazla değil, bir açtım gözlerimi çantam şöför koltuğu yanında. Pişkin pişkin buraya bırakmışsınız diyor adam. 40 TL’lik yol 65 TL olarak çıkıyor taksimetre ekranında. Şaşkınım.
İçimdeki korku, nefret, bu şehire küskünlük hissi artıyor giderek.
Hangi adam seksidir?Kolunda dövmesi olan adam seksidir.
Ethan Hawke bir kadını öpüyorsa seksidir.
Benle dans eden, ince kravatlı, yandan çarklı gülümsemeli, güzel dişli adam kesin seksidir.
Arjantin- İsveç kırması, Arjantin-Fransız melezi, Arjantin ne çarpımı olsun adam seksidir.
Pembe, turuncu, yeşil gömlek giyen; keten pantalon altına Adidas geçiren adam seksidir.
Engin Altan Kürklü Merkür’de oynuyorsa seksidir.
Rakı içerken gözüme bakan adam seksidir.
Kitap okuyan, buzdolabımı tamir eden, yemek yapan adam seksidir.
Brad Pitt genç, orta, yaşlı her zaman seksidir. Kimse tartışmasın.
Sigara içen adam, ne yazık ki, seksidir.
Az konuşan adam seksidir. Zekasıyla beni alt eden adam hem de nasıl seksidir…