Halep günümüzde yukarı doğru artan bir eğilim yaşıyor. Neredeyse ikinci Fas olma yolunda. Yakın zamanda Christian Louboutin Halep’te bir ev satın aldı, meşhur antikacı Joseph Ackhar ise bir yer arıyormuş... Nicky Haslam 70. Yaş gününü Halep’te bir parti ile kutlama hazırlıkları yapıyor.
Roma İ. Ö 750 de kurulduğunda Halep şehri 2500 yaşındaydı. Kurulduğu günden beri her zaman çok farklı bir şehir olan Halep çok önemli bir konumda da bulunuyor.
Suriye’nin Şam’dan sonra ikinci büyük şehri olan Halep, beni tarihiyle kendine hayran bıraktı. Halep için tüm dinlerin doğduğu yer desek çok da yanlış bir terim kullanmış olmayız. 430 metre yükseklikte bir ovanın içinde kurulan şehir, Suriye’nin kültürel yaşamında ve ekonomisinde çok önemli bir yere sahip, gerçekten çok etkileyici bir şehir.
Osmanlı mimarisi ile dar sokakları ve birbirine uyum içinde sıralanmış taş yapıları ile oldukça mistik bir şehir. Eğer yolunuz Halep’e düşerse 60 km kadar şehir dışındaki Saint Simeon manastırını mutlaka ziyaret edin. Ünlü rahip St. Simeon’un yaşadığı yerde onun anısına ölümünden sonra yapılan manastır Hıristiyanlıkta çok önemli haç mekânlarının başında geliyor.
Aslında Türkiye’ye bu kadar yakın olmasına karşın- Halep Hatay arası araba ile sadece 1 saat, bir o kadar da farklı bir yer. Müslüman bir şehir olan Halep’de Hıristiyanlar, sayıları artık çok fazla olmasa da Museviler de birlikte barış içinde yaşıyor. Erkekler bol pantolonları üzerine giydikleri uzun gömlekleri ve tüm ayak parmaklarını ortada bırakan terlikleri ile şehri arşınlarken, kadınlar ellerini bile eldivenle kapatarak çarşafa bürünüyorlar. Bu da yetmezmiş gibi yüzlerini tekrar siyah bir kumaşla örtüyorlar. Yani ne gözleri, ne burunları ne elleri hiçbir şeylerini görmek mümkün değil. Oldukça muhafazakâr bir şehir burası.
Osmanlı mimarisi oldukça göze çarpıyor şehri gezdikçe. Çarşılarında yemekten, altına kumaştan baharata her şeyi bulmak mümkün. Halep’ten renkli parlak camlarla üretilen bardak ve şamdanlar, işlemeli yatak ya da masa örtüleri, altın ziynet eşyaları, antika ve Halep sabunu satın alabilirsiniz. Fıstık, Halep için en önemli gelir kaynağı. Fıstıkla yapılan tatlı çeşitlerini mutlaka tatmalısınız. Ayrıca inanılmaz çeşitli baharatlar da çok etkileyici. Souk çarşısında tüm bunarlı bulabilirsiniz.
Halep’e yolunuz düşerse mutlaka Baron oteli ziyaret edip orada bir şeyler için. Koloniel tarzda inşa edilen bu otelde isterseniz Atatürk’ün kaldığı odayı gezebiliyorsunuz. O kadar çok ünlü bu otelde gecelemiş ki...Agatha Christie( Orient Express’de cinayet adlı romanını da burada yazmış), T.E. Lawrence (Lawrence of Arabia), Teddy Roosevelt de burada kalan ünlülerden bazıları.
İkinci gitmeniz gereken ise sadece 9 odası bulunan 16. yüzyıldan kalma Osmanlı mimarisi ile yapılan bir evden butik otele dönüştürülen Mansuriya isimli otel. Özellikle mutfağını mutlaka denemelisiniz. Ev yapımı reçelleri çok lezzetli. Halep’te yemek; Türk, Ermeni, Musevi ve Yunan mutfaklarının güzel bir harmanı gibi. Yemekleri biraz ağır ve baharatlı olsa da oldukça lezzetli. Ana yemek öncesi masaya bolca meze tadında yemekler geliyor. Zaten hepsini tadsanız neredeyse doyuyorsunuz.
Halep’ten meşhur kuru baklavasını tadmadan sakın dönmeyin. Çok keyifli ufacık ufacık yapılan baklavalara bir kez el sürünce kutuyu bitirmeden bırakamıyorsunuz. Halep’te çok aramamıza rağmen gece hayatına rastlayamadık sonradan öğrendiğimiz tüm bu hayatın kapalı kapılar arkasında ve özel kulüplerde olduğuydu.
Beni özellikle tarihi ile çok etkileyen bu şehir tek renk dokusu, rengârenk şeker dükkânları ve oldukça pis sokakları ile sanki bir film stüdyosunda kırk haramiler filmi çekiliyormuş havası verdi. Ben en çok bu şehirde o tek renk binaların balkonlarına asılan perdelerin arkasını merak ettim. Tuana Zeynep Bilgin |