10. Atlıkarınca, Y: İlksen BaşarırTartışma yaratabilmek, akıllarda soru işareti bırakıp insanlarda bir rahatsızlık oluşturmak için bu filmi çekmeye karar verdik.” Mert Fırat
9. Notre Jour Viendra, Y:Romain GavrasPsikanalist olan Patrick aynı zamanda manipülatif bir sosyopattır. Himayesi altına aldığı genç Rémy ise çekingendir ve toplumla uyumsuzdur. İkisi de kızıl saçlıdır. İkisinin de ne kaybedecekleri ne de kazanabilecekleri bir şeyleri yoktur.
8. Les Amours Imaginaires Y: Xavier DolanYakın arkadaş olan Marie ve Francis’in, hayatlarına yeni giren yakışıklı arkadaşları Nicolas’a duydukları saplantılı aşkın stilize bir kaydını tutuyor. Marie kendine güvenen, cinsellikte cüretkar bir genç kadın, Francis ise telaşsız ve yumuşak başlı, şimdiye kadar ilişkilerinde kimseye bağlanmamış gey bir genç adam.
7. Blur: No Distance Left to Run, Y: Dylan Southern ve Will Lovelace“Kulağa iyi geldiği anda, sıradakine geçiyorum.” Damon Albarn
6. LennoNYC, Y: Michael EpsteinBeatles dağıldıktan sonra Lennon ve Ono, Beatles döneminin kargaşasından uzaklaşabilmek umuduyla, 1971 yılında New York’a taşındı.
5. We D’ont Care About Music Anyway Y: Cédric Dupire & Gaspard KuentzDünyanın karşı kültür başkenti Tokyo’da şehri, geleceği ve anti-müziği harmanlayan büyüleyici bir film.
4. William S. Burroughs: A Man Within, Y: Yony LeyserBurroughs’un kalbine doğru yolculuk edin! Korkusuzca cinselliğin, uyuşturucunun ve sanatın sınırlarını zorlayan bu karşı-kültür ikonu tüm zamanlar için bir ilham kaynağı.
3. Fleurs du Mal, Y: David Dusa“Gençlerin kan kaybettiği, insanların dua ettiği bu yer neresi?”
2. Here, Y: Braden KingGPS, Google haritaları ve küreselleşme çağında, coğrafya, ilişkiler, zaman, kültür, politika ve keşfetmek üzerine derin derin düşündüren bir film: Artık kaybolan nedir? Nedir bulunan?
1. Kokuhaku, Y: Tetsuya NakashimaBana kimse cinayet işlemenin yanlış olduğunu söylemedi.
Mahalleye turist çıktı...House Cafe Corner’da kahve, kış çayı, latte, capuccino içiyorum. Bazen bu sırada, bazen seçmece. Güne başlamak için. Eskiden mantarlı yumurtasından da yerdim ama menüden kaldırmışlar. Neyse. O “hayatımızdan uçup gidenler” başlıklı yazının konusu.
Kalabalıklar belli. Nişantaşı sokaklarının olağan şüphelileri. Medica’dan tahlilleri almaya gelmiş kadın. Bir adet kedi. Spor fanatikleri. Patatesli omletini öğleden sonra ikide yiyen adam, karşısında döpiyesiyle salatasını çatallayan kadın. Sadece pazartesileri gelen çift. Bir önceki gecenin kalıntılarından kurtulmak için espresso siparişi veren oğlan. Ekranlardan tanıdıklarımız. Yüksek sesle konuşan kız. Bu oturanlar ne iş yapar? Kırklı yaşların ilk, son ve gelecek demleri...
Şu bilgisayarı önünde, yandan gelip geçene bakan, uzun masanın sağındaki konuşmayı dinleyen, telefonu genellikle sessizde unutan da ben. Şapkalı olan değil, pembe gözlüklerim var.
Ofisime beklerim diyorum arayanla sorana, ve bazı günler, hele ki bir gece öncesi Kiki, Nu Pera, Minimüzikhol, Lux istikametlerinden geçip de Alka Seltzer çok yaşa noktasında bitmişse, müdavim olmanın avantajlarını kullanarak yanımda oturan iki adamı vetolamak istiyorum. Mercedes’ten aşağısı kurtarmaz, şapkanız da pek yakışmış, bak bu da falancanın eski sevgilisi beş para etmez, Tophane’ye Mimar Sinan’lı kırolar düşmüş dedikleri noktada.
Paralel evren, Mars’ta hayat… Artık lütfen icat olun. İnsanlık yapamıyorsa kendi kendinize.