Kilo almak istemeyen küçük kızdı, Isabelle Caro

Hemen Paylaş :

Geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden model Isabelle Caro’nun ölümüne neden olan sadece anoreksiya hastalığı mıydı, yoksa...?

None Tıpta anoreksiya olarak bilinen yemek yeme bozukluğu, Fransız model Isabelle Caro’nun yaşamını kararttı. Çocukluğunda annesiyle yaşadığı kötü deneyimler hayatına mal oldu. Caro’nun hikayesinin alt metninde yatanları, DBE’den Uzman Psikolog Asena Yurtsever’le analiz ettik. Isabelle’in iç acıtan öyküsü ve Yurtsever’in açıklamlarından öğreneceğimiz büyük bir gerçek var: Anoreksiya sadece yemek yeme bozukluğu değil.

None “Çok zor bir çocukluk dönemi geçirdim, acı dolu. Annemin en büyük fobisi benim büyüyecek olmamdı. Tüm zamanını boyumu ölçerek geçirirdi. Dışarı çıkmama izin vermezdi, temiz havanın çocukların büyümesinde etkili olduğunu duymuş. İşte bu yüzden hep evde oturmak zorunda kalırdım. Öyle travmatik bir durumdu ki, içimde hep bir şeyler kanardı...”

Geçtiğimiz Kasım ayında, henüz 28 yaşındayken hayatını kaybeden Fransız model Isabelle Caro, hayatını anlattığı ‘La petite fille qui ne voulait pas grossir’(Kilo Almak İstemeyen Küçük Kız) kitabında böyle yazmıştı. Esaret altında geçen çocukluk, anne kavramı, baskıyla yitip giden bir zaman... Sadece boğazı düğümlenmiyordu bunları karalarken,  zar zor taşıdığı bedeni giderek güçsüzleşiyor ve zayıflıyordu. 13 yaşından beri bir tür yemek bozukluğu olan anoreksiyayla mücadele eden Isabelle, ‘sıfır beden’i seven moda dünyasında ‘zayıf model’ olarak değil, ‘anoreksik’ olarak ünlenmişti. 1.65 boyunda, 25 kilo ağırlığında, hastalıklı bir görüntüsü vardı. Son zamanlarında ancak 33 kiloya kadar çıkabilmişti.

20 yaşındayken hastaneye kaldırıldı. 2006’da komaya girdi. Doktorlar kurtulamayacağını söylese de, hayatta kalmayı başardı. Ona ismiyle değil de daha çok ‘anoreksik model’ diye seslenen medya, genç kadınlara ibret olsun diye Isabelle’i programdan programa taşıyıp durdu. Sorular hep aynıydı: “Neden bu kadar zayıfsın?” Herkes, perde arkasını öğrenmek için Caro’nun hayat hikayesini kazıyordu. Kazıdıkça da bir dolu acı, sevgisiz bir çocukluk çıkıyordu.

None 2007 yılında İtalyan fotoğrafçı Oliviero Toscani, ‘No Anorexia’ (Anoreksiyaya Hayır) sloganıyla oldukça ‘hardcore’ bir reklam kampanyası hazırladı. Dev billboard’larda sergilenen Isabelle Caro’nun 30 kiloluk bedeni tüm dünyayı sersemletti. Çırılçıplaktı, gözleri korkuyla objektife bakarken dudaklarından her an bir kelime çıkacak gibi duruyordu. Provokatif bulunan kampanya, büyük tepkiler aldı ve Italya’da yasaklandı.

İsminin en sık duyulduğu o günlerden sonra hastalığa karşı vermiş olduğu direniş sessizce sürmeye devam etti. Ta ki geçtiğimiz yıl sonuna kadar. Ölümünden iki hafta önce solunum yetmezliğinden hastaneye kaldırıldı; ölüm nedeni belirtilmedi. İşin en tuhaf yanı, ailesi ölümünü neredeyse bir buçuk ay sonra, 29 Aralık’ta bildirdi.



“Annem  büyümemi istemiyordu ki benim.”

Çok geçmedi, Isabelle’in ölümünden birkaç hafta sonra annesi Marie intihar etti. Ölüm nedeni bilinmeyen Caro’nun aksine annesininki açıklandı: “Kızının ölümünden kendisini sorumlu tuttuğu için intihar etti.”

None Psikolojik nedenler anoreksiyayı tetikliyor
Caro’nun ölümü ve sonrasında annesinin intiharı, anoreksiyanın insan psikolojisiyle doğrudan ilişkili olduğunu kanıtladı. Uzman Psikolog Yurtsever, anoreksik hastaların beden ve kiloları hakkında takıntılı olmalarının yanı sıra, yeme bozukluklarının oluşumunda sosyokültürel faktörlerin de büyük rol oynadığını söylüyor: “Çocuk,  annenin onayını almak için bazı ihtiyaçlarını erteliyor. Annenin çocuğun ihtiyaçlarını görmemesi ile çocuğun kendi arzu ve açgözlülüğüne karşı geliştirdiği bir savunma ortaya çıkıyor; yemek yemeyi reddetmek. Böylece yemeyerek hem kendi arzusunu engelleyip hem de ailesinin artık onun yemesini istemesini sağlayarak onları çaresiz ve açgözlü hissettiriyor.”

Isabelle’in psikolojik destek alıp almadığını bilmiyoruz ancak Yurtsever’e göre anoreksik bir hastanın sadece hastaneye yatarak tedavi edilmesi yeterli değil. Kişi, psikolojik yardım almalı hatta aile terapisi görmeli. Aile içindeki ilişkilerin ele alındığı bir tedavi metodu ya da kişinin içsel süreçlerinin, bilinç ve bilinçdışının çalışıldığı yöntem en uygunu.

Isabelle’in geçmişinde güzel görünmek ve zayıf kalmak için yemediğine dair bir ipucu yok. Yazdığı kitapta buna değinmiyor. Ancak günümüzde genç kızların çoğu, güzel ve seksi görünmek için aç kalmaya razı. ‘Ölüm diyetleri’ bunun en iyi örnekleri. Özellikle pazarlama teknikleri ve medya, bunu toplumun damarlarına şırıngalıyor. Güzellik kavramı, yüzyıllar geçtikçe bambaşka bir bakış açısına ve görünüme kavuşuyor. ‘Sıfır beden’ modeller, podyumdan inmiyor hatta hakimiyetini ilan ediyor. 38 bedenin şişman sayıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Kıvrımlar, balıketi kadınlar çoktan safdışı bırakıldı.

Peki Isabelle Caro aynı zamanda bir blumiya hastası mıydı? Hayır. Blumiyayı kendini kaybedercesine yemek yeme ve sonrasında suçluluk duygusuyla yediklerini kusma olarak tanımlayan uzmanlar, blumik kişilerin yediklerini içlerinde tutmadığını söylüyor. Anoreksik hastalarsa yemek yemeyi reddediyor, minimum düzeyde besleniyor.

Anne, beni öldürme!
Caro’nun ölümü şaşırtıcı değil aksine beklenen bir şeydi sanki. Onun fotoğraflarına bakmak, can çekişen bir bedene bakmak gibiydi. İçinde bir yerlerde sessiz bir ölüm çığlığı atan ama ‘kurtulamayan’... Bugün yaşamıyorsa, o incecik bedeni bile ona ağır geldiği için. Bugün yaşamıyorsa, diğer çocuklar gibi oynayamadığı için... Bugün yaşamıyorsa aynaya baktığında sevebileceği bir kadın göremediği için. Yaşamıyorsa annesinin altında can çekiştiği için...

Peki siz ipin hangi ucundasınız? Anneniz, kızınız, kadınlığınız... Nerede duruyorsunuz?

Yorum Yapın!