Siyaset biliminden güncel sanata uzayan yol - womenist.net 

Siyaset biliminden güncel sanata uzayan yol

Selin Söl, çağdaş sanat ortamında başarılı işlere imza atan dinamik bir galerici.

None Cihangir’de kurduğu Daire Sanat’ı, son zamanlarda sanatın yeni merkezi olarak anılan Tophane’ye iki ay önce taşıyan Selin Söl ile galericilik serüveni ve güncel sanat ortamı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Genç bir galeri Daire. Ne zaman kuruldu?
Daire Sanat 2008’de kuruldu. Ama tabii kurulmadan önce, uzunca bir ön çalışma ve araştırma dönemi de oldu. Sonuçta bir galerinin açılabilmesi için önce bir çizgi ve sanatçı portfolyosu oluşturması gerekir. Bu tabii zamanla ve deneyimle de gelişen bir süreç haline geliyor.

Daire hayata geçmeden önce neler yapıyordun?
Daire’den önce siyaset bilimi dalında doktora yapıyordum. Ondan önce ise bir dergide editor olarak çalışmıştım.  Sanat ise merak duyup takip ettiğim bir ilgi alanıydı. Nereden nereye diyeceksiniz tabii ama galeriyi kurana kadar üstlendiğim her görevin bu noktaya varmamda bir faydası oldu diyebilirim.

Galericiliğe adım atma kararını nasıl verdin?
Doktora tezim Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları üzerineydi. Bu konuda araştırma yaparken birkaç sivil toplum kuruluşunda gönüllü olarak, Avrupa Komisyonu’na proje başvurularında çalıştım. Bu aşamada kazandığım deneyim aslında galeriyi kurma yolunu açtı. Şöyle ki, bu Avrupa fonlarına başvuruda belirgin bir mantığın ön planda olduğunu farkettim. Hazırlayacağınız projenin bir amaca yönelik ve sürdürülebilir olması gerekiyordu. Ben de akademik bir kariyer yapmayacağıma zaten karar vermiş biri olarak, neden esas ilgilendiğim ve keyif aldığım alanda, yani sanat alanında, bu tür bir projeye teşebbüs etmediğimi sorgulamaya başladım. Maalesef kendisi çizmeyi, resmetmeyi hiç beceremeyen biri olarak sanata duyduğum hayranlık da beni güncel sanata bir çeşit katkı verebilmek gayesinde bir oluşum başlatmaya teşvik etti.

None Hayal ettiklerinle, gerçek sanat hayatı örtüştü mü? Daha açık bir ifadeyle sanat dünyasında neler umuyordun, nelerle karşılaştın?
Zaman içinde bakış açım tabii ki bir nebze değişti. Mesela ilk başlarda kişisel anlamda  kar amacı gütmeden başladığım halde, zaman içinde bir yol ayrımında buldum kendimi. Ya ticari bir galeri olarak devam edecektim, ya da sadece sergileme yapan bir mekan olarak kalacaktı Daire. Halbuki, bir sanatçının işlerinin değerlenmesi, aslında sanatsal anlamda takdir edilmesinin bir göstergesi olarak satın alınması vasıtasıyla gerçekleşiyor.  Yani galeri aslında sadece sergileme ve satış mekanı değil benim için. Aynı zamanda inandığım sanatçıları destekleme ve kariyerlerini yönlendirmede faydalı olabileceğim bir çatı. Burada sergileme dışında yapılan iş aslında sanatçı menejerliğidir.

Cihangir’deki mekanını kısa bir süre önce kapatıp Tophane’ye taşıdın. Bu değişikliğin üzerinizde ne gibi etkileri oldu?
En önemli etkisi, Galatasaray’dan başlayıp İstanbul Modern’e uzanan rota üzerindeki sanat mekanlarının yoğunlaştığı bir bölgede yer alarak, hem ziyaretçi sayımızın artması, hem de benzer çizgideki diğer güncel sanat mekanlarıyla yakın temas içinde olabilme olanağı. Cihangir’deki galerimiz, apartman dairesinde bulunması ve yeme içme mekanlarının çoğunlukta bulunduğu bir bölgede olması nedeniyle  özellikle keşfedilmesi gereken biraz gözden kaçan bir konumdaydı. Tophane’nin ise diğer sanat metropollerinde olduğu gibi, sanat alanlarının yoğunlaştığı bir bölge haline gelmekte olduğunu görmekteyiz.

Biraz da Daire sanatın genel çizgisinden bahseder misin?
Bizim çizgimizi güncel sanatın akışı belirliyor. Ben bunun iyi bir takipçisi olduğumu düşünüyorum ve dolayısyla sergi seçimlerimize de bu yansıyor. İzleyiciyi farklı yaklaşımlarla  şaşırtmayı da seviyorum açıkçası. Daha önce görülmemiş, ya da bazen alışılagelmemiş teknikler barındıran  sergiler gerçekleştirerek izleyiciyi de bu güncelliğe ayak uydurmaya zorlayan bir tavrım olduğunu düşünüyorum. Şu an galeride yer alan Lebriz Rona’nın ‘Taşınan Ev”sergisi mesela tamamen mekan algısıyla oynayan bir yapıda ve hatta bu  da serginin önemli bir parçası olarak izleyiciyle etkileşimde.  Mart ayında sunacağımız Gül Ilgaz’ın kişisel sergisi ‘Hava Kararmadan…’ın da farklı bir şekilde ama yine mekanı da işin işine katarak serginin bir parçası haline getiren bir yerleşimi olacak.

Bir galerici olarak Türkiye çağdaş sanat ortamını değerlendirmeni istesem neler söylersin?
Hımm, zor soru! Bir kere çeşitlilikten bahsetmek lazım. Beyoğlu ve Nişantaşı çevresinde çok sayıda galeri olmasına karşın aslında oturmuş bir çizgisi ve uluslararası bir bakış açısı olan galeri sayısı herhalde yirmiyi geçmez. Fakat bunlar da gerçekten iyi çalışmalar çıkaran gayretli galeriler. Son dönemde sanata karşı ilginin arttığı ise aşikar. Bu açıdan da aslında yeni koleksiyon kurmaya başlayan sanatseverlere önemli bir görev düşüyor. Seçimlerini yaparken araştırmacı olmak ve tabii ki aldıkları eserin aslında o sanatçının sanatını idame etmesine yaraması gibi bir işlevi olduğunu hatırlamak. Yani koleksiyonerliğin aslında sorumluluk ve zaman isteyen hiç de o kadar kolay bir meşgale olmadığı düşüncesindeyim.

Dünyanın En Pahalı Kedileri!

Evde beslenen en popüler hayvanlardan biri olan kedilerin en pahalı türlerini sizler için derledik!

Dünyanın En Pahalı Kedileri!

Norwegian Forest

Soyları Vikinglere dayanan bu kediler soğuk iklim şartlarına adeptedirler. Eğer bu kediden edinmek istiyorsanız dikkat etmeniz gereken tek ...

Dünyanın En Pahalı Kedileri! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!