Japonya’ya yaptığım bir haftalık seyahatin izleri - womenist.net 

Japonya’ya yaptığım bir haftalık seyahatin izleri

Depremden önce benim yaşadığım ‘tadımlık’ bir Japonya portresi yazdıklarım. Şimdi çehresi değişti ülkenin; şaşkın, hüzünlü ve yitik. Ama ben Japonya’yı böyle hatırlayacağım; mutlu, heyecanlı ve yeni.

None Japonya, nereden başlanacağını bilmek zor… Işıklı tabelalar, harajuku kızları, sonsuz selamlamalar ve taptaze deniz ürünleri (yemeye başladığınızda hala canlı olabilirler). Japonya kesinlikle dünyanın en olağanüstü (kelimenin her anlamıyla) yerlerinden biri: kültürü, yemekleri, dili, mimarisi, içinde modern dönüşler de olan geleneklerin eklektik derlemesi ve daha neler neler. Dünyanın en pahalı şehirlerinden biri olmasına rağmen ödeyeceğiniz her kuruş sizi üst düzey bir mutfakla buluşturabilir (tipik bir turist için “Mon Cher Ton Ton” ve “Gonpachi”) ve karışık fakat sıkı bağları olan Japon kültürüne tam (kesinlikle içten) bir geçiş yapabilirsiniz. Teknolojik buluşlara tanıklık etmeyi hayal ederken ki bu benim tek hayal kırıklığım oldu, bu seyahat esnasında attığım her adımda ağzım açık kaldı.

Tokyo: Uçucu ve büyüleyici
Tokyo, Paris-New York ve İstanbul kelimelerinin birleşiminden oluşan bir sözlük anlamına sahip olmalı. Dünyanın diğer önde gelen şehirlerinin etkisini ve birbirlerine benzerlikleri fark edebilirsiniz. Taksim’in arka sokaklarını hatırlatan elektronik eşya mahallesi Akihabara veya 5th Avenue’ye benzeyen en önemli cazip alışveriş bölgesi Ginza Dori gibi. Ayrıca, Tokyo ve Kyoto boyunca kesinlikle yadsınmayacak bir Fransız etkisi görülüyor. Çoğu köşe başındaki pastanelerden ve Chanel, Vanessa Bruno, Louis Vuitton veya Lucien Pellat Finnet (her zaman favorim olmuştur) gibi önde gelen Fransız markalarının varlığından Fransız hayranlığı (her şeyde) göze çarpıyor. Comme des Garcons, Yohji Yamamoto, Miyake Issei, Takado Kenzo ve diğerleri gibi yurt dışında bulunması gittikçe zorlaşan, sade ve saf Japon markalarından alışveriş yapmanızı öneririm. Bu markaların hepsini Ginza ve Ometasando’daki mağazalarda da bulabilirsiniz.

Bu yazı Japonya’da Cuma günü yaşanan depremde hayatını kaybeden insanlara adanmıştır.

None Tokyo’daki yüksek fiyatlar nedeniyle metro kullanmak ya da yürümek (taksi tarifesi en az 30 dolar) en iyi ulaşım araçları. Kesinlikle gördüğüm en pratik, teknolojik ve gelişmiş metro sistemini kullanırken elimdeki İngilizce metro el kitabı Tokyo’da hayatımı kurtardı diyebilirim, çünkü tüm metro durakları sadece Japonca olarak işaretlenmiş. Seyahatin ilk günlerinde kimsenin İngilizce konuşmuyor olması faktörü, mağaza ve restoranlarda (Mc Donald’s dâhil) İngilizce işaret ve yönlendirmelerin hemen hemen hiç olmaması, bu göz alıcı şehirde bir turist haritası ve el kitabı ile gezmeyi daha cazip kıldı. Bu muhteşem şehri tasvir etme girişiminde bulunursam,  Shibuya ve Shinjuku gibi metro istasyonları bile görülmeye değer yerler diyebilirim. Şehrin koşuşturmacasına bu istasyonlarda şahit olabilirsiniz; sayısız insanı buluşturan bir kavşak noktası, Shibuya (Tokyo’nun Times Square’i gibi), hemen hemen herkes tarafından bilinmeyen bir manzaraya sahip.  Shibuya’da aşk otellerinden çarşı ve pasajlara (erkeklerin iş çıkışı gittiği yerler) ve birçok ‘sex shop’ dükkanlarına (kültürün maskeli yüzü)  kadar her şeyi bulabilirsiniz. Ek olarak, Tokyo’daki en iyi oteller arasında (Four seasons, Hyatt, Conrad oteller zinciri gibi olmayan) Cerulean Tower Tokyo ‘yu gösterebiliriz. Bu otel cazibeyi, gökdelenleri, elverişli ve iyi bir hizmet anlayışını birleştiren bir otel!

El kitabı ve concierge hizmetinin de (İngilizce konuşan) yardımıyla dünyanın en iyi yemekleri kesinlikle Tokyo’da bulunabilir. Dünyaca ünlü Tsujuki balık pazarındaki Sushi Dai’de sabahın 6’sında yediğim, ömrümdeki en iyi sushi dışında, Mon Cher Ton Ton ve Kyoto’daki ünlü Kikunoi Roan’da, lezzeti ile ünlü Kobe eti ve taze Wasabi-ızgara tunalardan da yeme şansı buldum. Şunu da belirtmeliyim ki yediğimiz yemeklerin kaliteleri açısından da oldukça şanslıydık çünkü Japonlar menülerinin  ‘sadece’ Japonca olmasını yemeklerin fotoğraflarını restoran dışında sergiliyerek geçiştirmeye çalışıyor. Bence bu oldukça itici. Bu itici görüntüleri görmezden gelerek ve güvenilir bir rehber kitap yardımıyla seyahat esnasında nerelerde yemek yenileceğinin önceden planlanması gerekiyor.

None Kyoto: Büyüleyici tapınaklar
Kyoto: Japonya keşfimin ikinci bölümü. Başkent kadar üst düzey bir şehir olmasa da şüphesiz ki ‘Memoirs of a Geisha’ da ( Bir Geyşanın Anıları ) okuduğunuz gerçek geleneksel Japon kültüründen örnekleri görebileceğiniz bir yer, Kyoto. Gion’un geleneksel şehir merkezine indiğiniz andan itibaren ryokanları (geleneksel Japon evleri) ve geyşa evlerini görmeye başlıyorsunuz. Kyoto, turistik faaliyetlerin daha fazla olduğu bir şehir. Sayısız, muhteşem Budist ya da Şinto mabetleri ve tapınakları ile, bir turist kesinlikle din, yemek ve tabular ile ilgili birçok şey öğrenebilir burada. Meşhur ‘Altın Tapınak’ ve ‘Zen Bahçesi’ karşısında açıkçası ağzım açık kaldı. ‘Altın Tapınak’’ın içindeki altınların karmaşıklığından Zen Bahçesi’ndeki 15 kayanın basitliğine, anladım ki Japonya beni büyülemeye ve bana sürprizler sunmaya devam edecek. Kyoto, yürüyerek gezilebilecek bir şehir.  Bu yüzden ilkbahar/yaz döneminde ziyaret etmek, o ünlü kiraz çiçeği ağaçlarını, tapınak ve kalelerin karmaşık mimarilerine şahitlik etmek daha avantajlı olacaktır.

Turist yanım Kyoto’da yorgun düşünce, aynı zamanda aç olan yemek gurusu tarafım tekrardan şaha kalktı. Yine İngilizce concierge hizmeti ve rehber kitabı yardımıyla 12 küçük posiyondan oluşan, hepimizin bildiği batılılaşmış Japon yemekleri gibi olmayan, kendine özgü ve geleneksel bir Japon mutfağı örneği olan ‘Kyoto yemekleri’ en iyi restoranlarda bulunabilir. Kikunoi Roan ve Fuyacho Sanjo gibi, ayakkabılarınızı çıkarıp yere oturarak yenen ve ‘bar cooked’  yemekler, Japon deneyimimi pekiştirdi. Ağzı sulandıran Miso çorbasından burnunuzu yakan Wasabi’ye ve taptaze balıklara, dünyanın başka bir yerinde deniz ürünleri yemekten vazgeçebilirsiniz. Ve Kyoto’da geçen güzel bir günün ardından modern ve geleneksel mimarinin birleşimi 13 oda da hissedebileceğiniz  ‘‘Screen Hotel’’ de kalmanızı öneririm. Marutamachi-bashi bölgesindeki otel, Kyoto Imperial Park’tan yürüme mesafesinde ve Gion’a da yine 15 dakika yürüme mesafesi kadar uzak.

None Sonuç olarak, şunu kesinlikle söyleyebilirim ki Japonya gezisini ömrümün sonuna kadar unutmayacağım. Bu izole ve güzel topraklarda tanıklık etme şansı bulduğum her şey beni sonsuza dek etkilemeye devam edecek. Keşfetmeyi, öğrenmeyi ( yemeyi, alışveriş yapmayı ) seven herkese tavsiye edebileceğim bir yer.

"Japonya, sizlere farklı bir gezegene yaptığınız bir gezideki kadar yenilik sunar."
Isabella Bishop


Görülmeye Değer San Sebastian Gitmeye Ne Dersiniz?

İspanya'nın en popüler yaz destinasyonlarının başında gelen San Sebastian; tarihi, doğası ve kültürüyle herkesi büyülemesinin yanı sıra bol Michelin yıldızlı bir şehir olmasıyla da tüm dünyadan gurmelerin ilgisini çekmeyi başarıyor. ..

None

Yemek cenneti olarak bilinen kent, dünyanın en iyi lezzetlerini sunduğu söylenen Bask mutfağının da ana merkezi.

Guipuzcoa bölgesinin başkenti olan San ...

Görülmeye Değer San Sebastian Gitmeye Ne Dersiniz? Devamını Oku >>

Yorum Yapın!