Nisan ayı kitap dolu! - womenist.net 

Nisan ayı kitap dolu!

Nisan ayı her zevke uygun kitaplarla dopdolu. Kitapseverler bu ay da okumanın keyfine doyasıya varacaklar.

None Pakize
Servet-i Fünûn dönemi gazeteci-yazarlarından Süleyman Tevfik tarafından kaleme alman Pakize, Osmanlı'nın son dönemlerinde yaşamış bir kadının hayat mücadelesini anlatıyor. Pakize, çok iyi şartlarda yetişmiş, iyi bir eğitim almış, güzel, zarif, iyi huylu ve temiz kalpli bir genç kızdır. Evlendikten sonra kocası, komşularının kızına âşık olmuş ve karısından ayrılmaya karar vermiştir. Gururlu bir kadın olan Pakize, yanına hiçbir şey almayarak evini ve varlıklı hayatını terk eder. Pakize'nin, küçük kızı Nerime ile birlikte hayata tutunma çabasının temsilidir bu roman.

None Bağımlılık-Sanal veya Gerçek
Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Uzman Dr. Serdar Nurmedov’dan çağımızın en mühim problemlerinden biri olan bağımlılık konusunda en yeni bilimsel gelişmeler ışığında hazırlanmış bir kitap. Bağımlılığı “tedavisi olan bir beyin hastalığı” olarak niteleyen Tarhan, konuyu sebepleri, koruyucu faktörleri ve her geçen gün gelişen tedavi yöntemleriyle etraflı bir biçimde inceliyor. Nurmedov’un katkısıyla sadece alkol ve madde bağımlılığı değil, gerçek veya sanal her türden bağımlılığın gelişim seyri ve tedavi aşaması detaylı olarak ele alınıyor. Kitabın sonuna eklenen anket ve ölçekler okuyucunun ‘bağımlılık’la kendisi arasındaki mesafe konusunda içgörü kazanmasını sağlıyor. Bugün neredeyse hepimizin hayatının bir parçası haline gelen bilgisayar oyunları ve sanal paylaşım sitelerinin yanı sıra alışveriş, istifleme çılgınlığı ve kumar bağımlılığı da kitabın esaslı uyarılarda bulunduğu konular arasında yer alıyor.

None Sardinya Efsaneleri
Can Yayınları’nın GotikRomantik dizisi, türün en başarılı örneklerini sunmaya devam ediyor. Dizinin yeni kitabı Sardinya Efsaneleri, İtalyan natüralist akımının öncü yazarı Grazia Deledda’nın anlatımıyla baştan yaratılan ürkütücü halk öykülerini okurlarla buluşturuyor. Sardinya Efsaneleri, adından da anlaşılacağı gibi, bir derleme. Sardinya’nın geçit vermez dağları arasında yaşayan halkın aktardığı korkunç öyküleri derlemiş Grazia Deledda. Bu öyküler, yaşamları türlü korku ve hurafelerle dolu yoksul halkın geniş hayal gücüyle beslenen tekinsiz, tehlikelerle dolu dünyaları anlatıyor. Her biri birbirinden uğursuz bu on üç öykü, Sardinya topraklarında gömülü eşsiz hazinelere açılıyor. Ne var ki toprak, hazinelerin yatağı da olsa, yeraltı dünyasında onları bekleyen başkaları da var: İblisler, cüceler, cinler, büyücüler... Adanın acımasız coğrafyasıyla büyüleyici gotik atmosferi birleştiren Sardinya Efsaneleri, zamanın çok ötesinde bir macera sunuyor. Kitap, 1926 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Grazia Deledda'nın, doğup büyüdüğü coğrafyanın gizemli öykülerine kapı aralıyor…

None Bir Beyoğlu Düşü-Berlin’de Sanrı-Kanallar
Demir Özlü’nün üç anlatısı Bir Beyoğlu Düşü (1985), Berlin’de Sanrı (1987) ve Kanallar (1991) YKY’de tek ciltte toplandı. Öykü ve romanlarıyla tanıdığımız 1950 Kuşağı’nın önde gelen yazarlarından Demir Özlü, 1980’lerde yazdığı bu novellalarla (romanlarla) kendi anlatı dünyasının yetkin örneklerini vermişti. Gençliğin bunaltılı erotizmiyle dolu Beyoğlu, Kleist’ın izinde Wannsee’de yaşanan şiddetli aşk, Kierkegaard’a yaslı yaşam-ölüm, aşk-cinsellik sorunlarının deşildiği Amsterdam… Özlü, anlatılarında düşlerin izini sürerken bir yandan da melankolik desenler kullanıyor. Üç anlatı bir arada okunduğunda birbirine sıkı sıkıya bağlı oldukları, ortak bir duyguları besledikleri görülüyor.

None Şarkını Söylediğin Zaman
"Bende anlayamadığın nedir biliyor musun?" "Neymiş?" "Nazım'ın dediği gibi: 'Ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum. Kendi şarkımı.' Ama yapamam biliyorum, çünkü o şarkı içimde kuruyup kaldı. Beni öldüren bu işte. Şarkılar bitmez, yeni şarkılar filizlenip doğar her zaman..." Bu roman, Deniz ile Cihan'ın hüzünlü şarkısını anlatıyor. 70'li yılların sonunda Ankara'da, üniversitede tanışan Deniz ile Cihan'ı ortak tutkuları olan müzik bir araya getirir. Deniz, Ankaralı bir ailenin isyankar kızı, Cihan taşradan gelmiş bir genç adamdır. 12 Eylül öncesinin en karanlık günlerinde yolları kesişen bu iki genç arasındaki ilişki birini tutkulu bir aşka götürürken, diğeri devrimci düşlerinin rüzgarına kapılır. Yaşanmamış bir aşkın izdüşümü, aradan otuz yıl geçtikten sonra farklı bir boyutta, ama aynı tutkuyla iki insana yansır: Biri artık orta yaşını sürmekte olan Cihan, diğeriyse ona hem yabancı hem de son derece tanıdık olan bir kadındır. İnci Aral, arka planında değişen bir ülke, insanlar, gençlik ve siyaset olan, bambaşka bir aşkın izini sürüyor. Umudun, arzunun, hüznün, şarkılarla canlanan iklimini bir kez daha, derinlik ve ustalıkla anlatıyor. İnci Aral, “Şarkını Söylediğin Zaman”la Türk romanını zirveye taşıyor. Okuyanın aklından yıllarca çıkmayacak bir ezgi dinletiyor.

None Bayılmışım... Kendime Geldiğimde 40 Yaşındaydım
İnsan 40’ında kırkayak oluyor, neresinden kesilirse kesilsin yürümeye devam ediyor... Kitap dünyası uzun zamandır bu denli ilgi gören bir diziyle karşılaşmadı: Dizüstü Edebiyat... Kimileri yeniden kitap okumaya başladı. Her çıkan kitap olay oldu, konuşuldu. Pucca ile başlayan, samihazinses, Onur Gökşen ve pinkfreud’la devam eden bu sahici yazarlara bir yenisi eklendi. Bu kez rotamızı gençliğin cıvıltısından, orta yaşın olgunluğuna çeviriyoruz. Zeki ve sivri dilli bir üslubun altındaki hüznünü gizlemeyecek kadar cesur olan Şebnem Aybar, binlerce kadının dünyasına sözcülük yapıyor. “İtiraf ediyorum; Tanrı akıl dağıtırken, ben masanın altında, kaybettiğim terliğimin tekini arıyordum. Belki de bayılmıştım. Kendime geldiğimde kırk yaşındaydım” diyerek başladığı bu yolda bizi hayatlarımızın trajikomik bir dönemine taşıyor. “Herkesin gözünü kamaştıran, üzerime giydiğim özgüvenimin altında bir sır sakladığımı, önce kendime sonra herkese itiraf etmek istiyorum... Ararsan buluyorsun, kurcalarsan bozuyorsun, deşersen eline illaki batıyor bir iğne; kazarsan çıkıyor, örtersen görünmüyor, duyarsan irkiliyorsun, tutarsan hissediyorsun, kaybedersen üzülüyor, bulunca seviniyorsun... Çıkarsan görebiliyor, inersen duyamıyorsun; yağarsan ıslatıyor, yağmadığında kurutuyorsun; beklersen üşüyor, yürürsen ısınıyorsun; seversen semiriyor, sevmediğinde soluyorsun; açıksan herkes sana geliyor, kapalıysan kapından dönüp gidiyor; verince büyüyor, alınca borçlanıyorsun; gülersen kırışıyor, ağlarsan ayıplanıyorsun... ”

None Serenad
Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran’ın (36) ABD’den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner’i (87) karşılamasıyla başlar. 1930’lu yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile’ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir. Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor. Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli’nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz dengesi. “Bir kız çocuğunun büyümesi ne zaman biter acaba? İlk âdet gördüğünde mi, 18 yaşını doldurunca mı, evlenince mi, saçına ilk ak düşünce mi? Bence hiçbiri değil. Bir kız çocuğu büyümez, kaç yaşına gelirse gelsin asla büyümüş gibi hissetmez kendini. Son nefesini içi arzularla, heyecanlarla dolu bir kız olarak verir. Ama değişim yaşar. Hayat o kızı sürekli değiştirir ve bu değişimlerin hiç şaşmayan bir aktörü vardır: Bir erkek. Geriye bakınca Ahmet’in bile beni olgunlaştırmış olduğunu anlıyorum, Tarık’ın etkisi daha az bile olsa onun da faydası oldu ama kişiliğimdeki en büyük değişimi yaşlı bir erkeğe borçluyum. Aramızda ne aşk, ne cinsellik, ne aynı ülkeyi, aynı dili paylaşma durumu bulunan, kısa bir süre tanıdığım bir erkek.

None İz
Yakın çevremizde benzerlerini görebileceğimiz gerçeklikte bir baba-kız öyküsü... Babasına hayran Verda, hatta âşık. Biricik kahramanım diyor onun için. Ne var ki, yıllar önce annesiyle babasının boşanmasından sonra ayrı düşmüşler birbirlerine. Çatışmışlar, çelişmişler ama sevgileri içten içe hep sürmüş. Kariyerinde zirveye ulaşmış ünlü avukat Vedat Karacan'ın intiharıyla başlıyor öykü. Bu beklenmedik ölümün ardında yatan gizi çözmek Verda'ya düşmektedir. Geriye dönüp baktığında yüzleştiği keşke'leriyle, pişmanlıklarıyla ve içini kavuran devasa bir özlemle sürecektir babasının izini... Minicik çocuk ellerimi avucunun içine hapsettiğinde, yüreğim yüreğinde eriyordu babacığım. Parmaklarım büyüdü diye mi tutmuyorsun artık ellerimi? Keşke hep küçük kalsalardı... Ne oldu da ayrıldı ellerimiz baba? Hiçbir zaman soramadım bunu sana. Sormak istediğimde fırsat olmadı, fırsat olduğunda cesaretim... Soluk soluğa okuyacağınız, farklı bir Canan Tan romanı...

None Gözlemler
İskoçya, 1863. Glasgow'daki pek de günahsız olmayan geçmişinden kaçma niyetiyle Edinburgh'un dışındaki büyük bir evde hizmetçi olarak işe başlayan Bessy Buckley, Gözlemler'in iri gözlü İrlandalı kahramanıdır ve güzel Arabella için çalışır. Yeni işvereninin ilgisini çeken Bessy, onun zamanla artan tuhaf istekleri ve Bessy'nin özel düşüncelerini bir günlüğe yazması için ettiği ısrar karşısında şaşkına döner. Bununla birlikte, Arabella’nın gizemli bir şekilde ölen önceki hizmetçi Nora'ya olan saplantılı düşkünlüğü de dâhil olmak üzere birkaç tane sırrı vardır.
Bir gün Bessy'nin oynadığı çocukça oyun çok ağır sonuçlara yol açar ve Bessy'nin değer verdiği her şeye zarar verir. Delilik, hayaletler ve yalanlar üçgenine sıkışmış bir halde, kendini Arabella'ya adar. Fakat Nora'ya olanlardan aslında kim sorumludur? Kurtulmaya çabaladığı geçmişi onu yakalamakla ve her şeyi daha da güçleştirmekle tehdit ederken Bessy şansının pek de yaver gitmediğini fark etmeye başlar.
Gözlemler, bir kadının zorluklarla dolu geçmişinden daha bunaltıcı bir geleceğe yolculuğunun merak uyandıran, harikulade orijinal hikâyesi. Sır ve şüphenin, saklı kalmış hikâyeler ve gizemli yok oluşların bu güçlü öyküsü önce ilgi uyandırıp heyecanlandırıyor, sonra da sevginin, sadakatin ve dostluğun iyileştirici gücünü gösteriyor. Gözlemler Jane Harris'i edebiyat dünyasının yeni ve belirgin bir figürü haline getirecek.

Dünyanın En Pahalı Kedileri!

Evde beslenen en popüler hayvanlardan biri olan kedilerin en pahalı türlerini sizler için derledik!

Dünyanın En Pahalı Kedileri!

Norwegian Forest

Soyları Vikinglere dayanan bu kediler soğuk iklim şartlarına adeptedirler. Eğer bu kediden edinmek istiyorsanız dikkat etmeniz gereken tek ...

Dünyanın En Pahalı Kedileri! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!