Bazı insanlar baharı gerçekten içlerinde yaşarlar. Ben de onlardan biriyimdir. Çocukluğumdan beri her bahar tüm duygularım, vücudum sanki koskoca bir kış uykusundan uyanır. Pırıl pırıl parıldayan güneş insanı yaşam ve eğlenme coşkusu ile doldurur. Okul senelerinde bahar aylarında aylık karnem tam bir spor toto listesine dönerdi. Ve ben her bahar aşık olurdum.
Galiba küresel ısınma burada da kendini gösteriyor. Sanırım sıcak gecen kışın etkisi, pırıldayan güneş ve belki de ilerleyen yaşlar baharı bana artık bahar gelmeden de hissettirmeye başlıyor… Aynı Candan Erçetin’in şarkısında olduğu gibi;
Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum,
Yoksa ben böyle olduğumda mı gelir bahar
Ayrıca bunun seninle ne ilgisi var?
Tabii ben böyle olduğum için bahar…
Tüm şairler de bahardan etkilenmemiş midir? Orhan Veli baharı mısralarında “beni bu güzel havalar mahvetti, böyle bir havada aşık oldum” derken, Can Dündar;
“Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin,
afrodizyakların en etkilisi,
sevdanın suç ortağısın.
Yapma bunu bana!
Bahar, yalvarırım çek git işine!” diye anlatmış duygularını…
Peki, gerçekten aşk ve baharın bu kadar yakın bir ilişkisi var mı? Doğa baharda her şeyi yenilediği gibi insanın duygularını da sanki yeniliyor. Her şeye yeniden başlamak istiyorsunuz.. Geçmişi geride bırakıp bu bahar tertemiz bir sayfada yepyeni bir aşka, yepyeni duygulara, heyecanlara yelken açmak istiyorsunuz. Ancak bu ne kadar mümkün? Hele evli barklı iseniz? Sorumluluklar buna ne kadar olanak sağlayabilir? Acaba bizi kaçamaklara iten de baharın etkisi mi?
Bahar aylarında aldatma oranı oldukça yükseliyormuş. Sizce bunda bahar ayını suçlamak ne kadar adilce? Her sorunda bir suçlu aramaz mıyız? İşte bu sefer de bahar aylarındaki aldatmaların suçlusu güzel havalar. Bizi bu güzel havalar mahvetmeden bence aklımızı başımıza toplayalım!