Yemekle kavgayı sonlandırmak - womenist.net 

Yemekle kavgayı sonlandırmak

Her ne kadar, insanoğlu acıktığında yemek yer, doyduğunda yemek yemeyi bırakır gibi düşünülse de, birçok insan için durum bundan biraz farklıdır.

None “Yemek ile Kavga” en genel anlamda yenilen şeyin ne olduğu, ne sıklıkta, ne zaman yendiği ve ne kadar yendiği ile ilgili olarak kişilerin yeme ve yememe arasında gidip gelmeleri ile ilgili olarak bir savaş vermesi anlamına gelmektedir. Diyet yapan ya da kilo vermek isteyen hemen herkesin yiyeceklerle, yemek yemekle, dozu kişiden kişiye değişmekle birlikte bir kavga içerisinde olduğunu görürüz.

Yemekle kavga, doğrudan yeme miktarı, sıklığı, zamanı vs. ile ilgili olabileceği gibi, “yasak yiyecekler” adı altında, genellikle kalori miktarı yüksek yiyeceklerin türü ile de ilgili olabilir. Bir örnek verecek olursak; çok yemek istediğiniz halde çikolata yemekle ilgili bir kavga veriyorsunuz. Bir tarafınız çikolatanın cazibesine ve yerkenki duyacağınız hazza odaklanıyor, diğer tarafınız “yasak yiyecek” olarak görülen çikolatanın kalori miktarına. Veya akşam yemeği yediniz ama hala bir şeyler yemek istiyorsunuz. Bir tarafınız giderek büyüyen ve belki de istek halinden çıkıp “yoğun ihtiyaç ve açlık” hissine dönüşen bir dürtü ile bir şeyler yemek istiyor, diğer yanınız kısa bir süre önce yemek yediğinizi hatırlatıp kara listenizdeki yiyeceklerden uzak durmanızı söylüyor. İşte, zaman zaman çok yoğun yaşanan bu git-gel, yemekle kavgaya zemin hazırlayan temel çatışmayı oluşturur ve bu da bir süre sonra kırılması zor bir döngü haline gelir.

None Birçoğumuz, yemeğin miktarını kontrol etmekte zorlanır, kilo vermek için çeşitli yöntemlere başvurur, fakat verdiğimiz kiloyu korumakta güçlük çektiğimiz bir döngünün içine gireriz. Neden mi?

Yemek yeme, kilo alma-verme ve kilo kontrolü, pek çok değişkenin etki ettiği karmaşık bir işleyişe sahip süreçlerdir. Kilo vermenin kendisi fizyolojik bir durum olsa da, süreç açısından değerlendirildiğinde psikolojik faktörlerin önemi yadsınamaz. Sonuç olarak kilo verme ve kiloyu kontrol etme, hatta açlık ve tokluk hissi ve yemek yeme süreçleri fizyolojik ve psikolojik olmak üzere iki bileşenden oluşmaktadır. Ancak maalesef yaygın kilo kontrol yaklaşımları sürecin sadece fizyolojik yönüne odaklanmakta ve bu süreci kilo alma-verme ekseninde ele almaktadır. Halbuki gerçekte, bu mesele bir kilo alma-verme meselesinden çok, en temelde yemekle kurulan ilişkiden başlayarak işlevsel olmayan duygu, düşünce ve davranışların yarattığı bir kısır döngü ile ilgilidir. Kilo alma-verme ise bu döngünün sadece değişen sonuçlarıdır. Peki bu döngüye nasıl gireriz?

Yemek yemek bir davranıştır, herkes bu davranışa odaklanır ve burada değişim yapmaya çalışır. Hâlbuki yemek yemek bir sonuç değil, bir süreçtir. Yani zincirin bir halkasıdır. Her davranışta olduğu gibi yeme davranışına da zemin hazırlayan ve eşlik eden duygu ve düşünceler vardır. Psikolojik faktörler en genel anlamıyla yemekle kurulan ilişkiden başlayarak, kilo kontrolüne kadar giden süreçteki tüm duygu, düşünce ve davranışların bir bileşkesi olarak tanımlanabilir. Bu psikolojik faktörlerin, özellikle kilo verme ve kilo kontrol süreçlerinde en belirgin biçimde kendini hissettirdiği zamanlar ise, yemekle kavganın arttığı ve paralel bir şekilde açlık krizlerinin sık sık tetiklendiği zamanlardır.

None Yemekle kavgası olan kişiler, söz konusu yiyeceği yeseler de, yemeseler de aslında kavgayı kaybetmiş olurlar. Unutmayalım, bu savaşta kazanan taraf yok. Neden mi? Diyelim ki, kendinizi tuttunuz ve yemeyi çok istediğiniz halde çikolata yemediniz. Yani yeme isteğinizi kendinizle büyük bir savaş vererek bastırdınız, ya sonra? Büyük bir ihtimalle bastırdığınız bu arzu giderek büyüyecek, basit bir çikolata yeme isteği doyurulmadığı için açlık artacak ve eninde sonunda kendinizi kontrolünüzün dışında çikolata yerken bulacaksınız. Bu durumun aşağıda sıkça geçen pek çok olumsuz duygu, düşünce ve inançlarla birleşerek diyeti bırakmaya, hatta diğer uçta aşırı yemeye kadar giden bir süreci tetikleyebileceği hiç de uzak bir ihtimal değildir.

Diğer yandan diyelim ki dayanamadınız, bir kaçamak yaptınız ve çikolatayı yediniz. Bu durum, “suçluluk”, “pişmanlık”, “kızgınlık” gibi duygular, ‘ben iradesizim’, ‘ben başarısızım’ gibi olumsuz düşünce ve inançlar ile diyeti sürdürmede ciddi motivasyon kaybı ya da doğrudan diyeti bırakma kararıyla sonlanacaktır. Dayanamayıp çikolatayı yiyen ama diyeti bırakmayan bazılarınız ise, belki de kendisini cezalandıracak ve bir sonraki öğünü atlama, çok az yeme, aç kalma ve\\veya aşırı egzersiz gibi telafi çabalarına girecektir. Yani basit bir çikolata yeme isteği ile başlayan süreç, bir kavgaya dönüşecek ve yenilse de yenilmese de kendini cezalandırma ile sonuçlanacaktır.

None Ayrıca yediğiniz yasaklar listesinin başını çeken çikolata, “kaçamak” damgası ve beraberinde bir sürü negatif duygu ve inancı getireceğinden, bir doyum hissi yaşanmayacak,  çikolataya duyulan arzu kısa bir zaman içinde geri gelecek veya daha da büyüyecektir. Tıpkı Adem’in “yasak elma”ya duyduğu arzu gibi.  Çikolata yeme isteğini zorla, savaşla bastırmak aslında çikolataya duyulan arzuyu arttırmak, “dayanılmaz bir açlık” haline getirmekten başka bir şey değildir.

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü
Yetişkin ve Aile Psikolojik Danışmanlık Merkezi
Uzm. Psikolog Emre Konuk

Hamilelikte yorgunlukla başa çıkmanın 6 yolu

Hamilelikte yorgunlukla nasıl başa çıkılır?

Hamilelikte yorgunlukla başa çıkmanın 6 yolu Devamını Oku >>

Yorum Yapın!