Aykut Oğut; 'Evrenden torpilim var!' - womenist.net 

Aykut Oğut; 'Evrenden torpilim var!'

Siz hiç evrenden torpili olan birini tanıma fırsatı yakaladınız mı? Yakalamadıysanız şu an yakalamış durumdasınız. “Evrenden torpilim var” kitabının yazarı Aykut Oğut'la sıcak bir söyleşi gerçekleştirdik. Böylece sizde torpilliler arasına katılıyorsunuz!

None Kimle konuşsak bu kitabı biliyor. Dile kolay 100 baskı! Kitabın kapağında 'İstemek olmanın yarısıdır.' yazıyor. İnanalım mı inanmayalım mı bilemedik. Aykut Oğut'a sorduk; 'Dipteyken nasıl bu kadar yükseldin diye.' İnsan hayatı kötü giderken de bazen 'Dur ya bi dakka ya!' diye bir silkinir. Öyle bir dönemim de oyunculuk derslerine başladım Los Angeles'da. Orada Dar Dixon diye hala çok sevdiğim biri ile tanıştım. Dar bana hep o zorluklara rağmen ne kadar pozitif olduğumu söylerdi.. Süreklide beni yaşam koçuyla ne kadar çok tanıştırmak istediğini söylüyordu. İçimden Amerikalıklara para gene fazla geldi diye düşündüm. 6 ay bu arkadaşım hadi hadi dedi. En sonunda dedim ki 'Lanet olsun sırf sen yakamdan düş diye ben bu adamla tanışacağım.'

Ardından Aykut Oğut'un hayatında ardı arkası kesilmeyen telefon görüşmeleri başlamış. Derken telefonla görüştüğü kişinin asistanı olmuş. Biraz masalsı geliyor tabii kulağa ilk başta. Sonuç itibariyle istemiş ve olmuş. Gerçekten evrenden torpili mi var bilinmez ama paylaşacak çok şeyi olduğu kesin. Üstelik bir müjde daha verelim. Aykut Oğut'un yeni kitabı da çıkmak üzere.

Söyleşimize en çok merak edilen soruyla başlayalım isterseniz, yeni kitabınız ne zaman çıkıyor?
Sanıyorum Nisan'ın 25'i gibi raflarda olacak...

İlk kitabınız 'Evrenden Torpilim Var' sizce niye bu kadar çok beğenildi ve hatta birçokları için başucu kitabı haline geldi?
Sanırım bunun birkaç sebebi var. Birincisi ben nasıl bir kitap okumayı seviyorum onu düşünerek yazdım her şeyden önce. Ben bir kitabı okuyup da sırf teoriyi duyduğum zaman hep içimden şu geliyor; 'Kardeşim salak değilim o kadarını biz de anladık.' Pozitif düşünün, bunu artık herkes biliyor. Benim yeğenim bile pozitif düşün diye dolaşıyor. Ama niye düşünemiyoruz. İkinci bir nokta benim okuduğum, takip ettiğim yazarlarda hep şu vardı. Tamam, çıkmışsın o güzel sahnede bize anlatıyorsun da… Sen nasıl buraya geldin! Hani bu bir güvensizlik değil ille de ama merak ediyorsun. Birinin araba park etmesine yardım ederken bile, gel gel derken sağa kır sola kır gibi yönlendirmeler yapılır.

Böylece dedim ki ben bunu okuyucuma yapmayacağım. Bir üçüncü de şuydu: Kitabını okuduğum bazı yazarlarla daha sonra tanışma fırsatım olduğunda; 'Ya bu adam kendi kitabını okumuş mu acaba?' diye sordum kendime. O zaman üçüncü esas maddede şu: Bu kitap %100 dürüst olacak. Duyduklarımı değil deneyimlediklerimi yazdım. Kitapta bir beşinci bölüm vardı. Ben onu yazdım. Bölüm bittiğinde ise bir şey beni rahatsız etti. Rahatsız eden şuydu. Beşinci bölüm kilo verme ile ilgiliydi. Tekniklerin işe yaradığını bildiğim için şöyle yapın böyle yapın demiştim. Ancak ben bunları uygularak kilo vermedim. O zaman 'Hayır!' dedim. Sadece bildiklerimi okuyucuya aktarmamalıyım bunun yerine doğrusu kendi kendime deneyimlediklerimi aktarmak. Böylece bu bölümü kitaba koymadım.

Ve tamamen akademik olma kaygısı taşımak ya da filozofik olmaya çalışmak yerine şunu düşündüm. Varlıklı, zengin biri isterse gider hocamın hocasından öğrenir bunu. Peki, bizim burada ki garson ne yapacak? Üniversitedeki adam ne yapacak? Kendime dedim ki Tamam ben öyle bir kitap yazayım ki okuduklarında kendilerini kötü hissetmesinler her şeyden önce. Sanıyorum bunların birleşiminden ortaya çıkan bir şey. Samimiyet, özgürce bir paylaşım.

None Peki, siz kuantum teorisini nasıl yorumluyorsunuz?
Benim sadece bildiğim, ben fizikçi değilim ama, bu bir bilim dalıdır. Büyük üniversitelerde büyük kürsüleri olan bir bilim dalıdır. Nacizane bildiğim şu: Artık maddenin içindeki enerjinin, aslında kendi kendine hareket etmediği, o enerji ile temasta olan kişinin istek ve doğrultusunda hareket ettiği ispatlanmış. Biz eskiden zannederdik ki bir atom şöyle hareket eder. Bitti. Bu doğa kanunudur. Bir de baktık ki bu aslında bakanın kanunuymuş. Odaya başka bir bilim adamı alıyorlar hareket değişiyor. Bu öyle yerlere gidiyor ki... İstatistik bilimi denilen şeyin aslında hiçbir şey olmadığı anlaşılıyor. Bu gün dördümüz bir araştırma yapalım. Dördümüz de farlı fikirlere sahip olalım. İstiklâl Caddesi’ne çıkalım ve yüzer kişiye soralım. Herkes kendi gibi olan, inancına uygun cevapları alacak. Çünkü işte, kuantumun çekim yasası burada devreye giriyor. Sen cadde de yürürken yöneldiğin kişiyle aranda bir çekim var. Bunun bir sebebi var. Aynı paraleldesin, hissediyorsun. Tabii ki aksi durumlar olacaktır ama çoğunlukla sonuç hep aynı. Bu yüzden odak dediğimiz şey çok önemli. Kuantum denen şeyin en önemli noktası. Çünkü odağımız neyse hayatımız ona göre değişmeye başlıyor.

Sanki kadınlar, bu ve benzeri düşünce sistemlerine erkeklerden daha açıklar, yatkınlar her anlamda.
Ben kesinlikle katılıyorum bu görüşe. Hiç röportaj falan da umrumda değil dürüstçe söyleyeceğim. Çünkü kadın daha üstün. Kadın daha açık, erkeklerin biraz aklı olsa dünya yönetimini kadınlara bırakırdı. Karılarını hoş tutarlardı bak dünya nasıl mutlu bir hâle geliyordu.

Bu nereden sizce kaynaklanıyor? Erkeğin bu kapalılığı, kadınların bu açıklığı?
Ben bir erkek olarak 'Sakın döneklik etme!'yi duyarak büyümüş biriyim. Şimdi ben 35 yaşıma gelmişim diyelim. Hayatta inandığım şeyler var. Bu masadır, bu koltuktur gibi. Bir gün biri çıkıyor diyor ki karşımda, hayır aslında biz yanlış anlamışız olayı. Şimdi o adamın fikrini değiştirmesi dönekliğin ta kendisi değil mi! 'Döneklik etme, kaypaklık etme!' diye öğretildi. Şimdi erkekleri de suçlamamak lazım. Ben kadın erkek diye ayırmaktansa, insan olarak tutmayı tercih ediyorum. Çünkü kadın gibi davranan erkek, erkek gibi davranan kadın gördüm.

Ben örneğin son derece kadın gibi davranabilen bir erkeğim. Futbol seyretmedim. Dönekliğime hayranım. Tam tersine çok dik kafalı kadın da gördüm. Özellikle Türkiye ile ilgili şunu tahmin ediyorum. İçinde bulunduğumuz bu anlayış erkeğin o inandığı bakış açısını anında elinden alıverecek bir sistem. Gözünüz ne kadar yer bir erkek olarak bilmiyorum.

Peki, neden bu işi yapıyorsunuz?
'Neden bu işi yapıyorum?' bu her gün kendime sorduğum bir soru. Bakalım bugün, bu röportajda bu soruya cevap verebilecek miyim! Şu çok güzel bir şey. Ben alırken aynı şekilde verebildiğimi görmeliyim. Sırf vermek vermek ona inanmıyorum. Bugün Gandi bile kendi için yaptı yaptıklarını. İkinci kitapta bu da var. Bende kendim için yapıyorum. Bir dönerci bana fotoğraf gönderdi. Bir elinde döner bıçağı, diğer elinde cebindeki kitabı tutuyor. Şu an bile tüylerim diken diken oluyor. Bu dünyanın en güzel duygusu. 'Abi!' diyor, 'Dükkanda işlerim bir arttı sorma.' Bu benim için çok güzel ve özel bir duygu.

Bugün sizin seminerlerinize katılmak için belli bir gelirin üstünde olmak gerekiyor. Ama kitaba ulaşmak daha kolay. Biri sizin kitabınızı okudu ama birebir çalışma yapamıyor. Ya da bir yerlerden bu olayı duydu, kendinde bir gelişim gerçekleştirmek istiyor. Bununla ilgili küçük ipuçları verebilir misiniz? Neler yapmalılar?
Peki, o zaman bunu bir parça detaylı anlatmam gerekecek. Biz istesek workshop’larımızı 5 lira da yaparız. Ama niye belli bir gelirin üstünde tutuyoruz? Kurbanlık rolü dediğimiz ve kahramanlık rolü dediğimiz iki rol var hayatta. Kurban olarak da yaşayabilirsin, kahraman olarak da. Evrenin gözünde ikisi de eşit ve güzel. Ben hayatımın büyük bir bölümünü kurban olarak yaşadım. Sonra kahraman tarafına geçmeye karar verdim. Hayatının kahramanı olmak.Kurban rolü oynayan birine yardım etmek için siz de onun kurban rolünü onaylarsanız o iş hiçbir yere gitmez. Bu demek değil ki parası olmayan faydalanamasın. Çıksınlar kurbanlık rollerinden öyle gelsinler. 20-30 liraya kitap yazıyoruz. Bu kitaptan sonra ne bana kimse gelir ne de bir seminer yaparım diye düşünmüştüm. Çünkü her şeyi anlattım kitapta. Eğer siz kurban rolü oynamakta niyetliyseniz, benle 100 yıl çalışsanız da kitapta anlatılandan daha fazla bir şey öğrenemezsiniz. Çünkü cidden bir şey saklamadım. Fakat ikinci kitapta farklı bilgiler geliyor. Bunun nedeni benim yıllar içinde geçirdiğim gelişim. Benim için her şeyi değiştiren çalışma şükür egzersizidir. Daha üstünü yok. Onu yapsınlar günde 10 dakika. Biraz da sabır, zaten herşey doğal olarak değişecektir.

None Tabii konuyla ilgilenenlerin yönelebileceğim bir de internet siteniz bulunuyor. Birazda ayrasehri.com'dan bahsedelim…
Ayda 60 TL'ye bir öğle akşam yemeği ücretine bizden, eşim Esra'dan ve benden üyelerimiz faydalanabiliyor. Bizimle çalışamayacak insanlar buraya gelsin diye ücreti yüksek tutmadık. Vizyon panosu gibi çalışmalarımız var. Aykut'a ve Esra'ya sorun köşemiz var. Elimizden geldiğince bizde gelen soruları cevaplamaya çalışıyoruz. Sonra bize gelen sorulardan bir bülten hazırlayıp Esra'yla birlikte video bülten biçiminde yayınlıyoruz. Yazın radyo programına da başlayacağız. Bu da yine sitenin içinde olacak.

Siz kitapta egodan bahsediyorsunuz. Egonun çocukluktan kodlandığından. Bu kodları kendi kendine çözmeyi herkes başarabilir mi?
Evet. Kodlanmışım yerine karar almışım demek daha doğru. Çünkü dışarıdan bizi kodlayamazlar. Dışarıdan bir olay olur. Ve biz o olayda karar alırız. Ya da bilinç altına gitmiş denir. Ben doktor değilim. Ama şahsen bilinç altını kabul etmiyorum. Çünkü bir şey bilinç altındaysa yine kurban rolü oynuyoruz. Evet, herkes kendi kodlarını bulabilir. Çok içten söylüyorum. Kitapta yazdığım şekil yeter de artar bile. Yeter ki kurbandan kahramana geçmeye karar versinler. Nasıl çocukluğunuzda o kararı siz aldıysanız yine siz alacaksınız o kararı.

Bazı örnekler üstünden gidelim isterseniz. Örneğin ben bir oyuncuyum ve seçmelere katılacağım. Başrolü istiyorum. Benim gibi siz de istiyorsunuz. Ne oluyor o zaman?
İki taraftan biri kendi odağını diğer kişiye kaydıracak. Ya da diğer rakiplerine kaydıracak. İki karateci düşünelim. Kupaya odaklanan kazanacaktır. İkisi de iyi mücadele etmeye devam ederken 'ama bir tane kupa var' diyen gene kaybedecektir. Evrende hiçbir şey sınırlı değil. Sen yeter ki kupaya odaklan. Belki öyle bir şey olucak ki, bunlar hep tarihte görüldü, hakemler birden diyecek ki ikinize birden kupa veriyoruz.

Bir bireyin istediği şey diğerinin zararına olacaksa?
Sen müdürsün ben müdür yardımcısı. Ben müdür olmak istiyorum. Sen izin vermedikçe evren kimsenin isteklerini sana empoze edemez. Çekim gücüne göre senin içinde kavulma korkusu olmadıkça hiçbir kuvvet seni kovduramaz.

Diyelim ölümcül hastalığı olan biri var. Kanser tüm vücudunu sarmış. Yenemiyor. Tıbbın tıkandığı bir yerde. Pozitif düşünce gücüyle yenilenemediği bir nokta yok mu?
Hayır yok. O ne demek biliyor musun? Oyuncu birey artık bu oyunu oynamaktan vazgeçmiş. Size ne söylerse söylesin. Çok ilginç bir araştırma var. Ev ve hastane ölümlerinin %87'si gibi yüksek bir oranda, hasta odada yalnızken ölüyor. Hasta gitmeye karar veriyor. Ama kızı yanında, oğlu yanında nasıl gitsin! O sırada hastayı dinlenmesi için yalnız bırakıyorlar ve hasta gidiyor. Çünkü ölüm bile bir seçenek.

None Eşimle Amerika’da bir sağlıklı yaşam merkezine gittik. Merkezin dünya çapında bilinmesinin tek nedeni artık evinde ölsün denilen hastaları iyileştirmesi. Ben çok şüpheci bir adamım. Belki kitap bu yüzden bu kadar dürüst. Biri bana bir şey anlattı mı ilk şüphelenirim. Orada bizim gibi orta yaşlı bir çift ile tanıştık. Gayet sağlıklılar. Siz niye buradasınız diye sorduk? Kadın kendi bize anlattı 3 sene önce hastaneden eve gönderilmiş. Çünkü kanser tüm vücudunu sarmış. Konuşma yetisini kaybetmiş. İyileşme ümidi yokmuş. Ve kocası burayı buluyor. Kadın 'Şimdi çok iyiyim.' dedi. Bisiklete bindi gitti. Gözümle gördüm. Her hastalığın sebebi duygular. Biz Tanrı’nın birer parçasıyız. Tanrı mükemmelse nasıl bizde olmayalım? Parçada mükemmel değil mi. İspatladılar da bunu siz önüne geçmediğiniz sürece vücut kendini baştan aşağı yenileme yetisiyle donatılmış. Peki, önüne geçmek ne demek? İçtiğimiz asitler, sigara, alkol, vs. Biz vücudumuza her yönden zarar veriyoruz. Vücut halsizken bir de duygusal dünyamızla bir darbe daha vurunca adı kanser oluyor. Merkezdeyken benim kanıma baktılar. Parazit buldular. Ben sandım ilaç verecekler. Fakat sadece '3 hafta meyve yemeyeceksin! Bu parazitler meyveyi şekeri çok sever!' dediler. Ben de yemedim. Üç hafta sonunda parazitlerden eser yoktu.

Peki, doğum hakkında ise ne düşünüyorsunuz?
Dünyanın en keyifli olayı. Oyunun başlangıcı. Ben şuna inanıyorum. Biz doğacağımız anne babayı ve mekanı kendimiz seçiyoruz. Sonraki yolculuğu bilmiyoruz sürpriz zaten. Unutuyoruz ve oyuna başlıyoruz.

Hasta doğan bebekler var. Bu da mı onların?
Onu anlamak için önce şunu anlamak lazım. Hastalık kötü bir şey değil. Bütün olaya oyun gibi baktığın zaman herşey oyun. Bilmiyorum siz bilgisayar oyunu oynadınız mı? Ben çok oynadım. Bazen en zor oyunu seçerim. Bu tamamen benim yıllar içinde edindiğim bir bakış açısı. Hiç ispatı var mı? Yok, ama buna inanmak benim hayatımı güzelleştirdi.

Kitabınızda kararlılığın üstünde durmuşsunuz, şimdi şükretmekten bahsettiniz. Peki ya hayatınızda ki üç en önemli şeyi saymanızı istesek ne dersiniz?
Sadece dürüstlük. Dürüstlük, dürüstlük, dürüstlük. Önce kendine, sonra etrafına. Bence farkındalığın adı üstünde fark etmek ilk şey oradan geliyor. Kendine yalan söylüyorsan neyi fark edeceksin.Nazlı Şatıroğlu
Melis Şahinkaya

--video--2015-- --/video--

Dünyanın En Pahalı Kedileri!

Evde beslenen en popüler hayvanlardan biri olan kedilerin en pahalı türlerini sizler için derledik!

Dünyanın En Pahalı Kedileri!

Norwegian Forest

Soyları Vikinglere dayanan bu kediler soğuk iklim şartlarına adeptedirler. Eğer bu kediden edinmek istiyorsanız dikkat etmeniz gereken tek ...

Dünyanın En Pahalı Kedileri! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!