 Lotus Arts de Vivre'in hikayesi 30 yıl öncesine dayanıyor. Taylandlı bir ev hanımı olan Helen Von Bueren'in elinden çıkan birbirinden güzel mücevherler ve eserler Lotus'un temellerini oluşturuyor. Helen Von Bueren'in alışılagelmişin dışındaki tasarımları önce Tayland’da kendi çevresinde, ardından zamanla tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Lotus Arts de Vivre'in şimdilerde Tayland, Singapur ve Bali'de mağazaları bulunuyor. Japonya, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de de temsil ediliyor. Önceleri mücevher tasarımlarıyla yola çıkan Lotus, tasarım alanını genişleterek, eşi benzeri olmayan geniş bir mücevher koleksiyonu, ev dekorasyon ürünleri, mobilya, halı, özel uçaklar için bavul tasarımları, satranç setleri, ayakkabılar ve eğlenceli objelerle de sanatını konuşturmaya devam ediyor. Küsav’ın davetlisi olarak İstanbul’a gelen son derece misafirperver ve sıcak Von Bueren Ailesi ile Four Seasons Oteli'nde bir araya geldik ve Lotus Arts de Vivre'in tanıtım çalışmalarında önemli görevler üstlenen büyük ağabey Sri Von Bueren ile samimi bir röportaj gerçekleştirdik.
1980 yılında Tayland'lı bir ev hanımı olan Helen Von Bueren bu işe başlamış. Bize biraz ailenizden ve Lotus'un doğuşundan bahsedebilir misiniz?Ailemiz kardeşim Nicki, ben, annemiz Helen ve babamız Rolf'ten oluşuyor. Babam Alman, annem ise yarı İngiliz yarı Tayland'lı. Biz kardeşimle okul için İskoçya'ya gittiğimizde annemin kendine bu işlerle uğraşmak için daha fazla vakti kaldı. Zaten ailem normalde seyahat etmeyi çok sever. Asya dahil tüm dünyada bir çok yeri gezdiler ve bu dönemlerde gittikleri yerlerden kumaş, antika, seramik topluyorlardı. Dolayısıyla bu işe ilk başlamaya karar verdiklerinde antika satıyorlardı ve aslında ellerinde yeteri kadar malzemeleri de vardı. Sonra zaman içinde özel koleksiyon ve takılar çalışmaya başlandı. Lotus çiçeği Budizm’de çok önemli bir sembol. Ve firmanız da adını bu çiçekten alıyor. Sizin için bu çiçeğin önemi nedir? Neden bu çiçeği seçtiniz?Bu aslında ailemin seçimi. Evet, bu çiçek Budizm’in önemli bir sembolü. Çünkü Lotus kirli sularda yetişen büyüleyici bir çiçek. Diğer bir açıdan bakarsak kaotik sularda açan mucizevi bu çiçek aslında hem Budizm’in hem de hayatın sembolü.
Kuruluş yeriniz Bangkok ve ilk mağazanızı Bangkok'da açtınız. Ama bildiğimiz kadarıyla Hindistan'da da mağazanız var. 2010 yılında 14 mağazanız bulunuyorken şu anki durumunuz ve yakın gelecek için planlarınız nelerdir?Evet, ilk mağazamızı Bangkok'ta açtık. Dünya çok hızlı değişiyor ve pazar son dönemde Asya'ya kaydı. Ama sadece Asya'da bulunmak yeterli olmuyor. Aynı zamanda Avrupa'da ve Amerika'da da biliniyor olmalısınız. Bu sizi ülkenizde daha meşhur kılıyor. Sanıyorum bunun insan psikolojisiyle de alâkası var. Yerli bir markaysanız ve yurt dışında da biliniyorsanız, insanlar sizi merak ediyor. Diğer mağazalara gelince, tüm mağazalar bize ait değil aslında. Farklı farklı çalışma yöntemlerimiz var. Tayland'daki tüm Four Seasons Otelleri'nde bulunuyoruz ve bunların bir çoğu kendi mağazamız. Four Seasons Chiang Mai'de, Chiang Rai'de, Bangkok'da, Koh Samui'de hatta Tayland'da ilk açılan Amanpuri'de de. Bu çok ünlü otelden sanıyorum çok yakında İstanbul'da da açılacak. Ama burada sadece standımız bulunuyor. Ayrıca New York Bergdorf'da yine mağaza değil, ama çok özel mücevherlerin ve tasarımların bulunduğu sadece tasarımcılara ayrılmış bir katta da standımız bulunuyor. Yakın gelecek için planlarımız arasında öncelikle tekrar Hindistan'a yönelmek var çünkü bir süredir diğer pazarlara ağırlık verdik. Dolayısı ile şimdi tekrar Hindistan'a yöneliyoruz. Burdan sonra da Çin'e yöneleceğiz çünkü Çin de çok önemli bir pazar. Bu gibi ülkelerdeki hayat tarzları birbirlerine daha yakın. Gördüğüm kadarıyla Avrupa'da artık insanların bu tarz mücevherleri takıp davetlere katılacak zamanları ve bu ürünleri taşımaya cesaretleri de yok. Ama doğuya yaklaştıkça İstanbul’daki gibi oralarda da yaşam rahat... Her zaman katılabilinecek bir davet veya bir organizasyon bulunuyor. İnsanlar rahat giyinip süslenmeyi seviyorlar, muhteşem bir hayat tarzları var...
Foto Galeri için tıklayın!Lotus sadece mücevher üretmiyor aynı zamanda dekoratif objeler, aksesuarlar, şallar da üretiyorsunuz. Bize biraz bundan bahsedebilir misiniz?Amacımız insanlara kendilerini farklı ve özel hissettirmek. Aslında bizim ürünlerimiz sezon değil, bir ömür boyu için tasarlanıyor. Müşterilerimiz bize gelip katıldıkları davetlerde insanların onlara mücevherlerini nereden aldıklarını sorduklarını ve ürünlerimizin çok beğenildiğini söylediklerinde bizler de çok mutlu oluyoruz. Yani, aslında bu tamamen bu mücevherleri takan kişilerin bu ürünleri nasıl taşıdıklarıyla ya da taşıyıp taşıyamadıklarıyla ilgili. Tasarımlarınızda bambu, hindistan cevizi, inci, yakut ve zümrüt gibi malzemeler kullanıyorsunuz. Mücevher ve aksesuarlarınızın tasarımlarını kimler hazırlıyor?Geleneksel yaklaşımı modern tasarımlarla birleştirerek el sanatını farklı bir boyuta taşımak ilk hedefimiz. Dolayısı ile tasarımlarımızı Çinli, Hintli, Endonezyalı ve Taylandlı zanaatkarlarla birlikte hazırlıyoruz.
Koleksiyonlarınızı nasıl hazırlıyorsunuz? İlham kaynağınız nedir?Neredeyse tüm dünyayı geziyoruz ve iilham kaynağımız da bu yaptğımız seyahatlerde gördüklerimiz. Mesela Türkiye2ye yaptığımız seyahatler sayesinde hazırladığımız ufak bir nazar boncuğu koleksiyonumuz var, hazırladığımız çantaların çoğunun kumaşlarını Türkiye'den alıyoruz. Kısacası seyahatlerimiz esnasında gördüğümüz şeyleri özümsüyor ve edinimlerimizi tasarımlarımıza yansıtıyoruz. Bir tasarımın hazırlanması yaklaşık ne kadar zamanınızı alıyor?Bu biraz ürettiğimiz ürüne göre değişiyor.Bazen çok uzun da sürebiliyor. Bazen de ne yapacağımızı nasıl şekilendireceğimizi biliyoruz ve erteliyoruz. Japonya ve Çin'den gelen lake gibi ürünler çok zamanımızı alabiliyor. Onu hazır hale getirmek ve bir sonraki aşamaya taşımak çok uzun zaman alabiliyor. Bu işlemi yapmak için tek bir kişi uzun süre uğraşıyor. Detaylar bizim için çok önemli, biz geleneksel tarzda çalışıyor, eski teknoloji kullanıyoruz. Bu da doğal olarak daha fazla zamanımızı alıyor.
Sizce Lotus'u diğer markalardan farklı kılan şey nedir?Bence tasarımlarımız genelden çok farklı ama asıl farkı bu ürünleri alan müşterilerimiz yaratıyor. Müşterilerimiz mücevherlerini taktıklarında çevrelerinden iltifatlar aldıklarını söylüyorlar. Belki farklı şeyler de takabilirler ve yine magazin sayfalarında boy gösterebilirler ama genellikle insanların kullandıkları ürünler birbirine benziyor. Dolayısıyla hangi ürünü nereden ne fiyata satın aldıkları biliniyor. Ama bizde bu tam tersi ve insanlar size gelip 'Üzerindeki ne kadar güzel, nereden aldın?' diye sorma ihtiyacı duyuyor. Çünkü nereden ve hangi fiyata satın aldığınıza dair bir fikirleri olmuyor ve bence bu alışverişin en eğlenceli kısmı. Çok ünlü bir markanın arabasını kullanmak gibi birşey. Kimse size gelip o arabanın ne kadar güzel olduğunu söyleme veya nereden aldığınızı sorma ihtiyacı duymaz çünkü zaten o arabanın tanıtımı yeterince yapılmıştır. Biz çok fazla reklam vermiyoruz, bizim reklamımızı ürünlerimizi kullanan seçkin müşterilerimiz yapıyor. Online projeleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Lotusartdevivre.com üzerinde yapmış olduğunuz çalışmalarınız sitede nasıl talepler alıyor?Zamana ayak uydurmaya çalışıyoruz. Biz Couturelab gibi web siteleri aracılığıyla internet üzerinden satış yapıyoruz ancak ürünlerimiz el yapımı ve özel tasarımlar olduğu için tek tek üretiliyorlar bu da aslında internet pazarına fazla uygun değil. Genelde aynı üründen bir çok adet olması isteniyor. Ama couturelab veya net-a-porter gibi sitelerin duruşları bize hem anlayış hem de fiyat aralığı olarak daha yakın.
Peki Türk insanı ve Türk mücevherleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Herhangi bir marka veya isim biliyor musunuz?Türkiye'de üretilen mücevherler bir harika. Burada hala inanılmaz bir işçilik var. Birkaç tane isim biliyorum. Mesela ben bir Sevan hayranıyım. Sevan'ın şaşırtıcı ve harika bir işçiliği var... Muhteşem işler çıkarıyor ve her bir parça için inanılmaz emek harcıyor. Bence bunun adı tutku. Bizim için de... Siz tüm dünyada pek çok tasarımcı ile çalışıyorsunuz. Bir Türk tasarımcı ile çalışmayı düşünür müydünüz?Yeni planlarımız arasında böyle bir şey yok. Çok kısa süre için buraya geldik ve döneceğiz. Ama şunu biliyorum ki Türk ve Tayland halkı arasında benzerlikler var. Biz Türk insanlarını seviyoruz. Gencinden yaşlısına herkes misafirperver. Son derece nazik ve cömert insanlar. Bu şaşırtıcı bir şey… Burası inanılmaz eğlenceli bir yer. İstanbul’dan sonraki durağınız neresi? Bir sonraki planınız ne?Bir sonraki fuarın nerede yapılacağını planlamalıyım. Büyük ihtimalle iki ay sonra gerçekleşecek olan fuarın Monte Carlo'da olacağını umuyorum. Fuar alanını belirlemeli, gerekli kişilerle görüşmeli ve ihracat şartlarını değerlendirmeliyiz. Çünkü kurallar sürekli değişiyor ve biz de bunlara ayak uydurmalıyız.
|