Duydunuz zilin sesini, yarışma başladı - Bölüm 2 - womenist.net 

Duydunuz zilin sesini, yarışma başladı - Bölüm 2

Telefon çalmasından öncesine, hikayenin en başına, o asla konuşmak istemediğimiz, ötekinden değil de kendimizden sakladığımız, psikologların işin özüne dönelim dediği zamana dönüyoruz. Belki de seri, Star Wars'da olduğu gibi 2 - 1 - 3 - 4 şeklinde okunmalı.

None Bu yazı 'Elvis Costello - I Want You' eşliğinde okunmalı...
Bay yanlış. Yakışıklıydı. Orası kesin. Hani sokakta görsen kafanı çevirip bakacağın, çaktırmadan arkadaşını dürterek işaret parmağının pek çelimsiz ucuyla göstereceğin türden. O gün üzerinde sarı t-shirt  ve Diesel kotuyla dolaşırken sırasıyla üçümüze de gülümsemiş, arkasında Armani kokusunu bırakarak yanımızdan geçip gitmişti. O zamanlar Ela (şimdilerde Parantez) olan mekanın derme çatma masasına oturduğumuz anda sırasıyla hepimizin aklından şu cümleler geçmişti:
Eğer bu çocukla çıkarsam, herkes beni kıskanır.
Adı Mert, Berk ya da Burak olmalı.
Keşke telefonumu verseydim, kaçtı oğlan.
Ama hiçbirimiz bir şey söylememiş, yanımızdakilere oğlanı anımsatmamak için özel bir çaba göstermiş, ortaya buğday salatası siparişi geçip hayallere dalmıştık. Uçakta Bodrum, vapurda Bozcaada, trende Selanik, arabada Rumeli Hisarı yollarındaydık.

None Belki orada kalsaydık, bir anlık ilgi ve alaka listesine alacağımız çocuk ne  yazık ki kaderin hain tokadı gibi üzerimize kaldı. İkinci sefer işler karıştı. Festivaldeydik. Mayıs ayında özel okullarda, çimlerin üzerinde yayılmak suretiyle yapılanlardan birinde. Adını sonradan (biz hikayemizde Can diyelim) öğrenip de ne kadar yakıştığını düşüneceğimiz çocuk, ve biz. Gözleme sırasında beklerken bir an filmlerdeki en klişe sahneler gibi güneş gözümüzü aldı, oğlan yine üzerinde aynı pantalon, bu sefer mavi bir hırkayla karşımızda dikildi. O sırada, istisnasız hepimizin aklından şu cümle geçti: Evet. Bana bakıyor.Konuşmaya başladık. Hangi grupları sevdiğimiz, okullarımız, liseyi bitirmenin ardından başımıza gelecekler hakkında. O yaşlarda kolaydı bir cümleyi diğerinin arkasına takmak, dikkat çekmeye odaklanmadan kendimiz olmak. Hikayemizde Can olarak geçen on sekizli yaşlarımızın idolü müzik bilgisi (Nirvana, Jhonny Cash, Nick Cave seviyordu), edebiyat aşkı(Oğuz Atay - Tutunamayanlar'ı bile okumuştu), sevdiği filmlerle (Matrix ve Fight Club elbette listesinde bir numaradaydı) bizi çekim alanında topladı. Arkadaşları aramıza katıldı, kalabalık vardı. İlk kez o anda fark ettik üçümüzün bile bu hikayede yalnız olmadığımızı. Sarışın kız bukleli saçlarını savurarak Can'ın yanına çömeldi. Yeşil gözlü mavi farlarının üzerindeki kirpikleri kırpıştırdı.

Biz sustuk. Önce. Fazla rekabet olduğunu farkeden birimiz konserin tadına varmak için sahne kenarına doğru süzüldü, diğeri Can'ın dikkatini toplamak amaçlı yüksek perdeden bir hikayeye büründü, üçüncü sindi. Orda. Beyaz atlı prensinin onun kucağına alıp da götüreceğini düşündüğü noktada.

Hiç birimiz o adam benim diyemedik, sahiplenmeyi de gitmeyi de bilemedik, seçim yapması için kendimizce kurduğumuz taktiklerle hareket ettik.

Bu hikayede ismine Can diyelim çocuğun aslında seçimler ve aşkla arasını pek de iyi tutmadığını bilemedik...

Hikayenin Başı için tıklayınız!

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!

Dünyanın en sevimli yavru hayvanlarıyla güne kısa bir ara verin!

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!
Kalplerinizi Isıtacak Yavrular! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!