Hani bir atasözü vardır, 'komşunun tavuğu komşuya kaz görünürmüş!'. Ne kadar doğru bir söz. Elimizdeki ne kadar değerli ve kıymetli olursa olsun, eğer avucumuzda uslu uslu duruyorsa bizim hep gözümüz dışarıda, komşunun çelimsiz tavuğunda oluyor. Onu gözümüzde kaz değil tavus kuşu bile yapabiliriz, taa ki o da bizim için erişilebilir olana dek… İşte o zaman gerçek tekrar dank eder ve ne kadar çelimsiz olduğunu farkediveririz.
Ama bu bir oyun. Birini beğenirsin ve beraber olursun... Hiçbir şey aynı gitmez, ister istemez bir tarafın ilgisi diğerinden biraz daha fazladır. İşte o zaman, o garip oyun başlar. Sırasıyla bir ileri bir geri kaçan kovalanır, akıllı ise kovalayan kendini geri çeker ve bu sefer kovalanan kovalar. Ne yorucu, ne garip bir oyun değil mi? Ve de ne gereksiz… Neden insanlar karşılarındakine olduğu ve içlerinden geldiği gibi davranmaz da bu oyun böyle sürer gider? Tabii bazen bu oyun eğlenceli olabilir ancak çoğu zaman pek eğlenceli değil. Hatta sinir bozucu da olabilir.
Ne olur bir erkek ve bir kadın bir ilişkiye girdiği zaman eşit ve içlerinden geldigi gibi davranabilseler, egolarını bırakıp ilişkiyi eğlenerek yaşayabilseler.
Sex and the City'nin bir bölümünde Mr. Big bir Hollywood yıldızı ile beraberlik yaşıyordu ve kadına hiç ulaşamamaktan yakınıyordu; 'O beni istediğinde buluyor, oysa ben ona hiç ulaşamıyorum! ' diye dertleniyordu. Oysa bu durum çok uzun bir süre onun uzatmalı sevgilisi Carrie için geçerliydi ve o bunu farkedememişti dahi…
Bu, genellikle biz kadınlar için daha geçerli olur ancak bunun tersini yapabilen kadınlar da yok değil. Onlara şapka çıkarmak lâzım bence. Yani onlar hep kaçıyor, erkekler de ağzının suyu akarak onları kovalıyor…
Bu oyun sonsuza ya da taraflardan birinin canına tak edene dek böyle devam ediyor…