Sir Henry ile Yaşamak - womenist.net 

Sir Henry ile Yaşamak

'Kedigillerin en küçüğü bir başyapıttır.' Leonardo da Vinci

None Çok doğru söylemiş! Ezelden beri kedilere hayranımdır. Ufacıkken kedi yavrularıyla haşır neşir olurdum. Başka çocuklar gibi sokak kedilerinden asla kaçmadım. Belki de o zaman bile kedilerde kendimi görüyordum: bağımsızlığına düşkün, kaprisli, oyuncu, inatçı, baskıya gelemez, tersine gidilirse tehlikeli olabilen ama genelde gayet sadık ve sevecen yaratıklar onlar… Sanırım bütün kediler benim gibi akrep burcundan olmalılar! Birisinin bir zamanlar dediği gibi, bence iyi de demiş, kediler ve kadınlar kafalarına göre takılırlar ve evrenin geri kalanı bu konuda bir güzel rahatlayıp işi oluruna bırakmalıdır.

None Ama her nedense 6 yıl öncesine kadar hiç kedim olmadı. Aslında burada ufak bir düzeltme yapmalıyım… Yıllar evvel Amerika'ya okumaya gitmeden önceki yaz, anneannem arka bahçesinde minnacık bir kedi yavrusu buldu. Ben bu yavruyla hemen kaynaştım ve ona Pookey adını verdim (Garfield'ın oyuncak ayısının adı – Garfield hayatta en sevdiğim karakterlerden biridir!). O yaz sonu evden ayrılmadan önce her türlü duygu sömürüsünü uygulayarak annemin bu kediyi eve almasını sağladım. Pookey yirmi yılı aşkın bir süre yaşadı, annemin hayatının en büyük aşkıydı, fakat asla benim kedim olamadı. Pookey anneme aitti: O, sevgili dostundan başka hiçbirimize yüz vermezdi. Dostu diyorum, çünkü hepimiz biliyoruz ki, bir kediye 'sahip' olma fikri çok saf bir yaklaşımı sergiler. Kedilerin insanlarla olan ilişkileri konusunda gayet net ve açık görüşleri vardır. Onlar evrenin efendileridirler, bizler de kendilerine hizmet için varızdır. Bunu unutacak olursanız, size hemen hatırlatılır. Mesela hiçbir kedi tarafından dışlandığınız oldu mu? İşte o zaman reddedilmek nedir anlarsınız.

None Sonra da kalktım kedilerden nefret ettiğini söyleyen bir adamla evlendim. Bunun bir sebebi Pookey ile eşimin birbirlerinden anında nefret etmeleri olabilir ki Işığın hayatında ilk yakından tanıdığı kedi Pookey idi üstelik. Pek hoşlandığı bir deneyim olmadı, diyebiliriz! Pookey hanım bizimkine tısladı, hırladı, pençe attı durdu, adamcağız da ondan elinden geldiğince uzak durdu neticede. Ama ben kedi aşkımdan hiç vazgeçmedim. Yıllarca her yıldönümünde, doğum gününde, her türlü okazyonda eşime bana hediye falan değil bir kedi alması için yalvardım. Her seferinde reddetti. Normalde bana kolay kolay hayır demez, ama bu noktada çok kararlıydı: kedi yok!

Peki, bu beni durdurdu mu? Yoooo! 6 küsür yıl önce, güzel bir Temmuz gününde, bizim eski apartmanın kapısında kocaman sarı bir kedi belirdi. Ben onun kız olduğuna emindim o yüzden 'canım kızım' diye sesleniyordum. Meğersem eşiğimizde belirdiği günden beri sırf ben değil, apartmandakilerin yarısı tarafından besleniyormuş. Çok sevimliydi kerata. Ben kendisine fena vuruldum ve şunu eklemeliyim, o kedi de beni çok sevdi gerçekten. Eşim buna şahittir: akşam bir yerlerden eve döndüğümüzde ben 'heyyyy pisiciiiik' diye seslenirdim, bu da koşarak gelirdi her seferinde. Ve insanın içini eriten o 'kedice' numaraları yapardı, sürtünmek yatıp 'göbeğimi okşa' falan yapmak gibi… Kediseverler bilirler ne demek istediğimi. Karşı konulmaz hareketlerdir bunlar.

None Onu 3 ay boyunca besledim. Apartman görevlimiz pek efendi, altın kalpli, hayvan sever biriydi ve biz seyahate gittiğimizde artık 'benim kedim' dediğim şişmana o bakıyordu. Sonra sonbahar geldi çattı, havalar serinledi, hele akşamları. Görevlimiz Celal sağ olsun akşamları o tatlı yaratığı gizlice apartmanın içine alıyordu dışarıda üşümesin diye. Komşuların bazıları bu durumu bilseler çok bozulurlardı herhalde! Ve ben her akşam ortalama 3 defa aşağı inip kediyle ilgileniyordum, aklım onda kalıyordu ve bazen gözyaşları içinde eve dönüyordum çünkü kötü kalpli kedi düşmanı kocam onu eve almama şiddetle karşı çıkıyordu.

None Ve yine, onun bu tavrı beni durdurdu mu? Asla! Yağmurlu bir Ekim öğleden sonrasında eve geldim, kedi kapıda beni bekliyordu, ıslanıyordu ve bana üzgün üzgün bakıyordu… Ve ben 'YETER!' dedim. Gittim evden kocaman bir spor çantası kaptım, kediyi içine tıktım (hiç itiraz etmedi bu arada, etseydi hayat zor olurdu çünkü meğer 7 kiloymuş ve çok da güçlü bir hayvandır kendileri) ve zar zor da olsa hemen yakınımızdaki kısa bir yokuşun başındaki veterinere yürüdüm. Buradan yıllardır geçiyordum ama içeri girmek için o güne kadar bir nedenim olmamıştı.

İçeride dünya tatlısı gencecik bir ekiple karşılaştım. O gün halim epey bir tuhaftı sanırım: elimde çantaya tıkılmış kocaman sarı bir kedi, bu arada ellerim heyecandan titrer, plansız programsız bir iş yapmışım, tamamen içgüdüsel davranıyorum. Fakat veteriner bey (karşımdaki kocaman, iri yarı, upuzun boylu, şefkatli, iyilik dolu bakışlara sahip genç bir doktordu) bizi içeri buyur etti ve hemen ilgilendi… Ve ortaya çıktı ki bizimkisi 1,5-2 yaşında kısırlaştırılmış erkek bir ev kedisiymiş. Sokaktaki hayatına rağmen biraz pirelenmiş olması dışında sapasağlam ve çok sağlıklıydı. Ama tabii ilgi, sevgi ve bir yuvaya ihtiyacı vardı! Ben onun sokağa nasıl düştüğünü asla öğrenemedim, umurumda değil zaten… Onların (eski evsahiplerinin) kaybı benim kazancım oldu.

None Peki, acaba neden hayvancağızı kapıp veterinere götürdüm? Çünkü temizlenmesi, aşılanması gerektiği şeklinde belli belirsiz bazı fikirlere sahiptim o anda. Çünkü kendim de aslında ne yapacağımı bilemiyordum. Sonra şeker doktorumuz kediyi eve alıp almayacağımı soruverdi, ayrıca eğer alırsam çok şanslı bir insan sayılabileceğimi, bu kedinin harika bir yaratık olduğunu da ekledi ve eğer alacaksam tırnaklarını keseceğini, ama kesilmiş tırnaklarla sokakta asla hayatta kalamayacağını anlattı. Ve ben dedim ki, sesim titriyordu o anda, 'kes gitsin!' Sonra bana kediye ne isim koyduğumu sordular… Ona şöyle alıcı gözle bir baktım… Şişman, sarışın, kocaman yeşil gözleri var ve pek de asil, kibirli bir duruşu… Ve öyle deyiverdim : 'Onun adı Sir Henry.' Çünkü aniden bana her haliyle Kral 8. Henry'i anımsatıvermişti.

Casablanca filminin sonunda Rick'in Louie'ye dediği gibi, bu güzel bir dostluğun başlangıcı oldu. Sırf benim için değil: şu benim kedi sevmeyen kocam o akşam eve geldi ve ne görsün, ben bilgisayarın başındayım, Henry de ayaklarımın dibinde… Bize baktı, ağzından 'ama şekoş' lafı çıktı, ama hemen sonra Henry'nin gayet sakin, sanki yıllardır alışıkmışçasına gidip o gün yeni aldığım (bir dolu oyuncak ıvır zıvır da almıştım!) tuvaletini kullandığını gördü. Sonra Henry Bey gitti evin başköşesine kuruldu, evimizi tamamen sahiplenmişti bile. Böylece Işık başka hiçbir şey demedi, akıllı adamdır kendisi. Sonra da ben akıllı bir iş yaptım: Işık tam televizyonun önüne oturup spor seyretmeye başladığında Henry'i alıp kucağına koydum. Orada film koptu, bırakın dostluğu yepyeni bir aşk doğdu. Kocam gözlerimin önünde Henry'e aşık oldu. Bu aşk tüm hızıyla sürmekte.

None Henry çok iyi huylu nefis bir kedi… Yemek saatleri dışında. O saatler yaklaşırken bizimki tam 8. Henry moduna geçiyor. Kölelerine yani bize gayet buyurgan bir tavırla derhal yemeğinin verilmesini emrediyor yüksek sesle. Doymak bilmeyen bir iştahı var, sushiden tutun da parmesan peynirine her türlü zeytinyağlıya ve et çeşitlerine fevkalade düşkün. Kepekli kurabiyelere ve Starbucks'ın latte'sine özel bir hayranlığı mevcut. Ayrıca ne zaman ve ne şekilde olursa olsun yemek çalma huyu var. Aslında belki de buna çalma diyemeyiz: eski bir İngiliz atasözü şöyle der : 'bir kedinin gözünde her şey kedileri aittir!'

Bu oburluk şu anlama geliyor, arkadaşımızın kilo sorunu var. En azından teoride devamlı diyet kedi maması yiyor, doktorumuz öyle buyurdu. Biz 3 yıl önce taşındık ama sevgili doktorumuzu asla değiştirmedik. O da bize yalvarıyor Henry beye insan yemeği vermeyelim diye, ve kendisini devamlı sıkı perhize sokuyor. Zira obez kediler için özel mamalar var piyasada. Ama işte arada kaçamaklar oluyor. Özellikle ben ve Yıldız tarafından. Yıldızımız evin ve Sir Henry'nin hayran klübünün bir üyesi. Bu Garfield-vari yaratık ikimizi patisinin içine almış vaziyette. Yıldız bize yemek yaparken Henry gözlerini ona dikiyor ve mutfaktan asla ayrılmıyor. Neden? Çünkü her an Yıldız’ın elinden birşeyler 'yanlışlıkla' düşebilir. Mesela biraz peynir gibi.

None Bunun dışında bizi hiç üzmez kedimiz. Ah, tabii ki bize emir yağdırıyor sık sık. Hemen her gün bu kedinin her bir istek ve arzusunu bize konuşmadan iletebilmesine şaşıp kalıyorum. Bir kedi için gerçekten çok zeki, tecrübeye dayanarak söylüyorum bunu. Ayrıca kedilerin sevecen veya sadık olmadığını söyleyenlere sakın inanmayın. O kişiler muhtemelen bir kediyle yaşamamışlardır. Ben veya Işık ne zaman hasta olsak gelir yanımızda yatar. Ben Henry'nin beni kocama tercih ettiğini düşünmeyi seçiyorum, bizim aramızda çok özel bir bağ var diyorum… Ama sonra bi de bakıyorum hayatımdaki 2 erkek bir olmuşlar beraber televizyonda maç izliyorlar!

None Siz hiç büyük kedileri konu alan belgesellerden izlediniz mi? Yemin ederim Sir Henry oradaki o güzel aslanlarla kaplanların minyatür bir versiyonu. Bazen avcı pozuna bürünüp de sinek falan avladığında aynen anne aslanlara benziyor. Bazen de oyunculuğu tuttuğunda tıpkı kaplan yavruları gibi cilveleşiyor. Kilosuna rağmen inanılmaz bir zarafetle hareket ediyor. Onu seyretmeye bayılıyorum. Beni her zaman keyiflendirebiliyor, hele hele sabahları ben tam uyanırken yatağa gelip de ıslak burnunu bana sürttüğünde… İşte o zaman kendimi çok iyi hissediyorum, bütün o sabah aksiliğime rağmen. Bence Henry dünyanın en güzel anti-depresanı.

Evet, Henry sevgisini ve bağlılığını kendi şartlarında ve canı istediği zaman gösteriyor. Onu asla hiçbir şeye zorlayamazsınız. Ama doğrusu ben onun en çok bu özelliğine bayılıyorum: bizim Sir Henry’miz tanıdığım bir dolu insandan çok daha sağlam karakterli ve duruşu çoğundan çok daha istikrarlı. Sonuçta onunla evimizi paylaşmak bizim için büyük bir zevk. Umarım o da öyle düşünüyordur!

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!

Dünyanın en sevimli yavru hayvanlarıyla güne kısa bir ara verin!

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!
Kalplerinizi Isıtacak Yavrular! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!