Zeynep Erol’la kozmik dans - womenist.net 

Zeynep Erol’la kozmik dans

Almanca öğretmenliği ile başlayan iş hayatında tamamen farklı bir yöne giderek takı tasarımcılığına gönül veren Zeynep Erol’la yaptığımız bu keyifli söyleşide bizimle kariyerini ve hayallerini paylaştı…

None Zeynep Erol son sergisi simya ile mücevher severlere keyifli takılar sundu. Özellikle yılbaşı koleksiyonu için hazırladığı, günümüzde unutulmaya başlayan telkari tekniğini kullanarak hem farklı takılar tasarlarken bir yandan da milli kültürümüze de sahip çıkıyor. Başarısının sırrını “işin mutfağından geçmeye, gerektiğinde sıfırdan bir takıyı yapabilecek kadar bilgili” olmasına bağlıyor. Son senelerde heykel yapmaya da başlayan sanatçı “amacım heykelin takılarıma eşlik etmesi, ama heykelde henüz somut çalışıyorum amacım onu da soyutlaştırmak” diye anlatıyor. Hiçbir zaman çok büyümeyi ve seri üretime geçmeyi düşünmeyen Erol,  “Ben bir tasarımdan 3 tane yapınca sıkılıyorum seri üretim bana göre değil, ürettikçe canlanıyorum” diyerek hala amatör ruhla tasarımlarını gerçekleştirdiğini belirtiyor.

None Mücevher tasarımcılığına 1996 da başlamışsınız. Daha önce Almanca öğretmenliği yapmışsınız, takı tasarımcılığına nasıl geçtiniz?
Aslında 1989 senesinde takı yapmaya başladım, 1996’da Nişantaşı’ndaki showroom ve atölyemi açtım. Alman edebiyatı mezunuyum. Üniversiteden hemen sonra 6 sene Almanca hocalığı yaptım. 1989 yılında ne yapabilirim diye bir arayışa girdim 3 kız arkadaş takı tasarımı öğrenmeye karar verdik. O dönemde Kapalıçarşı’da erkeklerin hükümdarlığı vardı, kuyumculuk sektöründe Kapalıçarşı mevhumunda çok yabancı görülürdük elimizde gümüşler, altınlar sıfırdan işi öğrendik. Gümüşleri altınları kendimiz eritip kendimiz döker ayarlarını hesaplardık. İşi sıfırdan her ayrıntısı ile öğrendik.

Neden takı tasarımcılığı?
Ben sanatçı bir aileden geliyorum. Resim dersleri aldım Mehmet Güleryüz’den; rahmetli halam ressamdı, babam mimar, benim de elim kuvvetli. 30 yaşından sonra meslek değiştirmeye karar verince sanata tekrar bir dönüş yaşadım.14 sene bale yaptım ancak küs ayrıldım. Sanatla tekrar barışmak istedim ancak resim kariyer gerektiren bir sanat dalı bana göre; daha yeni doğum yapmıştım hem kızım hem üniversite eğitimini göze alamadım. Daha çabuk sanatsal ifademi gösterebilmek için takı yapmaya karar verdim. Her zaman takı takmayı da çok sever ve çocukluğumdan beri boncuklarla, avizedeki taşlarla, deniz kabukları ile takı yapardım. Ama tabii bu takı yapmak çok farklı anlamda çok amatörce takı yapmaktı, hep yaratıcılık vardı ancak gerçekten takıyı kendime göre “sanatsal ifade” olarak nasıl yorumlayabilirimi düşündüm. O dönemde bunu yapan pek kimse yoktu. Amerika’da galerisi olan Ayşe Ünaydın vardı sonra Türkiye’de Ortaköy’de de bir galeri açmıştı. Ondan da mum dersleri almaya başladım, mum tekniğini ondan, metal tekniğini de Kapalıçarşı’da öğrendim. Hem Ayşe’ye hem çarşıya 2 sene kursa gittim.Metal tekniği oldukça meşakkatli bir iş çünkü kaynak, altın ayarı, cilası, her şeyini sen yapıyorsun. Tek mıhlama bilmem zaten o da ayrı bir meslek onun dışında sıfırdan bir takı yapabilirim. 1996 senesinde Nişantaşı’ndaki bu yerimi açtım.1996’da iş de büyümeye başladı yanıma sadekar almaya başladım, 1998’e dek yine de ben yapıyordum ama 1998’den sonra ilk tasarımları ve uygulamalarını yapıyp sonrasını sadekarlarıma bırakıyorum. Ama birebir her parça ile ilgileniyorum. Zaten atölyem de showroomumun arkasında olduğundan hep işin başındayım.

None Hint kültürü sizin üzerinizde çok etkili. En azından benim gözlemim böyle. Hindistan’la aranızdaki bağ ne? Hindistan sizi nasıl etkiliyor?
Hint etkisi aslında sonradan geldi. 2001 yılında ilk kez Hindistan’a gittim. Ondan sonra işin felsefesinden çok etkilendim... Doğuya gittikçe takı ön plana çıkıyor ancak Hindistan takının pik noktasında takıldığı bir ülke. Erkekler de takıyor. Kadınlar tepeden tırnağa takı ile neredeyse giyiniyorlar. Takıyı bu kadar yoğun takmalarının nedeni, estetik ve güzellikten ziyade tanrılarına seslerini duyurmak. Çok sayıda tanrıları var ve amaçları ses çıkararak tanrılarına kendilerini göstermek. Örneğin kadınlar tarlada çalışırken bile her iki kollarında neredeyse dirseklerine dek bilezik takalar amaçları tarlada çalışırken bile tanrıların onları unutmamasıdır. Tapınağa girerken çana vurarak kendilerini belirtip girerler. Takının altındaki felsefe çok hoşuma gitti.

Sizin için mücevher ne demek? En çok hangi maddeleri ve taşları kullanmayı seviyorsunuz?
Ben moda anlayışı ile takı yapmıyorum. Yaptığım işin moda ile ilgisi yok. Ben kendimi bu şekilde ifade ediyorum. Hayatın içinde o anda neredeysem, hayatla olan kontağımdan etkilenerek üretiyor, tasarlıyorum. Yaşamın içinde o an hangi felsefedeysem onu uyguluyorum. Sergilerim de bu felsefelerle ilgili oluyor. Takı işinin kendi iç dünyası ile bütünleşip bir yere getirmek, takıyı güçlü kılmak, aynı zamanda vücuda temasında da içeriye de bir yolculuk yaptırmak gibi bir denge kurdum kendime göre. Taşların enerjilerinden yaralanmayı çok seviyorum. Tüm taşlarımı Hindistan’dan alıyorum onları orada enerjilerini temizleyerek getiriyor ve öyle kullanıyorum.

None Farklılık sizin takıdaki en büyük özelliğiniz. Farklı bileklikler, vücut takılarını ilk cesaret edip yapan sanatçısınız. Bir tasarım yaparken neyi göz önüne alıyorsunuz? Kimlerin nasıl kullanmasını hayal ediyorsunuz?
Böyle başka bir ritüelle hazırlayıp tasarımlarımı oluşturduğumda, o takı alan kişi ile de farklı bir iletişim kuruyor. Takı dişi bir şey. Sana bir hikâye anlatıyor. Benim takılarımı takmaya başlayınca hep takmak istersiniz. Farklı bir duygusu vardır. Bazen çok iddialı ve farklı tasarımlar yapıyorum. Bazen “ben takabilir miyim?” tereddüdü oluyor ancak bir kez alıştıktan sonra ayrılmak istemiyorsunuz. Her tasarımımın bir hikâyesi var; örneğin meleklerim 3 senedir çoğalarak devam ediyorum.Takılarımı Madonna’ya yakıştırırım ya da Tina Turner’a. Onların yaşam yolundaki yolculukları beni etkiliyor. Onlarda görmek isterim mücevherlerimi.

Tasarımlarında neden etkileniyorsunuz? Hepsinin birer anlamı var mı?
Kendimle bağlantıdayım, bu bağlantı bana bu tasarımları yaptırıyor. Kendini güçsüz hissettiğinde güç veren takılarım var. Geçmişte de kabileler, takıları belli sebeplerle takarlarmış. O maskeler, takılar hep kendini koruma amaçlı ya da iyi hissetme amaçlı takılırmış. Ben de bu yola böyle çıktım. Hepsinin anlamı var.Satarken anlamını izah ediyorum ama bazen bilen biri ise zaten söylemeye bile gerek olmuyor. Belli bir kültüre bağlı kalmak gibi bir amacım yok. Hindistan beni renkleri ve mimarisi ile besliyor.

None Telkari sanatını kullanmak aklınıza nereden geldi?
Son koleksiyonum telkari üzerine kurulu. Bu yola bir Mardin yolculuğu ile girdim. Orada kaybolmaya yüz tutmuş telkari geleneğinden çok etkilendim ama bir o kadar da üzüldüm. Şu anda Mardin ve Midyat’ta kuyumculardaki telkari işçiliğinin çoğu döküm, bunu yapacak usta kalmamış gibi. Mardin’deki dinlerin, kültürlerin kardeşliğinden ve beraber yaşayış şeklinden çok etkilendim. O kültür mozaiği beni çok etkiledi. Bu yüzden de telkariyi bir şekilde tekrar yaşatmak adına adım atmak istedim. Ben modern tasarımlarımla telkariyi kullanmayı düşündüm.

Sizin en etkilendiğiniz takı tasarımcısı kim?
Alman takı tasarımcılarından özellikle de erkek tasarımcılardan çok etkileniyorum. Harp görmüş ve bu kadar teknik anlayış insanlarının bu kadar yumuşak ve derinliği olan tasarımlar yapmalarından etkileniyorum. Çok kusursuz çalışıyorlar, çok mimarı etkideler. Ama bu kadar mı el yapımı takılar fabrikasyon kıvamında hatasız olabilir.

Yurt dışında satışınız var mı? Ya da Türkiye’de sizin showroomunuz dışında bir yerde satışınız var mı?
Şu anda yok. Bir dönem New York’da  Aaroon Fiber adlı bir galeride ve İngiltere Londra’da South Molton Street’teki Electrum adlı galeride takılarım satıldı. Bu sene birkaç yerle konuşmaya başladık, sonucu göreceğiz. İstanbul’da da showroomum dışında Midnight Express Bebek mağazasında ve Modern müzenin satış mağazasında satılıyor.

Başarınızı neye borçlusunuz?
İşin mutfağından geçmek, gerektiğinde yapabilmek çok önemli. Tasarımlarınız bu şekilde olunca daha uygulanabilir ve taşınabilir oluyor. Yapıp yapmamak size kalmış ancak bilmek çok önemli.

None Zeynep Erol son sergisi simya ile mücevher severlere keyifli takılar sundu. Özellikle yılbaşı koleksiyonu için hazırladığı, günümüzde unutulmaya başlayan telkari tekniğini kullanarak hem farklı takılar tasarlarken bir yandan da milli kültürümüze de sahip çıkıyor. Başarısının sırrını “işin mutfağından geçmeye, gerektiğinde sıfırdan bir takıyı yapabilecek kadar bilgili” olmasına bağlıyor. Son senelerde heykel yapmaya da başlayan sanatçı “amacım heykelin takılarıma eşlik etmesi, ama heykelde henüz somut çalışıyorum amacım onu da soyutlaştırmak” diye anlatıyor. Hiçbir zaman çok büyümeyi ve seri üretime geçmeyi düşünmeyen Erol,  “Ben bir tasarımdan 3 tane yapınca sıkılıyorum seri üretim bana göre değil, ürettikçe canlanıyorum” diyerek hala amatör ruhla tasarımlarını gerçekleştirdiğini belirtiyor.

None Mücevher tasarımcılığına 1996 da başlamışsınız. Daha önce Almanca öğretmenliği yapmışsınız, takı tasarımcılığına nasıl geçtiniz?
Aslında 1989 senesinde takı yapmaya başladım, 1996’da Nişantaşı’ndaki showroom ve atölyemi açtım. Alman edebiyatı mezunuyum. Üniversiteden hemen sonra 6 sene Almanca hocalığı yaptım. 1989 yılında ne yapabilirim diye bir arayışa girdim 3 kız arkadaş takı tasarımı öğrenmeye karar verdik. O dönemde Kapalıçarşı’da erkeklerin hükümdarlığı vardı, kuyumculuk sektöründe Kapalıçarşı mevhumunda çok yabancı görülürdük elimizde gümüşler, altınlar sıfırdan işi öğrendik. Gümüşleri altınları kendimiz eritip kendimiz döker ayarlarını hesaplardık. İşi sıfırdan her ayrıntısı ile öğrendik.

Neden takı tasarımcılığı?
Ben sanatçı bir aileden geliyorum. Resim dersleri aldım Mehmet Güleryüz’den; rahmetli halam ressamdı, babam mimar, benim de elim kuvvetli. 30 yaşından sonra meslek değiştirmeye karar verince sanata tekrar bir dönüş yaşadım.14 sene bale yaptım ancak küs ayrıldım. Sanatla tekrar barışmak istedim ancak resim kariyer gerektiren bir sanat dalı bana göre; daha yeni doğum yapmıştım hem kızım hem üniversite eğitimini göze alamadım. Daha çabuk sanatsal ifademi gösterebilmek için takı yapmaya karar verdim. Her zaman takı takmayı da çok sever ve çocukluğumdan beri boncuklarla, avizedeki taşlarla, deniz kabukları ile takı yapardım. Ama tabii bu takı yapmak çok farklı anlamda çok amatörce takı yapmaktı, hep yaratıcılık vardı ancak gerçekten takıyı kendime göre “sanatsal ifade” olarak nasıl yorumlayabilirimi düşündüm. O dönemde bunu yapan pek kimse yoktu. Amerika’da galerisi olan Ayşe Ünaydın vardı sonra Türkiye’de Ortaköy’de de bir galeri açmıştı. Ondan da mum dersleri almaya başladım, mum tekniğini ondan, metal tekniğini de Kapalıçarşı’da öğrendim. Hem Ayşe’ye hem çarşıya 2 sene kursa gittim.Metal tekniği oldukça meşakkatli bir iş çünkü kaynak, altın ayarı, cilası, her şeyini sen yapıyorsun. Tek mıhlama bilmem zaten o da ayrı bir meslek onun dışında sıfırdan bir takı yapabilirim. 1996 senesinde Nişantaşı’ndaki bu yerimi açtım.1996’da iş de büyümeye başladı yanıma sadekar almaya başladım, 1998’e dek yine de ben yapıyordum ama 1998’den sonra ilk tasarımları ve uygulamalarını yapıyp sonrasını sadekarlarıma bırakıyorum. Ama birebir her parça ile ilgileniyorum. Zaten atölyem de showroomumun arkasında olduğundan hep işin başındayım.

None Hint kültürü sizin üzerinizde çok etkili. En azından benim gözlemim böyle. Hindistan’la aranızdaki bağ ne? Hindistan sizi nasıl etkiliyor?
Hint etkisi aslında sonradan geldi. 2001 yılında ilk kez Hindistan’a gittim. Ondan sonra işin felsefesinden çok etkilendim... Doğuya gittikçe takı ön plana çıkıyor ancak Hindistan takının pik noktasında takıldığı bir ülke. Erkekler de takıyor. Kadınlar tepeden tırnağa takı ile neredeyse giyiniyorlar. Takıyı bu kadar yoğun takmalarının nedeni, estetik ve güzellikten ziyade tanrılarına seslerini duyurmak. Çok sayıda tanrıları var ve amaçları ses çıkararak tanrılarına kendilerini göstermek. Örneğin kadınlar tarlada çalışırken bile her iki kollarında neredeyse dirseklerine dek bilezik takalar amaçları tarlada çalışırken bile tanrıların onları unutmamasıdır. Tapınağa girerken çana vurarak kendilerini belirtip girerler. Takının altındaki felsefe çok hoşuma gitti.

Sizin için mücevher ne demek? En çok hangi maddeleri ve taşları kullanmayı seviyorsunuz?
Ben moda anlayışı ile takı yapmıyorum. Yaptığım işin moda ile ilgisi yok. Ben kendimi bu şekilde ifade ediyorum. Hayatın içinde o anda neredeysem, hayatla olan kontağımdan etkilenerek üretiyor, tasarlıyorum. Yaşamın içinde o an hangi felsefedeysem onu uyguluyorum. Sergilerim de bu felsefelerle ilgili oluyor. Takı işinin kendi iç dünyası ile bütünleşip bir yere getirmek, takıyı güçlü kılmak, aynı zamanda vücuda temasında da içeriye de bir yolculuk yaptırmak gibi bir denge kurdum kendime göre. Taşların enerjilerinden yaralanmayı çok seviyorum. Tüm taşlarımı Hindistan’dan alıyorum onları orada enerjilerini temizleyerek getiriyor ve öyle kullanıyorum.

None Farklılık sizin takıdaki en büyük özelliğiniz. Farklı bileklikler, vücut takılarını ilk cesaret edip yapan sanatçısınız. Bir tasarım yaparken neyi göz önüne alıyorsunuz? Kimlerin nasıl kullanmasını hayal ediyorsunuz?
Böyle başka bir ritüelle hazırlayıp tasarımlarımı oluşturduğumda, o takı alan kişi ile de farklı bir iletişim kuruyor. Takı dişi bir şey. Sana bir hikâye anlatıyor. Benim takılarımı takmaya başlayınca hep takmak istersiniz. Farklı bir duygusu vardır. Bazen çok iddialı ve farklı tasarımlar yapıyorum. Bazen “ben takabilir miyim?” tereddüdü oluyor ancak bir kez alıştıktan sonra ayrılmak istemiyorsunuz. Her tasarımımın bir hikâyesi var; örneğin meleklerim 3 senedir çoğalarak devam ediyorum.Takılarımı Madonna’ya yakıştırırım ya da Tina Turner’a. Onların yaşam yolundaki yolculukları beni etkiliyor. Onlarda görmek isterim mücevherlerimi.

Tasarımlarında neden etkileniyorsunuz? Hepsinin birer anlamı var mı?
Kendimle bağlantıdayım, bu bağlantı bana bu tasarımları yaptırıyor. Kendini güçsüz hissettiğinde güç veren takılarım var. Geçmişte de kabileler, takıları belli sebeplerle takarlarmış. O maskeler, takılar hep kendini koruma amaçlı ya da iyi hissetme amaçlı takılırmış. Ben de bu yola böyle çıktım. Hepsinin anlamı var.Satarken anlamını izah ediyorum ama bazen bilen biri ise zaten söylemeye bile gerek olmuyor. Belli bir kültüre bağlı kalmak gibi bir amacım yok. Hindistan beni renkleri ve mimarisi ile besliyor.

None Telkari sanatını kullanmak aklınıza nereden geldi?
Son koleksiyonum telkari üzerine kurulu. Bu yola bir Mardin yolculuğu ile girdim. Orada kaybolmaya yüz tutmuş telkari geleneğinden çok etkilendim ama bir o kadar da üzüldüm. Şu anda Mardin ve Midyat’ta kuyumculardaki telkari işçiliğinin çoğu döküm, bunu yapacak usta kalmamış gibi. Mardin’deki dinlerin, kültürlerin kardeşliğinden ve beraber yaşayış şeklinden çok etkilendim. O kültür mozaiği beni çok etkiledi. Bu yüzden de telkariyi bir şekilde tekrar yaşatmak adına adım atmak istedim. Ben modern tasarımlarımla telkariyi kullanmayı düşündüm.

Sizin en etkilendiğiniz takı tasarımcısı kim?
Alman takı tasarımcılarından özellikle de erkek tasarımcılardan çok etkileniyorum. Harp görmüş ve bu kadar teknik anlayış insanlarının bu kadar yumuşak ve derinliği olan tasarımlar yapmalarından etkileniyorum. Çok kusursuz çalışıyorlar, çok mimarı etkideler. Ama bu kadar mı el yapımı takılar fabrikasyon kıvamında hatasız olabilir.

Yurt dışında satışınız var mı? Ya da Türkiye’de sizin showroomunuz dışında bir yerde satışınız var mı?
Şu anda yok. Bir dönem New York’da  Aaroon Fiber adlı bir galeride ve İngiltere Londra’da South Molton Street’teki Electrum adlı galeride takılarım satıldı. Bu sene birkaç yerle konuşmaya başladık, sonucu göreceğiz. İstanbul’da da showroomum dışında Midnight Express Bebek mağazasında ve Modern müzenin satış mağazasında satılıyor.

Başarınızı neye borçlusunuz?
İşin mutfağından geçmek, gerektiğinde yapabilmek çok önemli. Tasarımlarınız bu şekilde olunca daha uygulanabilir ve taşınabilir oluyor. Yapıp yapmamak size kalmış ancak bilmek çok önemli.

Triwa'nın Yeni Saat Koleksiyonu

Triwa 2013 Yaz Saat Koleksiyonu

None Eteklerle, jeanlerle, pantolon ve elbiselerle, hafta içi, hafta sonu günün her saati kullanacağınız "yaza özel" saatleri düşünün. İşte o saatlerden ...
Triwa'nın Yeni Saat Koleksiyonu Devamını Oku >>

Yorum Yapın!