Işınlanmak mı yoksa görünmezlik mi istersin? Artık hepsi mümkün - womenist.net 

Işınlanmak mı yoksa görünmezlik mi istersin? Artık hepsi mümkün

Uçan otomobiller, sanal gerçeklik uygulamaları ve ışınlanma gibi teknolojiler artık bir hayalden ibaret değil.

None Hollywood ve bilim kurgu yazarları el ele verip, şimdiye kadar hayalini kurduğumuz cesur yeni dünyaya teknoloji sayesinde kavuşabileceğimize bizi inandırdılar. Onlara kulak asacak olsaydık, çevremiz çoktan Geleceğe Dönüş'te Marty'i zamanda yolculuğa çıkaran Delorean gibi otomobillerle ya da Jetgiller'deki akıllı haplar ve robotlarla dolu olmalıydı. Bununla birlikte günümüzde dişlerimizi fırçalayıp, kıyafetlerimizi giydiren robotik ellere sahip değilsek de teknoloji büyük bir hızla ilerlemeye devam ediyor. O zaman gerçek dünyaya dönelim ve gelecekte bizi bekleyen teknolojik icatlarda ne gibi gelişmeler olduğuna bir göz atalım.

None Uçan Otomobiller

Düşünsenize; otoyolların yeşil alanlarla kaplı olduğu, bisikletin altında kalmadıkça ezilme tehlikesinin olmadığı bir dünya sizce de mükemmel olmaz mıydı? Neyse ki uzmanlar bir süredir bu fikir üzerinde çalışmalar yapıyor. Uçan araba konseptine en yakın araçsa şimdilik Terrafugia Transition. Tasarım olarak uzay çağı otomobillerini pek andırmasa da Terrafugia'nın en büyük özelliği, bir düğme ile kanatlarını açarak uçak moduna geçebilmesi. Karada saatte 200 kilometre hız yapan araç, havada 220 kilometre hıza ulaşabilecek teknolojiye sahip. Yani çok kısa bir gelecekte arabamıza atlayıp havaalanına gitmek, oradan da istediğimiz yere yine kendi vasıtamızla ulaşmak mümkün olabilecek. Peki bu araçları yollarda görebilmek için daha ne kadar beklememiz gerekiyor? Belki de düşündüğümüzden çok daha yakın bir gelecekte ayaklarımızı yerden kesen bu otomobillerle tanışabileceğiz; çünkü kulağımıza gelen haberlere göre Terrafugia'nın seri üretimi Türkiye'de "Planet Green" adlı bir şirket tarafından gerçekleştirilecek. Onun için 200 bin dolar biriktirmek için biran önce kolları sıvasanız iyi olur.

None Transatlantik Tüneli

Eğer bu hayal gerçekleşirse, Atlantik Okyanusu'nu aşabilecek devasa bir denizaltı tüneli sayesinde Londra'da kahvaltı edip, öğle yemeğini Times Square'de yemek mümkün olabilecek. Bununla birlikte Jules Verne'in büyük eserinden esinlenmiş gibi duran projenin önünde şimdilik çok sayıda teknik engel var. Projede, Londra- New York arası 5500 km'lik mesafenin tüp geçidin içinden geçecek ve saatte 8000 km hıza ulaşabilecek manyetik bir trenle bir saatte kat edilmesi amaçlanıyor. Bununla birlikte tüp geçidin okyanus yüzeyinde oluşabilecek fırtınalardan, hareket halindeki gemilerden ve Atlantik Okyanusu dibindeki yüksek basınçtan etkilenmemesi gerekiyor. Kısacası üzerinde yıllardır konuşulan projenin gerçekleşebilmesi için hem çok para hem zaman hem de emek harcamak gerekiyor. Üstelik de ses duvarını aşabilecek hızlara ulaşan hipersonik yolcu uçaklarından bahsetmeye başladığımız bir çağda. Yani transatlantik tünel projesi şimdilik ne yazık ki boş bir hayal gibi görünüyor.

None Işınlanma

Uzay Yolu'nun unutulmaz kahramanı Kaptan Kirk ne zaman Atılgan'dan ayrılmak istese "Işınla beni Scotty" diye bağırırdı. Oysa bu cümlenin üzerinden yıllar geçmesine rağmen uzun zamandır hayalini kurduğumuz ışınlanma projesi bir türlü gerçekleşemedi. Işınlanma teoride insan vücudunun en küçük yapı taşı olan atomlara ayrılarak, bu atomların başka bir yerde birleştirilmesi teknolojisine dayanıyor; ancak bilim insanları henüz ne kendilerini ne de atomları bir yerden bir yere taşımayı başaramadılar. Bununla birlikte kuantum mekaniğinde özellikleri birbirine bağlı olan karmaşık elektronlardan bir çift yaratılabileceğinin mümkün olduğu kanıtlandı. Bu ikiz fotonların özellikleri tam olarak anlaşılabildiği zaman üretilebilecek kuantum bilgisayarlar sayesinde, şifreli bilgiler ışınlanabilecek ve bilgisayarlar şimdi olduğundan çok daha hızlı çalışarak, günümüz teknolojisiyle yıllar sürebilecek hesaplamaları dakikalar içinde yapabilecek. Bizim ışınlanabilmemiz içinse vücudumuzdaki her bir parçacığın içindeki bilgilerin alınıp, ışınlanacağı yerdeki parçacıklara aktarılması gerekiyor ki vücudumuzdaki parçacık miktarı düşünüldüğünde bu hiç de kolay değil. Yani en az 100-150 yıl daha yaşamayacağımıza göre, bu hayalle şimdilik vedalaşsak iyi olur.

None Görünmezlik Pelerini

Herkesin saklamak istediği şeylerinin olduğu bir dünyada kim bir görünmezlik pelerinin arkasında Harry Potter gibi aniden yok olmayı istemez ki? Günümüzde askerlerin kamuflajı ve çok daha zırhlı araçların yapılması için özellikle askeri alanda bu konuya ilgi büyük. Şimdiye kadar yapılan araştırmalar sonucunda uzmanlar, insan saçının onda biri genişliğindeki mikroskobik objeleri gizlemeyi başarmıştı. Fakat Birmingham Üniversitesi'nde geliştirilen, aynaya yerleştirilerek oluşan kalsit adlı bir kristal prizma sayesinde ilk kez insan gözünün görebileceği boyutlarda bir obje, bir ataç yok edildi. Kalsitin ışığı bükme özelliği ve iki ışına ayrılması sonucu oluşan göz yanılsamasının objeleri görünmez kıldığını belirten uzmanlar, kristal pelerinin saklayacağı objeden 20 kat büyük olması gerektiğini açıkladılar. Şu an doğada insan vücudunu gizleyebilecek boyutlarda kalsit kristalleri var olsa da, daha kompakt bir görünmezlik pelerini geliştirmek için halihazırda çalışmalar yapılıyor. Yani belki de birkaç sene içerisinde biz de Harry Potter ve arkadaşları gibi görünmezlik pelerinlerimizi takarak saklambaç oynayabiliriz.

None Sanal Gerçeklik

 Microsoft'un Xbox 360 platformu için geliştirdiği, el ve kol hareketleriyle oyun oynamayı sağlayan Kinect adlı aygıtı ve 3D ekranlar sayesinde aslında sanal gerçeklik uygulamalarına düşündüğümüzden çok daha yakınız. Çok yakın bir gelecekte sanal futbol sahasında Lionel Messi'ye şut çekebilecek ya da bir fps oyununda mermileri çıkarmak için su altına dalabileceksiniz. Hatta sanal turizm uygulamaları sayesinde merak ettiğiniz ülkelerin sokaklarında yürüyebilecek, uzun mesafeli ilişkilerde aradaki uzaklığı fark etmeden aşkınızı devam ettirebileceksiniz. Şu an bu teknolojideki en büyük sorun, geri bildirim özelliği (yani dokunma hissi) konusundaki engeller. Gerçi özel kıyafetler ve bazı aksesuarlarla bu hissi biraz olsun yakalayabilmek mümkün. Yine de bu tarz aksesuarların inandırıcılık duygusunu azalttığı da bir gerçek. Sonuçta sanal bir ortamda omuzunuza çarpan bir şeyi tam olarak hissetmezseniz, tam olarak nasıl zevk alacaksınız ki?

None Hissedebilen Robotlar

Özellikle gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan yüksek yaş ortalaması ve genç nüfusun giderek azalması gibi sorunlar, son yıllarda araştırmacıları bu konuya farklı çözüm yolları bulmaya itiyor. Yaşlı nüfusun bakımı için sentetik ellere duyulan ihtiyaç giderek artıyor. Tabii sadece bu alana yönelik olarak değil, farklı ihtiyaçlara çare olacak robotlar geliştirmek için de çalışmalar yapılıyor. Bununla birlikte laboratuvarlardan çıkan droid'ler genelde sadece ilaç reçetelerini sınıflandırmak ya da otomobilleri yıkamak gibi hedefe yönelik küçük görevler için programlanmış makineler oluyor. Oysa burada asıl amaç, sahipleriyle gerçekten iletişim kurabilecek robot varlıklar geliştirmek. Sizinle göz teması kurabilecek, ne istediğinizi şıp diye anlayabilecek robot arkadaşların tasarlanması, hem ekonomik hem de teknik olarak çok zor. Kısacası yakın gelecekte cerrahi operasyonlar yapabilen mekanik ellerle tanışabileceğiz ama Star Wars'tan tanıdığımız akıl hocalığı yapabilecek C3PO ya da R2D2 gibi robotlar için daha uzun süre beklememiz gerekecek.

None Akıllı Haplar

Hem sabah kahvaltısı hem de öğlen ve akşam yemeği yerine geçecek tek bir hapla günü kurtarmaya ve yemek sorunundan tam olarak kurtulmaya ne dersiniz? Çevremiz bu kadar lezzetli yiyeceklerle doluyken bu fikrin çok da iç açıcı görünmediği açık. Bununla birlikte astronotların ve ön cephelerde savaşmak zorunda kalan askerlerin birkaç günlük besin ihtiyaçlarını tek bir tabletle karşılayabilmesi için geçmişte 'Metabolic Dominance' adlı bir proje yürütüldü. Fakat 2008 yılında İspanyol araştırmacıların yaptığı bir çalışma, nutrasötik olarak adlandırılan ve yiyeceklerdeki ham kimyasalları içeren ek gıdaların, sağlık açısından gerçek yiyeceklerin yerini tutmadığını ortaya koydu. Diğer yandan nanoteknoloji alanında da yemeklerin dokusunu değiştirmeden şeker hastalığı gibi kronik rahatsızlıkların önlenebilmesine ya da yağ oranının azaltılmasına yönelik çalışmalar yapılıyor. Bu konudaki endişelerden biri de nano parçacıkların hücrelere sızabilecek kadar küçük olması ve vücudun DNA yapısına verebileceği olası zararlar üzerine kurulu. Yani öncelikle nano yiyeceklerin uzun dönemli etkilerinin iyice saptanması gerekiyor. Bu da hamburgerlerin ve patates kızartmalarının tadını bir süre daha çıkarabileceğimiz anlamına geliyor.

None Sonuç olarak yıllardır hayalini kurduğumuz uzay çağı teknolojilerine henüz bir hayli uzak olduğumuz ortada; ancak yukarıda da anlatıldığı gibi bilim birçok konuda ilerleme sağladı. Hatta sırf günümüzde elimizden düşürmediğimiz birçok cihaza bakarak bile teknolojinin ne boyutlara geldiği anlayabiliriz. Hangimiz bundan birkaç sene öncesine kadar uzaktaki sevdiklerimizle görüntülü konuşma yapabileceğimize, dokunmatik ekranlar üzerinden tüm hayatımızı yönetebileceğimize, 3D gözlükler ve harekete duyarlı cihazlarla bambaşka bir boyuta geçebileceğimize inanırdık ki? Kısacası teknoloji her geçen gün gelişmeye ve önümüze sınırsız sayıda imkan çıkarmaya devam ediyor. Onun için şimdilik elimizdeki olanaklarla yetinmeyi öğrenmeli, hayallerimiz içinse biraz daha sabretmeliyiz.

Ceren Öztuna
www.brandmaillive.com

WhatsApp, Facebook ve Twitter neden açılmıyor?

Dün gece 2:00'da başlayan aksaklık hala devam etmekte!

WhatsApp, Facebook ve Twitter neden açılmıyor? Devamını Oku >>

Yorum Yapın!