Saat&Saat İstanbul Modern’de herkesi ‘lüks anları keşfetmeye’ çağırdı! - womenist.net 

Saat&Saat İstanbul Modern’de herkesi ‘lüks anları keşfetmeye’ çağırdı!

Guess, Gc, DKNY, Micheal Kors, Tommy Hilfiger, Emperio Armani gibi dünyaca ünlü 30\'yakın markanın saat ve aksesuarlarının Türkiye distribütörü Saat&Saat markası, 3 Ekim 2011 Pazartesi akşamı İstanbul Modern’de düzenlediği görkemli bir davet ile “sanat” ve “lüks”ün iç içe geçtiği Uluslararası “Gc Smart Luxury” fotoğraf projesinin tanıtımını gerçekleştirdi.

None Dünyaca ünlü İsviçreli saat markası GC'nin kurucusu Paul Marciano’nun “Benim kişisel lüksüm, her gün sevdiğim işi yapmaktan gelir” sözlerinden yola çıkılarak hayata geçirilen “Gc Smart Luxury” (Lüks Anlar) projesinde  Türkiye etkinliğin düzenlediği üçüncü ülke! Pek çok farklı ülkede gerçekleştirildikten sonra proje kapsamında yer alacak tüm fotoğraflar düzenlenecek büyük bir sergi ile de dah sonra tanıtılacak. Dünyaca ünlü perküsyon sanatçısı  Burhan Öçal ile DJ Murat Uncuoğlu’nun birlikte sahne aldığı gece,  Türkiye'nin parlayan yıldızlarının sunumunun ardından DJ Murat Uncuoğlu’nun performansı ile son buldu. Saat & Saat “Gc Smart Luxury” artistik fotoğraf projesinin İstanbul’daki lansmanını üstlenerek, lükse ulaşmanın günlük  hayatta da mümkün olduğunu kanıtlayan bir etkinliğe imza atmış oldu. Geçtiğimiz yıl Londra ve Basel’de gerçekleşen  “Gc Smart Luxury” projesinin İstanbul Modern’deki tanıtım gecesinde markanın CEO’su Cindy Livingston da Saat & Saat’in konukları arasında yer aldı.

None Mesleklerini ve sanatlarını ünlerinin çok daha önünde bir yerde tutan, hayatlarının akışını tutkuyla yaptıkları işleri üzerinden belirleyen beş farklı alandan beş farklı isim, Brezilyalı fotoğrafçı Pino Gomes’in objektifinden anlatılıyor.  “Giritli İdilica” restaurantlarının  kurucusu ve sahibesi İdil Çimrin, İstanbul Şehir Tiyatroları oyuncusu aktör Mert Turak, karikatürist Cemal Söyleyen, blogger Nilüfer Türkoğlu ve moda tasarımcısı  Selim Baklacı “Gc Smart Luxury” Projesi'nde  Türkiye'den seçilip fotoğraflanan beş başarılı isim oldular. Biz de hem GC markasının CEO’su Cindy Livingston hem de 5 yükselen yıldız ile ayrı ayrı röportajlar gerçekleştirip gecenin nabzını sizler için tuttuk.

None İlk röportajımız başarılı CEO Cindy Livingston ile gerçekleşti;
Gc Smart Luxury projesinin çıkış noktasından bahsedebilir misiniz?
Gc’yi oluşturduğumuz ilk günlerde bir toplantı esnasında kendimize ‘kollarında Guess markalı saatlerle gezen gençler büyüdüklerinde nasıl bir saat takmayı tercih edecekler?’ diye sorduk. Üniversiteye gidecekler ve hemen ardından iş hayatına atılacaklar. Bu sefer biraz daha ‘kalite’ ve ‘lüks’ arıyor olacaklar. Proje biraz da bununla ilintili, gençler bizim için yükselen yıldızlar aynı zamanda. Önümüzdeki 18 ay boyunca birçok ülkede ‘yükselen yıldız’ seçmeye devam edeceğiz. Ve proje tamamlandığında elimizde birçok yıldız olmuş olacak ki bu muhteşem birşey.

İstanbul  Londra ve Basel’den sonra projeye ev sahipliği yapan üçüncü şehir. Neden İstanbul? Sizce İstanbul da yükselen bir yıldız mı?
Açıkçası Türkiye, GC’nin tüm dünyada en çok önemsediği beş pazardan biri. Ayrıca modayla ilgilenen, kaliteden anlayan ve gittikçe kendini çok daha fazla geliştiren genç bir nüfusunuz var. Dolayısı ile markamız için oldukça önemli bir yer İstanbul ve Türkiye. İstanbul’a ilk kez 18 yıl önce gelmiştim. İş dolayısı ile ara ara ziyaret ediyorum, ve doğrusunu söylemek gerekirse Boğaz’a bayılıyorum. Enfes bir şehir İstanbul!

Bu sezonun kadınlar için sizce saat trendleri neler?
Saatlerde seramik modası sürüyor. Çok ciddi bir trend diyebilirim. Chanel’in kadın saatlerinde başlattığı bu seramik modasından etkilenen oldukça fazla genç kız var. Biz de bu trendi görüp aynı şekilde seramik saatler üretmeye ve satmaya başladık. Genç kızlar taşlı saatlere bayılır. Saat tercihlerinde hep üzerinde  az da olsa taşlı olanları tercih ederler. Büyüyüp iş hayatına girdiklerinde de bu tutkularından kolay kolay vazgeçemezler. Taşlı saatler genelde modadır, diyebilirm. Ayrıca şunu da eklemeliyim, eskiden olduğu gibi tekrardan küçük saat modası da başladı. Son 7-8 senedir görmeye alıştığımız o büyük saatler yerini küçüklere bırakmaya başlıyor. Kadınların kollarında daha çok görmeye başlayabilirsiniz.

None Yükselen beş yıldızı nasıl seçtiniz?
Açıkçası Türkiye’de işbirliği içeisinde olduğumuz Saat&Saat’in bu noktada önemli desteği oldu. Özellikle farklı farklı kariyerleri olan, kendi konularında ileriki yıllarda ‘yıldız’ olmaya aday kişileri seçtik. Mesela Türkiye’de karikatürist ve blogger seçimi oldukça başarılı bence. Diğer ülkelerde de ressam, ağaç oyma sanatçısı gibi farklı seçimlerimiz oldu.  

Bizim yükselen yıldızlar arasında restoran işletmecisi olan genç bir girişimci, aktör, blogger, karikatürist ve bir moda tasarımcısı var. Size şu anda tekrardan genç olma şansı verilse hangisini olmayı tercih ederdiniz?
Herhalde bir blogger olmayı seçerdim. Benim yaş grubuma göre oldukça yeni birşey ve son derece büyüleyici! Tüm bu sosyal medya olayları çığ gibi büyümeye devam ediyor. Bir blogger olmak oldukça ilginç olsa gerek.  

Markanızın kurucusu  Paul Marciano “Benim kişisel lüksüm, her gün sevdiğim işi yapmaktan gelir” diyor. Siz kendi kişisel lüksünüz ile ilgili neler söylemek istersiniz?
İnsanın kişisel lüksü, hayatının farklı zaman dilimlerinde değişiklikler arzedebiliyor. Benim de yıllar içinde öyle oldu. Fakat şu anda; ‘yapmak istediğim şeyler için zaman ayırabiliyor olmak benim lüksüm, sanırım. Ailem ve sevdiklerimle zaman geçirmek, görmek istediğim yerlere gitmek... Bir zaman sonra kolunuza taktığınız Louis Vuitton çantanın pek de bir önemi olmuyor artık eskiden olduğu gibi.

None İdil Cimrin
Avukatlık mesleğini bırakıp yemek yapma tutkusunun peşinden giden İdil Cimrin, azimle yola koyularak kendi restoranını kurmaya girişmiş ve bugün artık müdavimleri olan, yemeklerinin lezzeti dilden dile dolaşan “Giritli İdilica”nın başarısının keyfini sürüyor.

Siz bu projeyle ilgili neler söylemek istersiniz? Gerçekten ‘tutku’ en önemli şey mi başarınızda?
Evet, kesinlikle. Hakikaten çok zor şartlarda ilk restoranımı açtım. ‘Tutku’ zaman içerisinde sürekli olarak yanımda olmasaydı sanıyorum bu noktaya gelmem pek söz konusu olmazdı. Bu sene ben yılın genç girişimci iş kadını adayıydım fakat maalesef kaybettim. Bu projede yükselen 5 yıldızdan biri olmak benim için adeta bir teselli oldu açıkçası.

Reklamcılık ve Hukuk eğitiminin ardından Avukatlık mesleğini aktif olarak yapıyordunuz ve bir anda ‘yemek işi’? O hayata mı alışamadınız yoksa yemek işi küçüklüğünüzden beri hayalini kurduğunuz birşey miydi?
Yurt dışında kalan batık alacakların tahsilatı ile ilgili kısa bir süre çalıştım. Sonra Pastacı İdilika diye bir markam oldu, butik pasta yapıyordum,  ardından yemek programı, yeni restoranlar derken devamı geldi. Çocukluğumdan beri bu işi yapacağımı biliyordum zaten. Restoranlarım olacak derdim hep, kimse inanmazdı. Birşeye tereddütsüz inanıyorsanız olmaması için hiçbir neden yoktur.

None Mert Turak
Mert Turak “lüks” anlarını en iyi sahnedeyken yaşayabileceğini anladığında henüz 17 yaşındaydı. Sahnede olmaya karar verdiğinden bu yana oynadığı oyunlar sayesinde pek çok ödül alan Mert Turak, geçtiğimiz yıllar içerisinde oyunculuğunu televizyon ekranına da taşıdı.

Projeyle ilgili düşünceleriniz? Sizin lüks anlarınızda ‘sahnede’. Dizi seti, tiyatro sahnesi ya da film seti? Hangisi daha çok ve neden?
Öncelikle projeyi yükselen değerlerle özdeşleştirmeleri gerçekten çok ince ve onur verici. Dizi seti, tiyatro sahnesi ya da film setinden ziyade ‘nasıl bir role’ hayat vereceğim önemli. Ama tabii tiyatronun yakınlığı ve gerçekliği hiçbirinde yok. Seyircinin nefesini ensenizde hissetmek farklı bir duygu.

Bir gün ulaşabileceğiniz bir nokta belirlediniz mi kendinize? Afife Ödülleri’nde ‘En iyi yardımcı erkek oyuncu’ ödülü kazanmıştınız. Oscar alacağım ya da Cannes’da kırmızı halıda yürüyeceğim gibi hedefleriniz var mı?
Eskiden böylesine hırslarım vardı fakat 5 yıl önce Sadri Alışık’da aldığım ödül ile yeni bir parkur başladı benim için. Klasik bir söz vardır hani; ‘oldum demeyeceksin’ diye. Sanıyorum bir gün Oscar Ödülü de alsam ‘oldum’ dememeliyim. Örneğin aldığım ödülleri evde çek-yatın altına koyuyorum görmeyeyim diye. Annem,’oğlum çıkart onları, küserler sana yoksa’ diyor.

En sevdiğiniz aktör, aktris ve başucu filminiz?
Haluk Bilginer ve Şener Şen aklıma ilk gelenler. Benim yaşıtlarımdan Sarp Akkaya önemli bir oyuncu. Yabancılardan aklıma gelen isimler ise Dustin Hoffman ve Geoffrey Rush. Başucu filmi için söyleyebileceğim o kadar çok film var ki... Hemen şu an aralarından birini seçip söylemem gerekirse, Tim Burton - Big Fish derdim herhalde.

None Nilüfer Türkoğlu
“Ne görüyor, ne duyuyor, ne düşünüyorsam özgürce yazıyorum… Ne de olsa hippi kızım ben” diyen Nilüfer Türkoğlu, “hippikız.com” adlı bloğunda duyguları ve düşüncelerini yazdıkları aracılığıyla okuyucusuna aktarıyor. Kendine özgü tarzı ve anlattıklarıyla Nilüfer Türkoğlu’nu merakla takip edenlerin sayısı her gün giderek artıyor.

Bu Hippi Kız çok tuttu! Bu devirde özgürce yazmak cesaret işi? Sizin lüks anlarınız hep ‘yazarken’ mi?
Evet, yazmak benim için bir lüks çünkü mutlu olduğum bir an. Ayrıca kendime açtığım alan, Hippikız da bana özgürlük sağlayan bir alan. Özgürce yazıyor olduğumu düşünüyorum ki o anlarımda benim lüks anlarım.

Daha şimdiden ‘en iyi blogger’ ödüllerini silip süpürüyorsunuz. Kitap yazmayı düşünüyor musunuz? Bestseller bir kitap mesela?
Bestseller olması gibi bir iddiam yok açıkçası. İlkokul 1’den beri günlük tutuyorum. Yazmak benim için bir hobi olmanın dışına çıktı, bir hayat tarzına dönüştü adeta. Kitap yazmak en büyük hedefim, umarım bir gün o da olacak.

Hippi Kız betimlemeyi, tarifi çok seviyor. Size şu an kendiniz için istediğiniz bir saati 3-5 cümle ile anlatın desek?
Kesin renkli bir saat olurdu. Pembeler, sarılar, turuncular. Her telden çalan bir saat olurdu herhalde. Zaman sınırı keşke olmasa ama hayatta zaman diye bir kavram var mecburi.

Peki bu saat 12 saat mi 24 saat düzenine göre mi olurdu?
Keşke 48 saati gösterse... Dediğim gibi ‘zaman’ sınırı olmayan bir saat, kendim için istediğim bir saat olurdu herhalde.

None Selim Baklacı
Mesleğine lise yıllarında tekstil markalarına tasarımlar yaparak başlayan Selim Baklacı genç yaşta ulaştığı başarısının sırrını “Tasarımı okulda öğrenmedim, o zaten doğuştan gelen bir kabiliyet sözleriyle açıklıyor. 2004 yılından bu yana “Feryal” adlı hayali bir karaktere kıyafetler tasarladığı oldukça keyifli bir proje sürdüren Selim Baklacı ilhamını müzikten aldığını belirtiyor.

Siz ne düşünüyorsunuz bu ‘Benim kişisel lüksüm, her gün sevdiğim işi yapmaktan gelir” ile ilgili olarak?
Herkes sevdiği işi yapamıyor toplumumuzda. Sevdiği işi yapıyor olmak, bir lüks. Tabii yetenek de oldukça önemli. Eğer yetenekliysen ve birşeyi yapmak istiyorsan üstüne gidiyorsun. Ben de işini severek yapanlardanım.

Tasarım, doğuştan gelen bir kabiliyet diyorsunuz. Sizin kendinizi yakın ya da uzak gelecekte görmek istediğiniz yer neresi?
Dünya podyumlarında defile yapmak, sayılır ve bilinir, katma değeri yüksek olan bir marka olmak hedeflerim arasında. Londra ve Paris’te defile yapmayı isterdim açıkçası.

Şu sıralar neler yapmaktasınız?
Geçen hafta Berlin Galeri’de bir defilem vardı. Rotterdam Tarih Müzesi’nde 6 aylık bir sergim vardı. Keza Köln’de de bir çalışmam oldu. Ulusal müzelerle çalıştım son zamanlarda. Açıkçası kendi imkânlarımla ilerliyorum. İşinde iyi olursan gerisi geliyor, inanıyorum gelecek de.  

Çalışmalarınızda müziğin katkısı büyük. Ne tarz müzikler bunlar?
Sadece müzik de dinlemiyorum. Çalışırken radyo tiyatrosu dinlemek bile beni rahatlatıyor. Her türlü müziği dinliyorum, ayrım yapmıyorum. Ama eklemem gerekirse, darbuka dinleyip oryantal bir kıyafet çıkarmıyorum tabii ortaya. Müzik, çalışmalarımda o kadar da belirleyici değil tabii.

None Cemal Söyleyen
Eline kâğıdı, kalemi aldığı an yüzüne yerleşen gülümsemeyle birlikte çizdiği karakterlere bürünüveren Cemal Söyleyen çizimlerinin yayınlandığı dergilerle her hafta yakından takip edilen bir çizer. Kendi iç dünyasındaki renkli kişiliği çizimleriyle somutlaştıran Cemal Söyleyen, gerçek anlamda işine aşık biri…

İşine aşık olmak başarı için en önemli anahtar mı?
Halil Cibran’ın bir iki fırıncıdan bahsettiği bir hikâyesi vardır. Bu fırıncılardan birinin elinde her türlü malzemesi ve olanakları vardır ama dükkânı bıkkınlıkla açar. Diğerinin ise olanakları kısıtlıdır, ama mesleğine aşıktır, yaptığı ekmeklere aşk katar. Sonuçta mahalleli içinde sevgi olan ekmeği daha lezzetli bulur ve onu tercih eder. İşini sevmek, başarı için kesinlikle mühim.

Evet belki çok klasik bir soru ama küçükken ne olmak isterdin? Kalemi ilk tuttuğundan beri çiziyor musun?
İlkokul 3’te annemin arkadaşı Leyla Hemşire bir koli çizgiroman getirmişti eve, oğlu artık okumuyormuş. Ondan sonra başladı her şey. Daha sonra lise yıllarında İstanbul’da akademi okumalıyım ve bu işe dahil olmalıyım dedim. Şimdi serüven sürüyor.

GC Smart Luxury Türkiye’nin 5 parmağından biri olmak nasıl bir duygu?
İki kelimeyle ‘çok güzel’.

Röportaj: Gökhan Erciş
Fotoğraflar: Sıla Gürkan

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!

Dünyanın en sevimli yavru hayvanlarıyla güne kısa bir ara verin!

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!
Kalplerinizi Isıtacak Yavrular! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!