Başarının sırrı; Ceyda Balaban - womenist.net 

Başarının sırrı; Ceyda Balaban

İster şans deyin ister tesadüf, eğer doğru zamanda doğru kararları almazsanız bunlar pek de işe yaramaz. Ceyda Balaban’ı “Ceyda Balaban” yapan ise bu konuda oldukça başarılı olması!

None Henüz ilkokul çağlarındayken modacı olmayı aklına koyan Ceyda Balaban, çalışmayı seven ve işine aşık bir kadın. O, genç yaşında hem Tarkan, Kenan Doğulu, Gülşen ve Yalın gibi bir çok ünlü ismin stilistliğini yapmış hem de Demsa’nın bünyesinde bulunan Harvey Nichols’ın kreatif direktörü. Biz de Ceyda Balaban ile hayatı ve başarıyı nasıl yakaladığı ile ilgili bir sohbet gerçekleştirdik…

Hızlı adımlarla ilerlediğiniz bir başarı hikayeniz var. Bu kadar çabuk başarıyı yakalamanızın sırrı nedir?
Aslında hikayenin içinde olduğunuz zaman çok fazla bir şey yapmış gibi hissetmiyorsunuz kendinizi. Ama ben şuna inanıyorum, hayat size kapılar açıyor ve önemli olan o fırsatlarla karşılaştığınızda farkında olmanız. O konuda çok şanslı olduğumu düşünüyorum çünkü ben içgüdülerime çok güvendim. Çok alâkasız işler yaparken bile hep önüme gelebilecek fırsatları kafamda belirledim ve o doğrultuda ilerledim, dolayısı ile de o fırsatlarla karşılaştığımda onları değerlendirebildim. Özellikle yaş ilerledikçe risk alma potansiyeliniz de düşüyor. Ama benim şansım, iş hayatına erken yaşta atılmış olmam. 18 yaşımda çalışmaya başladım ve birçok iş yaptım. Okul okumadan evvel ne istediğimi bulmak istedim.

Nasıl başladınız çalışma hayatına?
Ben göz önünde olan işleri hep çok sevdim. O zaman da ilk Ahmet San ile çalışmaya başladım. O dönemde Ahmet San büyük konser organizasyonları yapıyordu ve bu işin prodüksiyon kısmı da benim çok fazla ilgimi çekiyordu. Yapılan iş hiç de kolay bir iş değildi çünkü A’dan Z’ye her şeyiyle ilgilenmeniz gerekiyor. Ve asıl önemli olan, bir kez aklınıza bu organizasyon işini oturttuğunuz zaman, bunu hayatınızın her evresinde kullanabiliyor olmanız. Dolayısı ile bu benim için çok iyi bir tecrübeydi ve Ahmet San’a bu noktada çok şey borçluyum.

None Beni hep kreatif alanda çalışmam için yönlendirdi. Hep prodüksiyon kısmında, sanatçı ilişkileri ve organizasyon işlerinde çalıştırdı beni. Üniversite seçimim konusunda bile ona danıştım. Sinema televizyon seçtim,  daha sonra Elle dergisinde moda editörlüğü yaptım. Ama zaten çocukluğumdan beri moda ile ilgilenmek istiyordum. Sonra bir dönem menajerlik yapmaya başladım. Kenan Doğulu’nun şirketinde çalışmaya başladım ama yine proje de üretiyordum. O dönemde Ahmet San’la karşılaştım bana “ne yapıyorsun?” diye sorunca bir gecede karar verdim ve İngiltere’ye yerleştim.

Londra’ya gidişiniz nasıl oldu?
Dediğim gibi, bir gecede karar verdim ve bir hafta içinde de İngiltere’deydim. Orada bir arkadaşım vardı, onu aradım ve yabancı biriyle kalmak istediğimi söyledim çünkü acilen İngilizce’mi geliştirmek istiyordum. Hemen bir kursa yazıldım ve kursta geçen o üç ay, çalışmadığım tek dönem oldu.Daha sonra, hafta sonları Eric Clapton’un mağazasında çalışmaya başladım. Çok özel kıyafetlerin yapıldığı Lord’lara servis verilen, tam kraliyet terziliği öğrenebileceğiniz bir mağazaydı.

None London Collage of Fashion’da okumaya başladım ve Dolce Gabbana’ya geçtim. Orada da sadece ünlülere hizmet verilen bir bölümde çalışmaya başladım ki bir gün vitrin tasarımı yapan kişi işe gelmeyince bu görevi bana verdiler. Hayat gerçekten sürprizlerle dolu çünkü yine hiç beklemediğim bir anda Kelis’le tanıştım, bir anda arkadaş oluverdik. Bana kendisinin stilistliğini yapmamı önerdi. Kelis’in menajeri de çok büyük bir menajerlik firmasının başındaymış. Bana birkaç iş yönlendirdi ve bir anda EMI’la çalışmaya başladım. Birçok PR şirketiyle irtibata geçtim, bir sürü sponsorum oldu, Kelis ile turnelere çıkmaya başladım. Bunu Türkiye’den duyanlar da beni aramaya başladı. Kenan Doğulu ile Eurovision’a hazırlandık.  Öyle bir dönemden geçtim ki, önüme birçok fırsat çıkmış ve ben de onları en doğru şekilde değerlendirmiştim.

Demsa ile yollarınız nasıl kesişti?
O da yine ilginç bir hikaye. Bir reklam şirketi bir projeyle ilgili fikrimi almak istedi. Ben de onlara Brandroom ve Harvey Nichols için ufak bir sunum hazırladım. Verdiğim fikirler beğenilince de çekimlere başladık. Brandroom’dan sonra Harvey Nichols’ı da çektik. Çok beğenildi reklamlar ve Cengiz Bey beni çağırdı. Konuştuk, anlaştık ve kreatif direktör olarak işe başladım. Departmanı oluşturduk ve güzel bir ekip kurduk. Şu anda sanat atölyesi gibi çalışıyoruz adeta. Her vitrinin bir hikâyesi var, bambaşka bir çalışma yapıyoruz ve oldukça da beğeniliyoruz. Bu bizi inanın, çok mutlu ediyor.

None Tarkan’la çalışmaya nasıl başladınız?
Biz daha önceden biliyorduk birbirimizi ama tam olarak tanışmamız onların konser için Londra’ya gelmeleriyle oldu. Ortak bir arkadaşımız vardı, o dönem uzun süre kaldılar Londra’da ve biz çok iyi arkadaş olduk. Türkiye’ye döndüğümde Tarkan’ın da yeni albümü çıkıyordu. Yoğun bir hazırlık içinde olduğunu biliyordum ve bir türlü rastlayamadık birbirimize. Ama bir gün telefonla aradı ve ‘Avrupa 2010 Kültür Başkenti etkinliklerinde kullanmak üzere özel bir kostüm istediğini söyledi. Önümüzde çok kısa bir zaman vardı, bir kez görüştük ve ben o görüşmede ölçülerini aldım. Konser gününe kadar da bir daha hiç görüşmedik. Ceket konsere son dakikada yetişti, hiç provasız hazırladığımız kostüm, Tarkan’ın üzerine ‘tam’ oturdu ve giyip direkt konsere çıktı. Zaten o dönemde büyük yankı uyandırmıştı bu ceket.

Trendleri takip etmek konusunda ne düşünüyorsunuz?
Trend yaratmayı seviyorum ama trendleri takip etmekten fazla hoşlanmıyorum. Hep yeni şeyler bulmayı, yaratmayı amaçlıyorum. Zaten eğer sanatla yaşıyorsanız, moda konusunda gelen yenilikleri takip etmeniz de kolaylaşıyor. Yani, ön planda olan müzik akımı bile size neyin moda olacağına dair ipuçları verebiliyor. Bu konuda Cengiz Bey’de bize çok destek oluyor. Hiç önümüzü kesmiyor çünkü ekibimizle birlikte işimizi ne kadar severek çalıştığımızın farkında. Özellikle sanatçılarla çalışırken trend takip etmek diye bir şey olamaz çünkü sürekli yenilik yaratmanız gerekiyor. Örnek teşkil ediyorsunuz, dolayısı ile benzerleri olan bir iş çıkartırsanız maalesef fark da yaratamazsınız. Popüler kültürden bahsediyoruz, dolayısıyla sizin yarattığınız şeyi insanlar taklit edebilmeli. Örneğin, Tarkan yeleği ya da Kenan’ın kasketi dedirtebilmeniz önemli bu noktada....

Işıl Tulgar
Gökhan Erciş

Erkeklerin Giymeyi Derhal Bırakması Gereken 10 Şey!

Erkekler nasıl giyinmeli ve artık neleri giymekten vazgeçmeliler?

Erkeklerin Giymeyi Derhal Bırakması Gereken 10 Şey!

10 - Hasta edici darlıkta takım elbiseler!
Dapdar pantolonlara sahip, kısa paçalı takım elbiseler, takım elbise değildir arkadaşlar. Kadınların takım ...

Erkeklerin Giymeyi Derhal Bırakması Gereken 10 Şey! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!