Valencia'da aşk başkadır! - womenist.net 

Valencia'da aşk başkadır!

Zamanın birinde sıcacık güneşiyle karşıladı beni Valencia.

Bu sefer çok kararlıyım, bir turist gibi değil yerel biri gibi şehri keşfedeceğim. Otelde kalmak istemiyorum sırf bu yüzden.  Her şey usulüne uygun olmalı. Şehir merkezine en yakın mahallelerden birinde minik bir daire kiralıyorum.

THY 10:35 seferiyle 13:30'da kendimi Valencia Havalimanı’nda buluyorum. Londra'daki metro sisteminin benzerinin Valencia'da da olması çok  hoşuma gidiyor,  hiç zorluk çekmeden şehir merkezine varıyorum 15 dakika sonra. Elimde de bağımlısı olduğum metro haritası…

None Kalacağım daire metro durağına 100 metre, şehir merkezine 5 dakikalık yürüme mesafesinde. Her zamanki gibi hiç vakit kaybetmeden kendimi sokaklara atıyorum. Dikkatimi ilk çeken şey dükkanların kapalı, sokakların sakin ve kimsesiz olması. Saat henüz erken, acaba insanlar hafta sonu tatiline şimdiden mi girmişler, resmi bayram falan mı, yoksa Valencia da Dubrovnik gibi nüfusun toplasan Kadıköy kadar olduğu bir şehir mi aslında?

Yürümeye devam ediyorum ve sokağın sonunda dev Arena görünüyor, hemen çaprazında açık bir dükkan. Tek açık dükkan! Ve o tek açık dükkan bir kebapçı. Şaka gibi, Türkler gerçekten her yerde diye düşünüyorum. Çorumlu bir genç topraklarından kopup gelmiş Valencia'ya. Kebapçı olunca Adanalı falan sanmıştım oysaki. Kısa bir sohbet ve bir iki önemli bilgi aldıktan sonra 'kal
sağlacakla' deyip ayrılıyorum.

Yılmak yok ve keşif yeni başlıyor. Binalar alabildiğine süslü ve devasa... Arena ile karşılıklı kalan dev bir istasyon binası, geniş caddeler ve yavaş yavaş artan bir kalabalık ilk dikkatimi çekenler arasında.

Sonradan öğreniyorumki saat 2 ile 5 arası 'Siesta' zamanı!!!’  Bu haber biran dehşete düşmeme yetiyor. Günün ortasında 3 saat uyku mu?? Yok artık!!! Bu uygulamanın Türkiye'de uygulandığını düşünemiyorum. 09.30'da başlayan mesai 2 gibi bitiyor, sonra 5'e kadar ister uyu ister spor yap ister gez toz, 5'te iş başı yap iki saat daha çalış 7'de paydos. O an karar veriyorum, derhal Valencia'ya taşınıyorum!

None Zara ve Mango markalarının başkenti Valencia'da kadınlar doğal olarak gencinden yaşlısına çok şık ve bakımlı, erkekler derseniz; ‘park ve bahçeler’ kısmında daha detaylı anlatacağım.

Şehir merkezinin sokaklarında uzun bir yürüyüşün ardından insanlar da yavaş yavaş kendilerini göstermeye başlıyor. Yüzlerinde uyku sonrası mahmurluğu arıyorum biraz kıskanarak.

Ara sokaklardaki cafe ve restoranlar da canlanmaya başlıyor, bir süre sonra neredeyse oturacak boş bir yer aramaya başlıyorum. Büyük bir hevesle Paella’yı tatmaya karar veriyorum. Valencia'nın meşhur lezzeti 'Paella' pirinç/arpa arası özel bir malzemeden yapılıyor, domatesli pilav gibi, sebzelisi, tavuklusu, etlisi, deniz mahsüllüsü.... Önümden geçen garsonun elindeki Paella tavasına iştahla bakıyorum. Deniz mahsulleriyle süslenmiş iri taneli arpaların arasında karidesler, midyeler, istridyeler… ve şaşkınlıkla gözüm aradaki yuvarlak salyangoz kabuklarına takılıyor. - Sessizlik -- Kafamı çeviriyorum masada oturan bayan tabağında kabukları ayıklıyor… o an bunu gerçekten yapamayacağıma karar veriyorum. Keskin bir U dönüşüyle hızla 'Paella' hayallerimden uzaklaşıyorum, belki başka bir bahara…

Ertesi gün eski şehri çevreleyen park ve bahçeleri bisikletle dolaşmaya karar veriyorum. Valencian bikes oldukça ünlü. Neredeyse tüm Avrupa ülkelerindeki bisiklet sevdası Valencia'da doruğa ulaşmış boyutta. Dört saatliğine bisikleti kiralayıp yaklaşık 19 kilometrelik parkın içinden bilim ve sanatın birleştiği ‘Bilim ve Sanat’ bölgesine doğru hareket ediyorum.

None Tepede sımsıcak bir güneş, çimlerin kokusu, büyülü ağaçların arasından hafif bir rüzgar, bisikletim ve şarkı söyleyen bir ben. Yine Siesta vaktine denk geldiğimden herhalde, köpeğini gezdirenler, çocuğu ile çimlere yuvarlananlar, dans eder gibi kol bacak hareketleri yapan yaşlı bir bayan ve işte Valencia'nın spor yapan yakışıklıları... Hepsi mi muhteşem vücut ölçülerine sahip olup hepsi mi bu kadar yakışıklı olabilir, öldüm ve cennete geldim diye sayıklıyorum.... bi'tanesine bakarken dengemi kaybedip düşmemek için gidonu daha sıkı tutuyorum. ‘Bu bisiklet meretine bir zamanlar velespit derlermiş ne alaka’ diye düşünerek dikkatimi başka yöne çekiyorum.

Bilim ve Sanat bölgesi turkuaz sularla çevrili dev beyaz kubbelerden oluşuyor, insan kendini karınca gibi hissediyor haliyle. Yine de beni şehir merkezindeki eski binalar kadar etkilediğini söyleyemiyorum. Bölgede bir sanat müzesi, bir bilim müzesi, dinosaurius (dinazor maketlerinin bulunduğu bir bölüm) ve dev akvaryum bulunuyor.

Valencia'ya kadar gitmişken tabii ki deniz&kum&güneş'ten faydalanmamak olmaz, hava 30 derece ve fırsatı asla kaçırmıyorum. Masmavi gökyüzünün altında  göz alabildiğine uzanan kumsalında bir ilki gerçekleştirip tüm diğer bayanlar gibi üstsüz güneşlenmenin keyfini yaşıyorum.

Sonrasında şehir merkezinde Mercado Central (halk pazarı), Lonja  (şimdilerde sergi alanı olarak kullanılan eski ipek pazarı) ve Katedrali de gezerek şehri fethediyorum :)

Son akşam, ulusal kutlamalar nedeniyle yapılan Boğa güreşlerini seyretmeye gidiyorum. İki saat gibi kısa bir sürede altı adet hayvanın zevk için öldürülmesi hiç de hoşuma gitmiyor.

Valencia'dan huzurla ayrılıyorum, ve uzaklardan gelen şarkı...
...... we'll meet again in a dream time separates our lives so I guess I must say goodbye

Candan Özdemir

Görülmeye Değer San Sebastian Gitmeye Ne Dersiniz?

İspanya'nın en popüler yaz destinasyonlarının başında gelen San Sebastian; tarihi, doğası ve kültürüyle herkesi büyülemesinin yanı sıra bol Michelin yıldızlı bir şehir olmasıyla da tüm dünyadan gurmelerin ilgisini çekmeyi başarıyor. ..

None

Yemek cenneti olarak bilinen kent, dünyanın en iyi lezzetlerini sunduğu söylenen Bask mutfağının da ana merkezi.

Guipuzcoa bölgesinin başkenti olan San ...

Görülmeye Değer San Sebastian Gitmeye Ne Dersiniz? Devamını Oku >>

Yorum Yapın!