Masumiyetin kaybı - womenist.net 

Masumiyetin kaybı

Topu topu dört yaşındaydım. İlkokul bir’deki ilk günlerim. Evdekiler bana rengarenk boyalar almışlar ve sıkı sıkı tembihlemişler kimseye vermeyeyim diye…

None Okuldaki diğer çocukların gözü dönmüş, boyalarım çok cazip çünkü.
Beni de annem tembihlemiş ya, vermiyorum. Onlar benden en az 2 yaş büyük ve acımasızlar doğal olarak.
“Boyalarımı vermezsem, onlarla oyun oynamamakla” cezalandırıyorlar beni.
Bir kaç teneffüs dayanıyorum, sonra okulda başka çocuklar da olabileceği ya da kendi kendimle de oynayabileceğimi aklıma bile getirmeden teslim oluyorum.
Boyalarım talan ediliyor bir çırpıda.
Bu anlattığım dört yaşıma ait bir travma.
Travma diyorum, çünkü galiba ilk orada farkettim diğerlerinin bazen çok acımasız olabileceğini.
Sevilmediğimi.
Kabul edilmek için bir şeylerimden vermem gerektiğini..
Zamanla zaten kolaylıkla vereceğim birşeyleri söke söke elimden aldılar.
İçimde bir şeyler kırıldı.
İlk orada yara aldı, masumiyetim.
Belki de bu yüzden “birşey yaparsan / verirsen ben de yaparım / veririm” demedim hiç kimseye. Ne kadar can yaktığını bildiğimden.
Nerede kaybediyoruz masumiyetimizi?
Ne zaman çıkarımız uğruna acımasızlığımız despotça bir yol göstermeye dönüşüyor?
Karşımızdakini “diğeri” gördüğümüzde galiba…
Biz’den birine despotça yol göstermiyoruz, en fazla seçim hakkı vererek hoşumuza giden seçeneği işaret ediyoruz.
Tehdit etmiyoruz “kendimizden biri”ni herhangi birşeyden yoksunlukla...
Yoksun kıldığımız şey, bazen sevgimiz, bazen ilgimiz, bazen oyun arkadaşlığı, bazen paramız, bazen de insanlığımız oluyor.
Yoksun kılan, bunu diğerine ceza diye yaparken kendini de cezalandırdığının farkında olmaz çok zaman…
Gücü olan, zalim olma hakkını da kendinde görür.
Zalim olan da masumiyetini yitirir en başta…
Masumiyet nedir peki?
Saf,  gözü açılmamış, her şeye kanan olmayı kastetmiyorum…
Hiçbirimiz masum değiliz, tıpkı şarkıdaki gibi…
Masum olma hali art niyetsizliği, güvenmeyi ve teslim olmayı çağrıştırır sanki.
Ortaokul, lise hatta üniversite yıllarımızdaki gibi art niyetsiz düşünebilmeyi, davranabilmeyi özleriz çoğumuz...
Sadece sevdiğimiz için arkadaş seçmeyi, geleceğin getireceklerine dair umut etmeyi, insanların iyiliğine inanmayı, hesapsız kitapsız yaşayabilmeyi özleriz…

None Bazılarımız sırf bu yüzden masumiyet yıllarını paylaştığı bu insanlara derin bir vefa duyar…
O insanların hayatımızda hala var olmalarını isteriz. Hatalarına ancak çok yakın aile üyelerimizin hak ettiği hoşgörü ile yaklaşır, sevmeye devam ederiz…
Onlara yalan söylemeden, kıskançlık yapmadan, acımasızlaşmadan, seçimlerine her şekilde saygı duyup destek olmaya, birlikte eğlenmeye devam etmek isteriz belki de...
Değiştiğimizi ve değiştiklerini biliriz bilmesine de hala masum bir yanımızın kaldığına da inanmak isteriz…
En azından birbirimiz için masum kalmayı düşleriz…
Aşık olduğumuz insanla da benzer bir ilişki yaşanır.
Aşkın çiçeği burnundayken, her iki taraf da masumdur genellikle...
İlk başlarda aşıklar, birbirlerine güvenir, inanır, hoşgörür, teslim olur, çocukça denebilecek bir saflık ve neş’eyle aşklarının tadını çıkarırlar.
Daha sonra aşk’ın masumiyeti nasılsa yara almaya başlar…

Önce koşullar öne sürülür…
“Öyle yaparsan severim, böyle yaparsan sevmem” denir.
Koşullar dayatmalara, dayatmalar despotça yol göstermelere dönüşür…
Sonra da yoksun kılmalar devreye girer.
Acımasızlaşırız…
İki taraf da nasıl daha az hasarla, daha fazla kazanabileceğinin hesabını yapmaya başladığında masumiyet geri gelmemek üzere anılardaki yerini alır artık…
Art niyet olmaksızın ve kar-zarar hesabı yapmadan sevgi duymanın o çocuksu ve bir o kadar da neş’eli halinden mahrum ederiz hem kendimizi hem aşığımızı…
Kendimizle o’nun arasına, “diğeri” olma hali girmiştir çünkü…
O’nu “diğeri” olarak görmek, bizi duvarlarımızın ardında daha güvenli kılar.

Koşullarımız aşkımızın önüne geçer çok zaman.
Birlikte yaşanan duygular, anılar vefadan çok ayak bağı gibi de algılanır. Değişmişizdir işte… Ve aslolan “ben ve koşullarım”dır.
Hayatımızın bazı dönemlerinde başkalarının boyalarıyla kendimize ait bir resim çizmeye uğraşmışızdır belki de her birimiz.

Karşıdakinin bazen sitemkar, bazen şaşkın ve yaralı bir hayvan gibi, bazense inanmaz bakışı resmin değil de aramızdaki masum ilişkinin önemini hatırlatırsa ne ala…
Hatırlatmazsa da, elimizde söke söke aldığımız o boyalar, boz bulanık dünyamızı bir an bile renklendirmeye yetmez ne çare…


www.empatiegitim.com

None Okuldaki diğer çocukların gözü dönmüş, boyalarım çok cazip çünkü.
Beni de annem tembihlemiş ya, vermiyorum. Onlar benden en az 2 yaş büyük ve acımasızlar doğal olarak.
“Boyalarımı vermezsem, onlarla oyun oynamamakla” cezalandırıyorlar beni.
Bir kaç teneffüs dayanıyorum, sonra okulda başka çocuklar da olabileceği ya da kendi kendimle de oynayabileceğimi aklıma bile getirmeden teslim oluyorum.
Boyalarım talan ediliyor bir çırpıda.
Bu anlattığım dört yaşıma ait bir travma.
Travma diyorum, çünkü galiba ilk orada farkettim diğerlerinin bazen çok acımasız olabileceğini.
Sevilmediğimi.
Kabul edilmek için bir şeylerimden vermem gerektiğini..
Zamanla zaten kolaylıkla vereceğim birşeyleri söke söke elimden aldılar.
İçimde bir şeyler kırıldı.
İlk orada yara aldı, masumiyetim.
Belki de bu yüzden “birşey yaparsan / verirsen ben de yaparım / veririm” demedim hiç kimseye. Ne kadar can yaktığını bildiğimden.
Nerede kaybediyoruz masumiyetimizi?
Ne zaman çıkarımız uğruna acımasızlığımız despotça bir yol göstermeye dönüşüyor?
Karşımızdakini “diğeri” gördüğümüzde galiba…
Biz’den birine despotça yol göstermiyoruz, en fazla seçim hakkı vererek hoşumuza giden seçeneği işaret ediyoruz.
Tehdit etmiyoruz “kendimizden biri”ni herhangi birşeyden yoksunlukla...
Yoksun kıldığımız şey, bazen sevgimiz, bazen ilgimiz, bazen oyun arkadaşlığı, bazen paramız, bazen de insanlığımız oluyor.
Yoksun kılan, bunu diğerine ceza diye yaparken kendini de cezalandırdığının farkında olmaz çok zaman…
Gücü olan, zalim olma hakkını da kendinde görür.
Zalim olan da masumiyetini yitirir en başta…
Masumiyet nedir peki?
Saf,  gözü açılmamış, her şeye kanan olmayı kastetmiyorum…
Hiçbirimiz masum değiliz, tıpkı şarkıdaki gibi…
Masum olma hali art niyetsizliği, güvenmeyi ve teslim olmayı çağrıştırır sanki.
Ortaokul, lise hatta üniversite yıllarımızdaki gibi art niyetsiz düşünebilmeyi, davranabilmeyi özleriz çoğumuz...
Sadece sevdiğimiz için arkadaş seçmeyi, geleceğin getireceklerine dair umut etmeyi, insanların iyiliğine inanmayı, hesapsız kitapsız yaşayabilmeyi özleriz…

None Bazılarımız sırf bu yüzden masumiyet yıllarını paylaştığı bu insanlara derin bir vefa duyar…
O insanların hayatımızda hala var olmalarını isteriz. Hatalarına ancak çok yakın aile üyelerimizin hak ettiği hoşgörü ile yaklaşır, sevmeye devam ederiz…
Onlara yalan söylemeden, kıskançlık yapmadan, acımasızlaşmadan, seçimlerine her şekilde saygı duyup destek olmaya, birlikte eğlenmeye devam etmek isteriz belki de...
Değiştiğimizi ve değiştiklerini biliriz bilmesine de hala masum bir yanımızın kaldığına da inanmak isteriz…
En azından birbirimiz için masum kalmayı düşleriz…
Aşık olduğumuz insanla da benzer bir ilişki yaşanır.
Aşkın çiçeği burnundayken, her iki taraf da masumdur genellikle...
İlk başlarda aşıklar, birbirlerine güvenir, inanır, hoşgörür, teslim olur, çocukça denebilecek bir saflık ve neş’eyle aşklarının tadını çıkarırlar.
Daha sonra aşk’ın masumiyeti nasılsa yara almaya başlar…

Önce koşullar öne sürülür…
“Öyle yaparsan severim, böyle yaparsan sevmem” denir.
Koşullar dayatmalara, dayatmalar despotça yol göstermelere dönüşür…
Sonra da yoksun kılmalar devreye girer.
Acımasızlaşırız…
İki taraf da nasıl daha az hasarla, daha fazla kazanabileceğinin hesabını yapmaya başladığında masumiyet geri gelmemek üzere anılardaki yerini alır artık…
Art niyet olmaksızın ve kar-zarar hesabı yapmadan sevgi duymanın o çocuksu ve bir o kadar da neş’eli halinden mahrum ederiz hem kendimizi hem aşığımızı…
Kendimizle o’nun arasına, “diğeri” olma hali girmiştir çünkü…
O’nu “diğeri” olarak görmek, bizi duvarlarımızın ardında daha güvenli kılar.

Koşullarımız aşkımızın önüne geçer çok zaman.
Birlikte yaşanan duygular, anılar vefadan çok ayak bağı gibi de algılanır. Değişmişizdir işte… Ve aslolan “ben ve koşullarım”dır.
Hayatımızın bazı dönemlerinde başkalarının boyalarıyla kendimize ait bir resim çizmeye uğraşmışızdır belki de her birimiz.

Karşıdakinin bazen sitemkar, bazen şaşkın ve yaralı bir hayvan gibi, bazense inanmaz bakışı resmin değil de aramızdaki masum ilişkinin önemini hatırlatırsa ne ala…
Hatırlatmazsa da, elimizde söke söke aldığımız o boyalar, boz bulanık dünyamızı bir an bile renklendirmeye yetmez ne çare…


www.empatiegitim.com

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!

Dünyanın en sevimli yavru hayvanlarıyla güne kısa bir ara verin!

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!
Kalplerinizi Isıtacak Yavrular! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!