Müziğin kemikleşmiş ismi; İZZET ÖZ.. - womenist.net 

Müziğin kemikleşmiş ismi; İZZET ÖZ..

Kendisi Radyo ve Televizyonda yaptığı işlerle adından çokça bahsettirmiş ve ilk’leri ile hep konuşulmuş ve konuşulmaya da devam etmekte. Güler yüzlü, misafirperver ve enerji dolu biri. Ve işte İzzet Öz ile gerçekleştirmiş olduğum keyifli söyleşi...

None Müzik kariyerinize TRT Ankara Radyosunda başlamış olduğunuzu biliyoruz ve devamında da birçok yapıma imza atmışsınız. Bu serüven nasıl, ne şekilde başladı?
Müzikle ilişkim çok ufak yaşlarda başladı derler ya, gerçekten de öyle. Evdeki radyoda müzik çalarken kelimeleri telaffuz edebildiğim kadar, bu teban- bu pidano dermişim. Annemde bunu fark edince beni alıp klasik müzik konserine götürüyor ve bu serüven de başlamış oluyor. Üniversite’de iken radyonun transkripsiyon bölümüne girdim. Bu bölüm de birçok şehire müzikler yapıp arşivliyordum. O sırada şöyle bir olay oldu; Dünyada bir sürü, çokça da rock ağırlıklı gruplar çıkıyor ve ben de seçmeceler yapıp şehirlere arşivleri çoğaltıyorum. Bir gün bana bir istek geldi. Bu isteği yapan bir çoban. Benden aynen okunduğu gibi  “cetrotal” nasıl yazılıyor ise aynen yazmış ve bu klasik müzik ağırlıklı olan parçayı istemiş. Bu parçanın büyüsü Anderson’nın flütünden kaynaklanır. Ve sonra düşündüm ki ‘ya dedim, orada yaşayan bi insan kendi kavalı ile flüt arasındaki bir bağlantıyı görebiliyor.’ Müziğin ne kadar evrensel bir kavram ve insanları doyurabilen bir olay olduğunu işte o zaman fark ettim ve halen aynı tutku ve heyecan ile işime devam ediyorum.

Çok yönlü bir karaktere sahip olduğunuzu yaptığınız işlerden referans alarak rahatça söyleyebiliyorum. Bu çok yönlülük nasıl başladı ve nasıl bu boyutlara ulaştı? Sonuç itibari ile size ne gibi faydaları oldu?
Ben çok faydasını gördüm. Yaptıklarımın hep en iyisini yapmaya gayret ettim ve yaptım. Öncelikle, Radyo ve Televizyondan sonra Basınla ilişkim oldu. 10 yıl Hürriyet gazetesinin sanat danışmanlığını yaptım. Radyoda ise, 75- 80’li zamanların programlarındaki özellik müzikti, müzikte de sadece bestecilerimizin yapıtlarına yer veriyordum. ‘İzzet Öz Kanunları’ diye dergilerde yazılar çıkardılar. İçlerinde en meşhurları da yer alırken, ben en yenileri de çıkarıyordum. Bunların içinde, MFÖ vardı. Müzikten sonra fotoğraf sanatı ilgimi çekti. Programlarda, önce yabancı birkaç fotoğraf sanatçısı hemen arkasından da bizim fotoğrafçı sanatçıları yer aldı. Ondan sonra fotoğrafın dışında resim. Resime ise daha çok grafik ağırlıklı çalışmalarla başladım. Mesela, ilk programımın adı ‘disco vizyon’. Onda da ilk kez ressamlardan Esher, Vaselery ve Salvador Dali’yi, daha sonra da bizim sanatçılarımızı tanıttım. Bunlardan biri; Reha Yalnızcık. E tabi dans… Modern dansa yönelik çalışamalar yaptım, koreograflara yer verdim. Önce Sait Sökmen ile çalıştık. Sait Sökmen’den sonra Aysun Aslan ile çok önemli çalışmalarımız oldu. Daha sonra bu birlik beraberliğimize Beyhan Murphy katıldı. Daha sonra stilistler… Zuhal Yorgancıoğlu, Cemil ipekçi gibi gittikçe gelişen fashion olayını da bu işin içine soktuk. Bütün bunlar otomatikman Türkiye’nin de popüler kültüründe büyük bir değişim başlattı ve bununla beraber bakış açıları da farklılaştı. Bu tarz bir birleşimi yapan ve sanatın çeşitli dallarını müzikle harmanlayan, biraraya getiren ilk program bizim bu ilk yapımlardır.

Peki Dj’lik size ne ifade ediyor?
Dj deyince aklıma ilk, özellikle radyo programcılığı değil de, club’te ya da çok büyük bir mekanda insanlara, hem kendinden hem de oradaki bütün o kendiyle beraber onu dinleyen insanlar alıp başka bir boyuta taşıyan biri geliyor. Genelde, birkaç radyo hariç, hepsinin birer müzik direktör’ü var. O parçayı seçiyor, formatı belirliyor ve dj’ler de o format üzerinden parçalar çalıyorlar. Diğeri ise, daha büyük bir ortamda daha geniş bir kitleye ulaşıyor. Radyoda belki daha geniş bir kitleye ulaşıyorsun ama öbür tarafta çok yüksek kazançlar elde ediliyor. Ama arkalarında çok geniş bir ordu var; ses teknisyeni, ışıkçı, sahne tasarımı ile ilgilenenler… Orada iş showa dönüşüyor. Ben bu açıdan baktığım zaman bunları söyleyebilirim.

Keşkeleriniz var mı?
Keşkelerim tabiki var. Mesela, annemin bana anlatıp sonra da yazdığı, teyzemin de radyofonize ettiği bir masal var. Keşke, tam zamanı iken- 3-d tiridiler başladığı için- filmi yapılabilse. Müthiş bir masal. Eğer hiçbirşey de olmazsa kitap yapacağım. Aralarından seçmiş olduğum sözleri ayrıca bir iki şarkı yaptırıp besteletebilirim de.

Kendinize ait ya da benimsemiş olduğunuz bir aforizmanız var mı?
Var tabi. Bir gün annemin elini öpmeye gitmiştim. Annecim ‘gel yavrum’dedi. Hiç unutmuyorum üzerinde krem rengi bir döpiyes vardı; gözlüklerini çıkardı. Daha 20 yaşındayım. ‘Al izzet’cim, bu senin’dedi. Ben de aldım baktım, kahverenginde ciltlenmiş bir kitap. Annem bunun içerisine 2- 3.5 yaş arasındaki anılarımı yazmış. Bu kitapta bana verdiği mesajlar da var. Artık ezberlediğim için sana rahatlıkla söylüyorum- ( duygu yüklü ve bu sözleri benimsemiş olmanın naifliği ile sözlerine başlıyor)- ’sabır ve nezaket insanı daima mutlu kılar’ diyen bir yazarın sözündeki manayı yaşamış olmanın huzurunu ben duydum yavrum. Bunu zaman zaman senin de hatırlamanı istiyorum” diyor. Arka sayfasında da diyor ki: “ insanlarla olan ilişkilerinde daima dengeli olmak sana büyük bir huzur sağlayacaktır yavrum”. Devamında ise; “ daima başın ve vücudun dik her işte alnın açık olsun. Bunlar sana huzuru ve güveni sağlayacaktır.” İşte bu sözler benim hayat aforizmlarım.


Beyza Kahraman

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!

Dünyanın en sevimli yavru hayvanlarıyla güne kısa bir ara verin!

Kalplerinizi Isıtacak Yavrular!
Kalplerinizi Isıtacak Yavrular! Devamını Oku >>

Yorum Yapın!